Devlet-toplum ilişkisinde bir güç kaynağı olarak korku

Yıllar ne kadar ilerlerse ilerlesin medeniyet, teknoloji gelişebildiği kadar gelişsin insanlık her ne kadar ileri gitse de aslında çok kritik bir noktanın atlanarak insanlığın ilerlemesi fayda sağlamak yerine zarar verir. Bu kritik nokta insanların sorgulama, düşünme yetisini kaybetmesidir.

Her şeyi, bütün dayatılan sistemi çabucak benimsemek uyum sağlayıp (kişiyi özünden uzaklaştırsa bile) sisteme istediğini eksiksiz veren bir toplumun olması, bunun farkına varılmaması, insanlığın bu uyku hali içinde varolup gitmesi büyük bir dramdır. Neyden mi bahsediyorum? Bir iktidar tarafından yönetilen toplumun kendisine farkında olmadan yaptığı eziyetten. Benedict Spinoza’nın bir sözüyle bunu açıklayayım:

“İktidarın kitlelerin kederine ihtiyacı vardır.”

İnsanların avcı toplayıcı yaşam şeklinden yerleşik hayata geçmeye başlamalarıyla kişilerin çıkarlarının birbirlerine zarar vermesiyle insan ilişkilerine bir sınır koyulması, anlaşmazlıkları düzeltmek için hakkı gözeten kuralların koyulması ve bunları yönetecek bir oluşumu ortak bir sözleşmeyle insanlık meydana getirmiştir. Evet, bu oluşum devlet. Devletin hukuki yaptırım yetkisini elinde bulunduran güce iktidar diyoruz. Bir tarafta temel haklarını karşılamak, özgürlük ve refah içinde yaşamak isteyen bir devlet tarafından yönetilen halk, diğer tarafta bu halkı yönetecek, yasaları, ekonomiyi elinde tutacak bir güç, yani yönetici grubu vardır.

Hayat bu tarafların isteme-istenileni yerine getirme, karşı çıkma-tepkiyi bastırma, tasarı öne sürme-reddetme veya kabul etme gibi karşılıklı etkileşim ve iletişimiyle devam eder. 19’uncu yüzyılda tanıdığımız Fransız düşünür Proudhon devleti şu şekilde tanımlar:

Yönetilmek, her işlemde kaydedilmek, sicil almak, deftere geçmek, vergilendirmek, damgalanmak, ölçülmek, sayılmak, değerlendirilmek, yasaklandırılmak, yola getirilmek, düzeltilmek ve cezalandırılmaktır. Bu kamu yararı bahanesiyle ve genel çıkar adına; tekel altına alınmak gasp edilmek, aldatılmak, soyulmaktır. En küçük sızlanma ve direnme karşısında bastırılmak, cezalandırılmak, aşağılanmak, tacize uğramak, mutsuzlaştırılmaktır.

Proudhon’a göre devlet budur, onun adaleti ve ahlakı budur.

big-brother-is-watching-you  Devlet-toplum ilişkisinde bir güç kaynağı olarak korku big brother is watching youHepimizin bildiği günümüz dünyasını yıllar öncesinden anlatan bir başyapıt olan George Orwell’ın 1984 adlı korku ütopyasında her şey devletin denetimindedir. Sürekli birbiriyle savaşan üç totaliter polis devletinin egemenliği altında yönetilen bilinçsiz, muhalefetsiz bir kitle vardır. Aslında bu devletler gerçekten savaşmak istediği için değil de sürekli bir savaş-çatışma durumunda olunması gerektiği için savaşırlar. Tıpkı bugünkü dünyada olan savaşlar gibi.

Şu anda içinde bulunduğumuz zaman en ileri demokrasinin(!) olduğu barışın ve insan haklarının korunması için birçok uluslararası örgütün olduğu bir zaman olsa da hâlâ savaşlar toplu katliamlar hiç eksilmeden devam ediyor.

Bu savaşların devam etmesinin sebebi nedir?

1900-1950 yılları arasında yapılan savaşlar sömürgecilik içindi. Peki artık toprak kavgası olmadığına göre bu savaşlar neden bitmiyor? Silah ticaretinden elde edilen gelirle ekonominin canlı tutulması, insanların dinlerini değiştirmek ve ırkçılık bu savaşlara neden olan unsurlardır.

Ekonomik nedeni ele aldığımızda devletler yapılan savaşlarda istediklerini elde ediyor mu? Evet. Peki ırkçılık ve din değiştirmek için yapılan katliamlarda insanlar dinlerinden, kutsal saydıkları değerlerinden vazgeçiyorlar mı? Hayır. Öyleyse neden hâlâ toplumları yok eden, insanları katleden, büyük yıkıntılara acılara sebep olan savaşlar yapılıyor?

İşte Spinoza’nın “kitlelerin kederi” kavramı burada ortaya çıkıyor. İnsanlar büyük felaketler yaşarken kaos içindeyken can derdine düşmekten kutsal değerlerini koruma çabasından acılarından fırsat bulup hayatı, yaşam şartlarını sorgulayamazlar. Büyük bir travmanın içindeki insan günlerce yemek yemeyip açlıkla mücadele eden, silah seslerine duyarsızlaşan, büyük kayıplar veren, yaşamak için gerekli olan en temel haklarına sahip olamayan insan entelektüel tartışmalar içine girmez. Herhangi bir entelektüel kaygı böyle bir varoluşta söz konusu olamaz. Söz konusu olan hayatta kalmaktır. Geçim derdidir.

Devlet-toplum-ikilemi-soruları-vol-2-3  Devlet-toplum ilişkisinde bir güç kaynağı olarak korku Devlet toplum ikilemi sorular C4 B1 vol 2 3İşte böyle zor günlerde toplumların içinde bulunduğu buhranı, kederi, savaşı ve getirdiği tehditleri ortadan kaldıracak bir güce ihtiyaç duyulur. Bu güç iktidardır. Hükümet halkın bu “korkulu” ve üzüntülü durumunu kullanarak iktidarda kalmayı başarır. Toplumu bu kaosun içine iktidar düşürmüştür ve kaostan çıkaracak olan da yine iktidardır. Sıkıntılı dönemler atlatıldığında bu, yönetilen tarafa halka sanki bir hediyeymiş gibi gösterilir. Ulusa seslenişte yapılan mitinglerde toplumun kederli döneminin atlatılması sanki iktidarın müthiş mücadeleleri sonucunda, yönetilen gruba canla başla kendisinden (devletten) fedakârlıklar göstermesiyle sağlanmıştır. Böylelikle yönetilen kitle önce kendisini kaosa sürükleyen sonra da bu kaostan kurtaran iktidara minnet duyar.

Ülkemizdeki “aman devletimize zeval gelmesin” anlayışı da buradan doğar. İktidar yönetilen kitle tarafından kutsallaştırılır. Bütün bu yazıyı başka bir cümleyle özetleyecek olursak Victor Hugo’nun bir sözü çok güzel bir ifade ediş olabilir bizim için:

“Siz yardım edilmiş yoksullar istiyorsunuz, biz ise ortadan kaldırılmış yoksulluk.”

kaynak: https://gaiadergi.com