Delilik bir tercihtir…

Normalleşmeyin. Çünkü normalleştikçe mürebbiye kılıklı kadınlarla, ambar memuru tipli erkekler arasındaki ilişkiler biçimi olur hayat. Sıkıcı ve bunaltıcı. Gri. Siz deliliği seçin. Çünkü delilik güzeldir, bitmez. Ve hiçbir delirmenin yıldönümü olmaz.

Delileri kapatmaya başladıklarından beri dünya gerçekten tatsız tuzsuz bir yer artık. Carl Jung “Bana aklı başında birini gösterin size onu iyileştireyim” derken sanırım tam da bu tatsızlıktan söz ediyordu bize. Geçenlerde yazmıştım deliliğin neden bir tercih olduğunu. Neden gerekli olduğunu. Deliliğin neden zorunlu olduğunu. Evet delilik bir tercihtir. Çünkü bu kirli gerçekliğe karşı koyabilmenin tek yolu o. Çünkü gözünüzün önünde ellerinizi kollarınızı bağlayarak iş tutan saf kötülüğe dayanabilmenin ve onu alt edebilmenin tek yolu o. Normallik denilen illete karşı hayat denilen bu kısa hikayeyi katlanabilir kılmanın tek yolu da o.

Normallik ve delilik, aşk ve gurur gibidir. Aşkın ve gururun bir arada olamazlığı gibidir onların ilişkisi de. Aşk deliliği, gurur normalliği besler. Aşık olan herkes deliliğe bir adım daha yaklaşırken, normalleşenler gururuna saplanıp kalır. Eğer gurur yapıyorsanız normalleşiyorsunuzdur. Oysa hiçbir aşık ya da deli gurur nedir bilmez.

Onlar dünyayı sadece görmek istediği gibi görmeyi tercih edenlerdir. Deliler aşk ehlidir ve aşksa bünyesinde gururu değil fedayı barındırır. Bu dünyaya rağmen bu dünya için bedeni ve aklı feda etmektir delilik. Artık dünya, aşkı bağrından söküp atan ve normalliğin o köhne gururuna saplananların dünyası. O nedenle çirkin ve kötü. Saf kötülüğün her yere sindiği bir yer dünya. Deliler azaldıkça çirkinliğin arttığı, güzellik ve estetik diye pespayeliğin elimize tutuşturulduğu bir uzay-zaman-mekan dünya.

Çocukları öldürmenin normal, öldürenlerin ceza almasını istemenin delilik olduğu günler. Bunu istemek delilik çünkü “katiller ceza alsın” demek bile bu ülkede ölümü göze almakla eş hale geldi. Ölümler ve açlık normalleşiyor. Ölmek ve açlık normal, ölmemek ve tok olmak anormal. Tecavüz edilmek normal, sevişmek anormal.

Hırsızlık normal, dürüstlük anormal. Bir yerde ölümler normalleşmeye başlamışsa orası sadece koca bir toplama kampıdır o kadar. Geçen hafta yazdım. Agamben “Tanık ve Arşiv”de bu normalleşmeyi insanın gözüne soka soka anlatır. Peki Tanrı’nın bunca çocuğun öldürülmesine göz yumduğu bir dünyada normal kalmak mıdır evla olan, delirmek midir?

Normalleşme. Aslında bütün hikaye bunun üzerine kurulu. Bütün bir sistemin hikayesi yani. Sistemin varoluşu ve sürekliliği. Normalleştikçe kabul gören, kabul gördükçe alkışlananlarız. Yolda yürüyüşünüz normal olmalı, giyim kuşamınız, saçınızın kesimi, sakal tıraşınız, eteğinizin boyu. Devletin merkezine yaklaştıkça normalleşmeniz artar, devlete yaklaştıkça tek tipleşirsiniz. Kravat takarsınız. Devlet buna çok önem verir mesela. Akıllı çocuklar kravat takarlar. Eteğinizin boyu da devlet için ahlak meselesidir. Hatta ölüm kalım meselesi haline geldiği bile olur. Devlet kadın bacağından en çabuk tahrik olandır. O nedenle diz altı etek kullanılmasını sıkı sıkıya denetler. Bir kaza sonucu kolunu ve bacağını kaybetmiş bir milletvekiline zorla pantolon giydirerek korumaya alır ar’ını, namusunu. Öte yandan ekmek almaya giden çocuğun başına bir orduyla inip kafatasını kırıverir. Yeri gelir çocuk katilidir, yeri gelir tecavüzcüdür devlet.

Kravatlarınız çeşitlenir gün geçtikçe, bir de bakarsınız ki artık siz başkalarının etek boyunu dert eder olmuşsunuz. Bir de bakarsınız ki dünyanın en inandırıcı yalanlarını önce kendinize söylemeye başlamışsınız. Sokakta çocuklar yalnızca aşağılanmamak için, özgürlükleri için gösteri yaparken devletten önce taşı alıp siz atarsınız onlara. Utanmazlığınız ahlaksızlığınızla birleşiverir yerde yatan bir madenciye tekme atarken. İşte budur normalleşme, devletleşme. Kişinin bir devlet gibi düşünerek her geçen gün paçozlaşmasıdır bu. Normalleştikçe suratınız asılır, normalleştikçe asık suratı devlet asaleti sayan bir geri zekalılık örneği sergilemeye başlarsınız. Hareketleriniz yavaşlar, bakışlarınız donuklaşır.

Bir yerde normalleşme varsa orada bir emir veren mutlaka vardır. Ve kuraldır: Normal olan emir verendir. Normallik emir veren tarafından belirlenir. Ve her kim ki emir vermeye başlarsa kendi normalliğini de inşa etmeye başlamıştır. Oysa marjinal olan aslolandır. Marjinal olan ruhunu hayatın el değmemiş yerlerinden besleyebilendir. Hayatın tıkanmamış damarlarında kendi kanını yürütebilendir.

Bütün hikaye ve hayat bunun üzerine inşa edilmiştir. Normallik artıyorsa, rutinleriniz bile rutinleşir. Sıkıntılarınız ve yalnızlıklarınız tekleşir, aynılaşır. Aynı yalnızlıklar içinde boğulursunuz. Sistem önce bilginizi normalleştirir. Bildiklerinizi ayrıştırır. Öğrendiklerinizi ve öğreneceklerinizi ince ayrıntısına kadar kategorize eder. Bilmenin, öğrenmenin büyüsü piç edilir. Normalleşmek ve normalleştirmek bir sistemin ayakta kalabilmesinin tek yoludur. O nedenle bütün gücüyle marjinal ve radikal olanın, farkında olanın üzerine çöker devlet. Sokakta gördüğümüz on gömlekten sekizi birbirine benziyorsa, okuduğumuz on makaleden üçü beşi birbirinin aynıysa, aşık olduğunuz kadınlar ve erkekler birbirini tekrar ediyorsa bu dünyada işiniz bitmeye yakındır.

Normalleşmeyin. Çünkü normalleştikçe mürebbiye kılıklı kadınlarla, ambar memuru tipli erkekler arasındaki ilişkiler biçimi olur hayat. Sıkıcı ve bunaltıcı. Gri. Siz deliliği seçin. Çünkü delilik güzeldir, bitmez. Ve hiçbir delirmenin yıldönümü olmaz (Örneğin Gezi’nin de yıldönümü olmaz). Çünkü artık o bir süreklilik halidir ve bilinçli bir tercihtir.

Ali Murat İrat – YolveMacera