Devletten kafa karıştıran teşvik

Düve yetiştirmek için bakanlığa bağlı ve Türkiye’nin dört yanına dağılmış devletin tarım işletmeleri neden kullanılmıyor? Bu işletmelerde gerekli alt yapı ve yetişmiş yeter sayıda teknik eleman yok mu?

Tarımda yıllardır tartışılan bir konu var; Tarımsal üretim, çiftçi/köylülerin ağırlıkta olduğu aile işgücü temelli küçük ve orta ölçekli işletmelerle mi, yoksa şirket temelli büyük dev işletmelerle mi sürdürülsün?

Bu konuda biraz genelleştirme yaparak Türkiye’ye dönelim. Dünya ölçeğinde de 1980’li yıllarda başlayan süreç içinde yeni-liberal politikalarla çevre ülkelerinde, küçük üreticiliği destekleme politikaları terk edilmeye başlandı. Köylülük mülksüzleştirme sürecine sokuldu, işletmelerin dev kapitalist işletmelere dönüştürülmesi doğrultusunda girişimlere hız verildi. Bu yolla kırsal nüfusun azaltılması da gündeme sokuldu. Ancak uygulanmakta olan politikalar, başta Afrika’nın birçok ülkesinde açlıktan ölümleri yaratan yıkımlara neden oldu.

Türkiye’de ise bu uygulamaların sonucu, kırsal kesim giderek yoksullaştı, kırdan kentlere göç hızlandı. Bunun hayvansal üretimde yansıması ise hayvan sayısının azalmasını ve son aşamada kırmızı et açığını ortaya çıkardı, ete yaklaşılmaz oldu.

Şimdi bu tartışmayı yeniden gündeme getiren yeni bir uygulamayla karşı karşıyayız.

Geçtiğimiz günlerde, 3 Ağustos 2016 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Bakanlar Kurulu Kararnamesi’ne göre damızlık düve yetiştirmek üzere yeni yatırım yapacaklara ve var olan işletmelerinin hayvan sayısını da 500 başa çıkaracaklara üç kalemde yüzde 50 hibe desteği sağlanacağı kararlaştırıldı.

Bu kalemler şunlar: Yeni yatırım ve kapasite artırımı için inşaat yatırımı, hayvan alımında damızlık dişi buzağı alımı ve yem karma makinesi ve gübre sıyırıcı alım bedelleri.

Üç ayrı kalem için hibe desteği, yüzde 50 oranında 2016, 2017 ve 2018 yıllarında yatırımcılara verilecekmiş.

Anılan kararnamenin “Özellikle 2010 yılından itibaren kırmız ette yaşanan ve yaşanmakta olan krize karşılık alınan bu karar yerli üretimin desteklenmesi açısından çok olumlu ve yerinde bir karar olduğu söylenebilir.” olduğunu belirtenler var.

Ancak, konuyu, birkaç açıdan irdelemek gerekiyor.

Birincisi: Türkiye hayvancılığı ve bu bağlamda süt sığırcılığı açısından Türkiye’nin geleceğini kime bağlayalım? Şirket temelli büyük dev sığırcılık işletmelerle mi yola devam edeceğiz, yoksa küçük ve orta ölçekli işletmeleri daha verimli çalışacak duruma getirerek aile çiftçiliği temelli bir modele mi ağırlık vereceğiz? Bu konuda stratejik olarak karar vermek zorunluluğu var.

İkincisi: Desteklemelerin 500 baş ve üzeri işletmelere yönlendirilmesiyle küçük ve orta ölçekli işletmelerin tasfiyesi söz konusu mu olacak? Durum böyle ise bu işletmelerin tasfiye sürecini hızlandırılması ile meydana çıkacak göç ile birlikte bunlara kentlerde sanayi ve hizmetler sektöründe iş ve aş olanakları yaratılabilecek mi?

Üçüncüsü: Bırakınız 500 baş ve üzeri dev süt sığırı işletmelerinin Türkiye’deki payını, 150 baş ve üzeri var olan sığırcılık işletmelerindeki payı nedir? Bu payın yüzde 0.5 bile olduğunu söylemek olası değil. Kaldı ki Avrupa Birliği ülkelerinin büyük bir çoğunluğunda bile 100 baş ve üzeri işletmelerin toplam işletmeler içindeki payları ülkelere göre değişim göstermekte, orada bile bu oran yüzde 20 arasında değişiyor. Üstelik bunların tümü, aile çiftçiliğinin egemen olduğu işletmeler. Şirket tarımcılığı neredeyse yok.

Dördüncüsü şu: İşletmeler büyüdükçe çevreye verdikleri zarar giderek artıyor. Dışkı ve idrar gibi çıktıları denetim altına alınamıyor.

Beşincisi: Kırmızı et açığını sığırla kapamak olası değil. Sığırların anatomik ve fizyolojik yapıları gereği daha çok nitelikli ota gereksinmeleri vardır. Nitelikli ve ucuz ot üretimi için de bütün yıla yayılmış bol yağış gerekiyor. Türkiye coğrafyasının ortaya çıkardığı mera ve otlaklar ise nitelikli ve sığıra uygun ot üretemiyor. Bu nedenle kırmızı et üretimi için koyun ve keçiye ağırlık verilmeli.

Şimdi şöyle söylenebilir: Kararname ile sözü edilen hibeler, süt sığırcılığı için değil, damızlık düve yetiştirmek üzere girişimlerde bulunacaklara verilecek. Bunlar da topladıkları dişi buzağıları düve durumuna getirerek süt sığırcılığı yapacak işletmelere pazarlayacaklar.

Cevabım şu: Ancak büyük dev işletmeler oluşturma doğrultusunda işin özü değişmiyor. Üstelik düve yetiştirmek için bakanlığa bağlı ve Türkiye’nin dört yanına dağılmış devletin tarım işletmeleri neden kullanılmıyor? Bu işletmelerde gerekli alt yapı ve yetişmiş yeter sayıda teknik eleman yok mu?

Şimdi bir soru sorarak yazımı bitirmek istiyorum; Birleşmiş Milletler geçtiğimiz yıllarda Aile Çiftçiliği ile Kooperatifçilik Yıllarını ilan etmiş, Türkiye de bu kararları destekleyerek tarımını bu iki konuyu temel alarak yapılandırılması doğrultusunda çalışmalar yapacaktı. Bu yaklaşım acaba ne ölçüde sürdürülecek?

Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı – Odatv.com