Cinsel tacize uğrayan mağdurlar neler yaşıyor

Tecavüz, sadece birinin isteği dışında yaşanan cinsel bir eylem olarak ele alınırsa hataya düşülür.

Kendimi bildim bileli duyduğum “Çocuklar ve kadınların cinsel istismarı” gün geçtikçe artmakta ve artık neredeyse normal kabul edilir hale gelmektedir. Medyada sürekli olarak bu eylemin niteliği ve hukuki sonuçları tartışılır ve mağdurun fiziksel olarak gördüğü zarar daha ön planda değerlendirilirken, ruhsal olarak çekilen acılar üzerinde çok az durulmaktadır. Niyetim bir psikiyatrist olarak bilimsel sözler ve verilerle canınızı sıkmak değil, ama tecavüze uğrayan insanların ruhsal olarak neler yaşadığını maddeler halinde sizlere sunmak isterim:

Tecavüz, sadece birinin isteği dışında yaşanan cinsel bir eylem olarak ele alınırsa hataya düşülür.

1-   Yapılan eylem her ne kadar fiziksel nitelikler taşısa da asıl saldırı kişinin ruhsal bütünlüğünedir. Kişinin güvenlik duygusu ciddi hasarlar görür; değersizlik, yetersizlik, aşağılanmışlık hisleri yaşamına egemen olur. Eylem sonrası gelişen suçluluk ve pişmanlık duyguları, “keşke”lerle başlayan cümleler kişinin beynine egemen olur.

2-   Tecavüzü hatırlatan mekânlar, kişiler ve eylemlerden uzak durmaya çabalarken, mağdurun sosyal, mesleki, ailevi işlevselliği ciddi şekilde bozulur.

3-   Mağdurun yaşadığı olay gün içinde film şeridi gibi gözünün önüne gelirken, geceleri kâbus görme ve ağır uykusuzluk bu tabloya eşlik eder.

4-   Öfkeli ve tahammülsüz birine dönüşen mağdur için yaşamın her alanında ağır sorunlar başlar. Telefon, kapı sesi ya da ani sesler karşısında irkilme, terleme, çarpıntı, aşırı korku ve kaygıya kapılma, kendisine saklanacak yer arama gibi tavırlar ortaya çıkar.

5-   Ego bütünlüğünde ciddi sorunlar başlar, kişinin özgüveni ağır hasar alır. Her insan potansiyel kaygı ve korku sebebi olarak görülür, çevresine karşı öfkeli söz ve davranışlarda bulunur.

6-   Hele tecavüze uğrayan bir çocuksa -ki benim için her türlü cinsel söz, davranış ve eylem ruhsal açıdan tecavüzdür- bu bulgular çok daha ağır seyreder. Mağdurda kalıcı kişilik sorunları, ağır psikiyatrik hastalıklar gözlenebilir. Tüm ömrünü insanlardan çekinerek, güvensiz, acı içinde geçiren bireyler ortaya çıkar.

Her türlü cinsel içerikli eylem tecavüz olarak kabul edilebilir. Kıyafetinden dolayı birine sözlü ve fiziksel sataşma, cinsel içerikli küfür, iş yerinde cinsel imalar içeren konuşmalar, kişinin katılımı olmadan anlatılan cinsel içerikli fıkralar vd. gibi birçok eylem aslen ruhsal tecavüzdür. Psikiyatrik açıdan bir eylemin tecavüz olması için illa ki tamamlanmış bir cinsel eylem olması gerekmez. Eylemin şiddet ve niteliğinden daha çok mağdurun ruhunda yarattığı yansıma önemlidir. Bu yansıma eylemin ruhsal sonuçlarını etkiler.

Tecavüzlerle ilgili çalışmaların sonuçlarına göre; tecavüzlerin neredeyse yarısında saldırgan mağdurun tanıdığı biridir. Bu saldırganların arasında; sevgili, koca, öz baba, kardeş ve yakın akrabalar vardır. Tecavüzlerin çoğunda erkek “hayır” yanıtını kabul etmez ya da bu yanıtı yeterli bulmaz. Bu neden böyledir peki?

Yanıt bireyin büyürken edindiği cinsel senaryolarda gizlidir. Ülkemizde son yıllarda kadın kimliği üzerinden artan dinci yorumlar ve fetvalarla artık ciddi bir bilişsel altyapı oluşturulmuştur:

“İçime kaçan cinler yüzünden böyle davrandım.”

“Kadın belki derse evettir, hayır derse belkidir.”

“Bir kereden bir şey olmaz.”

“Annenin diz altından tahrik olunabilir.”

“Kayınvalide öpülmemelidir, şehvet duyulabilir.”

“Baba öz kızına şehvet duyabilir.”

“Altı yaşında kız çocuklarıyla evlenilebilir.”

“Kırmızı ruj kullanan kadınlar fahişedir.”

“Kırmızı araba kullanan kadınlar fahişedir.”

“Gece dışarı çıkan kadınlar, içen kadınlar fahişedir.”

“Çalışan kadınlar fahişedir.”

“Savaş sırasında zorunluluk halinde, kız kardeş ve anneyle ilişkiye girilebilir.”

Oluşturulan bu iğrenç ve akıl almaz bilişsel altyapı, ileride daha ağır sonuçlarla karşımıza çıkacaktır.

Tecavüzlerin birçoğunun nedeni pornografideki, medyadaki, kitaplardaki cinsel şiddettir.

Ayrıca, toplumumuzda kadına karşı artan şiddetin temel nedenlerinden biri de, hemen her gün medya ve sosyal medyada paylaşılan ve IŞID aracılığıyla İslam ile bağdaştırılan, yapılanları hak gibi gösteren, neredeyse bu eylemlerin Allah yolunda yapıldığını iddia eden tecavüzleridir. Kuran’ı okuyan herkes bunun saçmalık olduğunu çok iyi bilir. Ancak okumadan bunlara inanan insanlar için tecavüz legal bir zemin kazanır. Bu mantık, ülkemizde de özellikle çağdaş yaşamı şiar edinmiş kadınlar için tehlikeye dönüşmüştür.

İzlenen şiddet içerikli televizyon ve internet yayınlarıyla izleyicinin sonraki saldırganlığı arasında yüksek bir korelasyon vardır, üstelik bu etki zamanla birikerek çoğalır.

Medyada yayınlanan şiddetin HİSSİZLEŞTİRİCİ etkisi vardır:

“Onlar yapabiliyorsa ben de yapabilirim.”

“Demek bu iş böyle yapılıyor?”

“İşte yine birine tecavüz ediyorlar; öbür kanalda ne var acaba?”

Buna benzer birçok düşünceyi medya seyirciye düşündürtür, yapılan eylemi kişinin zihninde meşrulaştırmasına sebep olur.

TECAVÜZ VE SALDIRGANLIK NASIL AZALTILABİLİR?

İlk yapılması gereken iyi bir eğitimdir. Eğitimle ilgili konu çok ayrıntılı ele alınmalıdır. İkinci yapılması gerekense, yapılan eylemin hızlı ve kesin bir biçimde cezalandırılmasıdır.

Cinsel saldırganlığı cezalandırmak konusunda nasıl davranılmalıdır?

Ceza karmaşıktır. Cezanın saldırgan davranışını etkilemesini beklerken, diğer yandan cezanın kendisi saldırgan bir nitelikte olabilir ve taklit edilebilir. Böylece ceza saldırgan tavrın artışına neden olabilir. Mesela şeriat devletlerinde görülen; kılıçla baş kesme, idam ve kısasa kısas gibi cezalar diğer insanlarda da saldırganlığın artmasına sebep olabilir.

Hafif cezalar çocuklar için daha caydırıcıyken (Ağır cezalar çocuklara değersizlik ve yetersizlik duygularıyla beraber, farklı ruhsal sonuçlara yol açarken, hafif cezalar yanlış davranışı anlamasına daha fazla yardımcı olur. Ancak asıl eğitim ödüllendirmeyle sağlanmalıdır) erişkinler için ağır cezalar uygulanması gerekir.

Tecavüz diğer saldırganlıklardan ayrılan bir nitelik taşır. Tecavüzde, mağdurun fiziksel, ruhsal ve zihinsel bütünlüğüne karşı yapılmış topyekûn bir saldırı vardır ve fiziksel yaralar ortadan kalksa dahi, ruhsal ve zihinsel sorunlar bir ömür boyu sürebilir. Ayrıca, tecavüze uğrayan mağdur dışında toplumsal bir güvensizlik ve korkunun oluştuğu da ele alınırsa, cinsel nitelik taşıyan saldırgan tutumların diğer saldırgan eylemlere göre daha ağır cezalandırılması, indirim maddelerinin uygulanmaması önemlidir.

Cezanın caydırıcı olabilmesi için;

Ceza çabuk ve kesin olmalı,

Eylemin hemen ardından verilmeli 

ve kaçınılmaz olmalıdır.

Şiddet içerikli davranışları tutarlı ve kesin cezalandırma, ağır cezalandırmadan çok daha etkilidir. Ancak özellikle ırza tecavüz gibi mağduru fiziksel ve ruhsal olarak yıkan, ayrıca toplumsal güvenlik algısını kadın ve çocuklar için ciddi şekilde bozan eylemler için ceza tutarlı, kesin ve çok ağır olmalıdır!

Bu şekilde, çocukların ve kadınların toplumsal hayatta güvende, rahat ve özgürce yaşamaları sağlanabilir.

Dr. Semih Dikkatli – Odatv.com