Derin hayranlık hisleri insan sağlığını besliyor

Hepimiz, bir yaz gecesinde gökyüzüne baktığımızda ne kadar küçük olduğumuzu aklımıza getiren ya da bir parçanın nağmelerine kapıldığımızda içimizde uyanan huşuya aşinayız. Yeni bir çalışmaya göre; bunun sadece kafamızda oluşan bir hissiyat değil, bütün vücudumuza yararlı olabilecek bir duygu olduğu ortaya çıktı.

Emotion (Duygu) isimli gazetede yayınlanan yeni bir araştırma bunun nedeni olarak bazı pozitif duyguların -özellikle doğa, sanat ya da varoluşla ilgili düşünceler tarafından tetiklenenler- proinflamatuar sitokin miktarlarındaki düşük seviyelerle ilişkili olduğunu gösterdi.

Sitokin bir proteindir ve hücrelerde değişiklik yaratarak, bağışıklık sistemi hücrelerine bir yara veya enfeksiyonu iyileştirmesi için tetikleyici sinyali verir; fakat bu yararlı görev, yüksek seviyedeki sitokin yığılmasının uzun sürmesi halinde bazı yan etkiler de yaratabiliyor. Aşırı sitokin yüklenmesi, aralarında kalp hastalığı, Alzheimer ve kireçlenmenin de olduğu pek çok hastalığı destekleyen inflamasyon riskini arttırabiliyor.

Çalışmanın ortak yazarlarından olan Berkeley Üniversitesi‘nden psikolog Dacher Keltner; huşu, merak ve güzelliğin sağlıklı sitokin seviyelerini desteklediğini ve bu duyguları uyandıran doğa yürüyüşü, kendini müziğe bırakmak, bir sanat eserini seyretmek gibi aktivitelerle sağlık ve ortalama yaşam süresi arasında direkt bir bağlantı olduğunu söyledi.

Huşu uzay  Derin hayranlık hisleri insan sağlığını besliyor Hu C5 9Fu uzay

Çalışmanın yazarları, negatif duyguların sağlıksızlıkla direkt bir ilişki içerisinde olduğunun uzun zamandır bilindiğini; fakat pozitif duyguların da fiziksel sağlık üzerinde önemli bir rol oynadığının yeni kabul görmeye başladığını belirttiler. Özellikle korkuyla karışık bir hayranlık betimleyen huşu duygusu, ilgi çekici bir duygu. Korku ve büyüleyiciliğin bir arada bulunduğu bu duygu, bilim insanlarının da merakını cezbetmiş.

Keltner, 2003’te yapılan bir çalışmaya dair yaptığı açıklamada; hazzın üst seviyeleri ve korkunun uç kısımlarındaki huşunun, üzerinde en az çalışılan duygulardan bir tanesi olduğunu ve bu duygunun, bir şelale manzarasından çocuk doğumuna, yıkım sahnelerinden karmaşık bir müzik eserine kadar pek çok farklı uyaranla tetiklenebildiğini dile getirdi. Huşunun inanç, politika, doğa ve sanatın merkezi olduğunu da ekleyen araştırmacı, anlık ve nadir yaşanan bu duygunun deneyimlenmesinin, bir hayatın rotasını derinden ve sürekli olarak değiştirebileceğini belirtti.

Vücudumuza iyi geliyor

Doğanın güzelliği huşu duygusunu dünyanın her yerinde besliyor; fakat farklı kültürlerde değişik şekilerde ifade ediliyor. Norveç’in doğal yaşam felsefesi Friluftsliv‘in püf noktası bu duygu. Bunun yanı sıra Japonya’da ”orman banyosu” gibi diğer doğa merkezli gelenekler de bu duygu üzerinden temellenmiş. Uçsuz bucaksızlığın ve güzelliğin hayal gücümüzü ele geçirmesini ve derinliklerdeki bazı betimlenmesi zor hissiyatları uyandırmasını öz alan Japon ”yugen” konseptinde de bunu görmek mümkün. Kamo no Chômei yugen sanatını; ”Sessiz gökyüzünün renksiz enginliğinin altındaki bir sonbahar akşamı gibi, ne olduğunu bilmediğimiz bir şeyi hatırlamışız gibi, kendini tutamayarak gözyaşlarına boğulmak” olarak betimler.

Huşu 2  Derin hayranlık hisleri insan sağlığını besliyor Hu C5 9Fu 2

Keltner ve çalışma arkadaşları tarafından 200 genç yetişkin üzerinde iki deney yürütülmüş. Belirlenmiş bir gün içerisinde deneklerin içlerindeki, zevk, huşu, şefkat, memnuniyet, neşe, sevgi ve gurur gibi değişik pozitif duyguların seviyeleri ölçüldü. Araştırmacılar aynı zamanda deneklerden diş eti ve yanak örnekleri alarak, bu duyguların inflamasyonun işareti olan bir sitokin türü, interlökin-6 ile nasıl bir ilişki içerisinde olduğunu gözlemlediler. Özellikle huşu, merak ve şaşkınlık duyguları başta olmak üzere daha fazla pozitif duyguları deneyimleyen insanlarda, ölçülen interlökin seviyeleri çok daha düşüktü. Bu da pozitif duyguların, bir bağışıklık sistemi tepkisi olan inflamasyonun oluşmasına gerek bırakmadığını gösteren bir ipucu oldu.

Yakın zamanda yapılan diğer çalışmalar depresif hastaların, depresyon derdi çekmeyen hastalara göre bir sitokin olan TNF-alfa seviyelerinin daha yüksek olduğunu gözlemledi. Bilim insanları sitokinin, serotonin ve dopamin gibi bazı hormon ve nörotransmiterleri engelleyebileceğini düşünüyor ki bu da sitokininin, ruh halinden, hafızaya, uykudan iştaha kadar her şey üzerinde etkisi olabileceğini gösteriyor.

Huşu çoğu zaman eğlenceli olmasının yanı sıra, varoluşun güzelliği ve gizemindeki olağanüstülüğü bize hatırlatıyor. Bu duyguya sevk eden aktivitelerin, mesela doğa yürüyüşleri veya güzel bir müzik dinlemenin, yaratıcılığı arttırmak ve beyin sıvısına temizlenmesi için olanak sağlamak gibi yararları var. Aktif, angaje ve meraklı olmak genelde vücudumuza ve aklımıza iyi gelme eğilimi gösteriyor.

Kaynak: MNN
Kaynak: https://gaiadergi.com/