İyi okuyun bademler! İhsan Eliaçık; “İslam’da kadın” üzerine doğru bilinen 10 yanlış

Kuran’da kadının yeri ile ilgili doğru bilinen on yanlış… Sizlere bunlardan bahsedeceğim. Yaygın olan, doğru bilinen, öyle olduğu zannedilen, dindeki yeri bu olduğu varsayılan on büyük yanlış…

BirincisiHavva’nın, Âdem’in kaburga kemiğinden yaratıldığı iddiası…

Milyonlarca dindar, kadının, erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığına inanıyor. Aslında, Havva’nın Âdem’in kaburgasından yaratıldığı sözü, Kuran’da geçmiyor, Tevrat’ta geçiyor. Tevrat’taki yaratılış anlatısında, Allah önce Âdem’i yaratıyor. Tabiri caizse, insanı yaratırken Allah’ın zihninde kadının adı yok, düşünmüyor, kadın diye bir varlık aklına bile gelmiyor. Önce Âdem’i yaratıyor, sonra onu başıboş Dünyaya bırakıyor. Âdem, aylak aylak, sağda solda geziyor. Allah, sonra bakıyor ve diyor ki, ya hu bir şey unuttuk, bu Âdem çok yalnız kaldı, buna bir eğlence lazım. Allah’ın aklına, o nedenle kadını yaratmak geliyor. Ve Âdem’in kaburga kemiğinden alarak, etrafına et giydirerek, bir güzelce yaratıyor. Sonra da Havva’yı ona gönderiyor.

Âdem’de, Havva’ya, o sen ne hoş şeysin böyle, nerden çıktın diyor. O da, ben Havva’yım, senin için yaratıldım diyor ve orada iş başlıyor. O gün bugündür, asıl olan erkek, onu eğlendirmek için, dünyadaki sıkıntısı alması için yaratılmış kadın söylemi, kaburga kemiği hikâyesi, her yana yayılmış vaziyette. Dini dünya, bunun böyle olduğuna inanıyor. Hıristiyanlar da, Yahudiler de, Budistlerde, Zerdüştlerde, bu anlatı hepsi var. Ama Kuran, önceki dinlerin reformcu devamı olduğu için, son hak din olduğu için, bu anlatıyı şu şekilde düzeltiyor:

Nisa Suresi 1.ayeti: Allah sizi tek nefisten, tek bir özden, yarattı; ondan da bir çift var etti, onlardan da kadınlar ve erkekler türetip getirdi, diyor. Bu ayetteki söyleme göre, kadın ve erkek varlık sahnesine beraber çıkmışlardır. Eş olarak çıkmışlardır, zevç olarak çıkmışlardır. Yani, topraktan mı geldiler, sudan mı çıktılar, önceki bir kök atadan mı geldiler, maymundan mı dönüştüler, burası ayrıca bir tartışma konusudur ki evrimin de İslam’a aykırı bir tarafı yoktur. Her ne şekilde oldu ise, Nisa Suresi’nin 1.ayetine göre, kadın ve erkek varlık sahnesine beraberce çıkmışlardır, eş var olmuşlardır, hani, eşbaşkanlık var ya onun gibi.

Dolayısı ile hayatı da berber göğüsleyeceklerdir. Birinin diğerine üstünlüğü değil, yaratılışta, varlık sahnesine, birbirine eşit çıkış söz konusudur. Bu söyleme göre (Nisa Suresi 1.ayetteki Kuran söylemi) bunun böyle olması gerekir ama önceki söyleme göre (Tevrat’taki yaratılış söylemine göre) asıl olan erkek olmuş oluyor. İş (yanlış) oradan başlıyor ve insanlar bir türlü, kadınlara doğru bakamıyor.

İkincisi: Erkeğin, evin reisi olduğu iddiası…

Kuran’ Kerim’de, erkeğe reislik görevi verildiği iddia ediliyor. Bunun için de şu ayet delil gösteriliyor ve deniliyor ki: (Nisa Suresi 34.ayette)[Er ricâlu kavvâmûne alân-nisâ] Erkekler kadınlar üzerinde kavvamdır. Bu ayeti şöyle çeviriyorlar: Erkekler, kadınlar üzerinde reistir-yöneticidir. [Gavvam] kelimesini yönetici ve reis olarak çevirince de ne oluyor, kadın itaatkâr olacak, erkek ne derse o olacak, oluyor ve bir reislik kavramı üretiliyor. Oysaki ayette denmek istenen bu değildir. Arapçada “kamegame” ayağa kalktı, “kavvamgavvam” da, çokça ayağa kalktı, demek.

Ayeti tekrar çevirelim: Erkekler, kadınlar karşısında çokça ayağa kalkandır. Biraz sembolik bir tabir, bundan ne anladığınız üstüne düşünün. Erkekler, kadınlar karşısında çokça ayağa kalkandır dendiği zaman ne anlıyorsunuz? Yani, ilgi, nezaket, saygı, maddi ve manevi her türlü dertleri ile ilgilenme. Mesela, kadınla erkek karşılıklı oturuyorken, kadın elini başına götürse, erkek hemen, ne oldu, bir derdin mi var, gözün mü ağrıdı diyecek. Ne yazık ki tam tersi, böyle olan erkeklere toplumda ne deniyor, kılıbık deniyor, karısının dediğini tutan deniyor, hâlbuki Kuran, kavvam diyor, erkek çokça ayağa kalkandır diyor.

Bunu tefsir ederken tam tersine çevirmişler, reis demişler. Kavvam nedir? “Reistir, kodun mu oturtandır.” Bunlar, müfessirlerin görüşleridir, ben size, kelimenin tam karşılığını aktarıyorum, yorumu boş verin. Kuran, hangi kelimeyi kullanıyor, o kelime ne anlama geliyor, sen ona bak! Allah’ın sözüne bak, yorumları boş ver. Size, dilin özünde yatan şeyi göstermeye çalışıyorum, yorumlardan kurtulduğunuzda, özün ne olduğunu anlayacaksınız.

Üçüncüsü: Kuran’ın, dört kadınla evlenmeye izin verdiği iddiası

Bu da, doğru bilinen yanlışlardan biridir. Kuran’ı Kerim’de, böyle bir şey yoktur! Ne vardır: dört kadınla evli olanın, dörtten üçe, ikiye ve nihayet bire indirmesini isteme vardır. (Nisa; 2-3). Düşünün, bu ayetlerin indiği toplumda, erkeklerin onar onbeşer karısı var, çok eşli, poligami bir toplum, orta tropikal kuşak, çöl içinde, Mekke ve Medine, Arap toplumu. Kadınlar savaşa katılmıyor, ganimetten pay getirmiyorlar, alınıyorlar, satılıyorlar, insan yerine konulmuyorlar, şahitlikleri kabul edilmiyor, mirastan pay verilmiyor. Ve her bir Arap erkeğinin on onbeş karısı var, cariyesi var, evlenmenin ve boşanmanın haddi hesabı yoktu, bugün evleniyor, yarın boşuyor, tekrar evleniyor, tekrar boşuyorlardı.

Kadınlar mal gibi alınıyor satılıyorlardı. Kuran, böyle bir topluma gelmiş, böyle bir topluma hitap etmiş (seslenmiş). Mekke’nin nüfusu onbin idi, onbin de Medine’nin nüfusu vardı. Onbinlik Medine’de, yüzde doksandokuz virgül dokuzunun onar onbeşer karısı, cariyesi olan bir topluma gelen ayetler, dörde kadar evlenebilirsiniz der mi? Bu, akla, mantığa sığıyor mu? İnsanlar demez mi, benim zaten on tane karım var, nereye dört taneye kadar evlenebilirmişim. Toplumda, çok eşliliğin yarattığı bir sorun vardı. Haksızlıklara yol açıyor, kadınlar şikâyet ediyor, hatta erkekler de şikâyet ediyordu, bu kadar kadını geçindiremiyorum diyor, yetimlerin malından alıp, eşlerine harcamaya kalkıyorlardı.

Bunların üzerine Nisa Suresi’ndeki ayetler geliyor ve diyor ki: Yetimlere haksızlık yapmaktan korkuyorsanız, dörder üçer azaltarak evlenin, hatta bire indirin, sizin için bu daha hayırlıdır. Burada, çok eşliliğe teşvikte yoktur, ruhsatta yoktur! İzin de yoktur! Çok eşli olanların, tek eşli olmaları istenmektedir. Siz zaten tek eşli iseniz tamam, Kuran’ın dediğini yerine getirmişsiniz, siz, bu ayetin muhatabı değilsiniz. Bu ayet, hâlâ çok eşli olanlar varsa, onları muhatap alır. Gelin görün ki bu ayeti amuda kaldırmışlar. Kuran diyormuş ki, dörde kadar evlenebilirsiniz, hatta bazıları diyor ki, birer birer, üçer üçer, dörder dörder, dört kere dört, onaltıya kadar evlenebilirsiniz. Yani, ayetin amacı, maksadı tam tersine çevrilmiş vaziyette, tam tersine!

Oysa çok eşli bir toplum, tek eşliliğe geçirilmek isteniyor. Kuran’ın siyasal, sosyal, kültürel amaçları, her alanda aynıdır. Mesela, zengin-yoksul uçurumu var, Kuran, zenginler yoksullara verecek ve bu uçurum ortadan kalkacak diyor, kısa bir süre içerisinde (biran evvel) zengin ve yoksul uçurumunu yok etmek istiyor. Efendi-köle ilişkisi vardı, Kuran, köleleri azat etmek suretiyle toplumu, efendi-köle toplumu olmaktan kurtarmak istiyor. Çok eşlilik sorunu vardı, Kuran, azaltmak suretiyle toplumu tek eşliliğe geçirmek istiyor. Yaratılıştaki, başlangıçtaki, (kadın ile erkeğin) eş olarak varlık sahnesine çıkmasını gerçekleştirmek istiyor. Kuran’ın ne yapmaya çalıştığı çok önemlidir.

Dördüncüsü: Kuran’ın, kadını dövün dediği iddiası…

Bu da, doğru bilinen yanlışlardan biridir. Kuran, kadınları dövün demiyor! Böyle bir şey yok! Ama adam karısını dövüyor, biraz sıkıştırdığın zaman da, zaten Kuran’da da karınızı dövün diyor üstüme gelmeyin, diyor, karısına yönelik şiddetini bununla savunmaya kalkıyor. Oysaki Kuran diyor ki: (Nisa;34) Şiddetli geçimsizlik yaşadığınız eşinizle, önce oturun konuşun, konuşun! Sonra, ev içinde odaları ayırın, bir müddet ayrı durun, yatak ayırma bu demektir. Sonra, ev içinde de beraber yaşayamaz hale gelmişseniz, bir müddet ayrı yaşayın, evleri ayırın.

Sonra (eğer bunlardan şiddetli geçimsizliğinize çözüm üretememişseniz), her iki tarafında kabul ettiği, sözünü dinleyeceği hakemler, arayı bulacak kişiler çağırın. Beşinci aşama da, halen çözüm yolu bulamamışsanız boşanın: talak. Üçüncüdeki ön boşanma, beşindeki de ebedi boşanmadır. Kuran’daki “darabe” kelimesi, vurun, darp edin diye çevriliyor, hâlbuki bu kelimenin onyedi tane anlamı var ve bu anlamların bir tanesi de Kuran’ın kendi içinde, bir yerden, geçici bir süre ayrılık anlamında kullanılıyor. Mesela eğer memleketinizden geçici bir süre, bir yere ayrılırsanız, sefere çıkarsanız derken (Nisa; 101) “darabe” kökünü kullanıyor.

Kuran demek ki bu kelimeyi, bir müddet, geçici ayrılık anlamında kullanıyor. Peygamber, hiçbir kadına, tekbir fiske vurmamıştır. Kadınlar, gelmişler, Peygamberin evinin etrafında toplanmışlar, kocalarımız bizi dövüyor, eve gitmeyeceğiz demişler, protesto yapmışlar, o gece mescitte yatmışlar. Sabah olunca da Peygamber bütün erkekleri çağırmış, karılarınızı niye dövüyorsunuz diye onlara, tabiri caizse, fırça atmış ve bu ümmetin hayırlıları, karılarını dövenler değildir demiş. Sonra, bunun üzerine bu ayet gelmiş. Yetmişbeş kadın, kocalarımız bizi dövüyor diye Peygambere sığınmış, bir de sorunu çözmek için gelen bu ayette, dövmeye devam edin diyecek öyle mi!

Yahu zaten bu ayet, dövme sorununu çözmek için gelmiş! Hiçbir şekilde, dövmeye yönlendirmek söz konusu değildir. O zamanki toplum, aşağı yukarı bizim şuandaki topluma benziyor. Kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin diyen bir toplum. Sahabe dahi kadınları dövmüş ki, kadınlar Peygambere sığınmışlar. Hz. Ömer’e rivayet edildiğine göre, Peygamber vefat edince, en fazla yetim kalan kadınlar oldu diyor; çünkü ne zaman kadınlara bir şey söylesek, bizi azarlayan ve kadınları savunan ayet gelirdi diyor. Hem Peygamber, hem Kuran ayetleri hep kadını savunmuştur. Kadın erkek ilişkilerine yönelik bütün ayetler, kadınları savunan ayetlerdir. Neden? Çünkü o günün ezilen kesimi onlardır. Ezilen kesim kimse, Kuran onları savunur.

Beşincisi: Kuran’da cariyelik öngörüldüğü iddiasıdır…

Cariye, bir savaşta esir alınan kadın demek. Savaş esirlerinde erkek köle, kadın cariye oluyordu. Kadın köleye cariye deniyordu. Cariye kelimesi, cereyan kelimesinden geliyor, cereyan, akan demektir. Cereyan gibi oradan oraya giriyor, çıkıyor, elden ele dolanıyor yani. Cariye de elden ele dolaşan kadın demektir. “Cariye ile evlenmeye gerek yoktur.” Romalılarda, Sasanilelerde, cariyelik hukuku böyle gelişmiştir. Askerler gider savaş yaparlar, erkekleri öldürürler, kadınları da, kendilerine cariye yaparlar. Bir de, erkekler borçlarını ödeyemedikleri zaman, karıları ve kızları, borçlu olduğu kimseye cariye olurdu.

Cariyeliğin iki yolu: savaş ve borç!  İslam, kadınları ve erkekleri bundan kurtardı, böyle bir şey olmaz! dedi. Kadınlar veya erkekler, savaşta ele geçirildiği takdirde, Muhammed Suresi 4.ayete göre, iki şey yapılır. Bir: tazminat karşılığı salıverilirler. Yani, adamlar saldırmış ve zarar vermişlerdir, sen de onları yakalamışsındır; bir: verdiği zararı ödettirebilirsin; iki: bu tazminatı almaksızın serbest bırakacaksın. Fidyeli veya fidyesiz, tazminatlı veya tazminatsız, Kuran, serbest bırakın diyor, Muhammed Suresi 4. ayet. Burada nerede cariye yapmak, nerede köle yapmak? Kölelik ve cariyelik zaten toplumda vardı ve İslam, bunu kaldırmak istiyor. Diyor ki, esir kadınlarla, kendilerinin rızasını alarak, velilerine haber vererek, mehirlerini ödeyerek, yani, masraflarını karşılayarak, gizli birlikteliğe kalkışmamaları ve iffetli yaşamaları şartıyla, nikâhlanabilirsiniz diyor. (Nisa; 25). Kiminle?

Esir durumda olan kadınlarla. Bu pek görülmemiş bir şeydir, filmlerde olur ama diyelim ki denk geldi, esir kampında bir kadınla, orada nöbet tutan bir asker birbirine âşık oldu, ne yapacağız? Öyle esirdir diye, gidip de kadını cariye falan yapamazsın, ilişkiye giremezsin, elini süremezsin! Haysiyeti vardır, onuru vardır, şerefi vardır! Gideceksin, o dört şeyi, yerine getireceksin. Onun rızasını alacaksın; o, yok, olmaz derse olmaz; anne babasının rızasını alacaksın; masraflarını karşılayacaksın. İşte o zaman esir kampından çıkarılır, düğünleri yapılır ve topluma karışırlar. Bunun dışında, kadın savaşta esir düştü, git pazardan kadın satın al, bunların hiçbirinin Kuran’la alakası yoktur! Hiçbirinin!

Altıncısı: Kur’an’da şahitlik ve mirasta kadın ½ yarım görüyor iddiası

Deniliyor ki, Kuran, kadınları yarım görmektedir. Onlara, şahitlikte yarım hak vermektedir, bir erkeğe karşılık, iki kadın istemektedir ve yine mirasta, iki tane erkeğe bir tane kadına vermektedir, dolayısı ile Kuran, kadını, erkeğin yarısı olarak görüyor, kadın erkek eşit görülmüyor deniliyor. Külliyen yanlış! Kuran’da yedi yerde şahitlik konu ediliyor, bunu altısında, şahidin cinsiyeti belirtilmiyor.

Mesela birinde diyor ki, zina edildiğini ispat etmek için dört tane şahit getirin. Bu şahitler erkek mi olacak, kadın mı olacak söylemiyor. Bu şahitlerin hepsi erkek de olabilir, hepsi kadın da olabilir. Şahitlik konusunun yedincisinde, diyor ki, iki erkek, bir de kadın şahit olsun. Buradan şu sonucu çıkarıyoruz. Demek ki, bu ayetleri gönderen iradenin, cinsiyetçilik yapmak gibi bir derdi yok. Eğer olsa idi, yedi yerde de ayırım yapması gerekirdi. Neden diğerlerinde cinsiyet bildirmiyor da, yedinci yerde bildiriyor? Yedinci yer, borçlanma ile ilgilidir, borç yazma ile ilgilidir, konu, ekonomik, iktisadi bir konudur. Kadın o dönemde ekonominin, iktisadın içinde değildi. S

avaşa çıkmazlar, savaşta ganimet elde etmezler, savaşta ganimet elde etmedikleri için de, adam yerine konulmazlardı; çünkü adam olmanın (insan olmanın) yegâne geçer akçesi, bir atın üstüne binip, kılıç sallayıp ganimet getirmekti; kadınlar savaşa çıkmıyor, tam tersi, savaşta esir alınıyorlardı. Dolayısı ile bu, konunun uzmanı olmayan bir kişi ile konunun uzmanı olan iki kişi şahit olsun demektir. Diyelim ki, bir tane konunun profesörü ile yoldan geçen herhangi üç kişi buna şahit olsun demek gibidir. Böyle dediğimde, profesörü diğer üç kişiye üstün gördüğüm, onları eşit görmediğim anlamına mı gelir; hayır, olay bunu gerektiriyordur, hepsi bu. Konuyu bilenle bilmeyenin eşit olmaması, hak bakımından eşit olmamak değildir, bilmek ve bilmemekle ilgilidir.

Miras konusunda da durum böyledir. Kadınlar mirastan hiç pay alamamaktaydılar. Kuran diyor ki, kadınlara da mirastan pay vereceksin, bu ayet üzerine erkekler küplere biniyor. Bu miras işi nasıl olacak, ihtiyacı olana vereceğiz, şeriatın maksadı budur, Kuran’ın ne yapmaya çalıştığı önemlidir. Bakacağız, kimin bu mirasa ihtiyacı varsa ona vereceğiz, kadın daha çok ihtiyaç sahibi ise ona, erkeğinki çoksa ona vereceğiz, cinsiyet ayrımı yapmayacağız. Kuran’da anlatılmak istene tam da budur.

Yedincisi: Peygamberin, altı veya dokuz yaşındaki Ayşe ile evlendiği iddiası…

Doğru bilinen yanlışlardan bir tanesi de budur. Buradan yola çıkılarak deniliyor ki, İslam Peygamberi, çocuk yaşta bir kızla evlenmiştir, yaşı altı idi veya dokuz idi diyorlar. Bu, iki açıdan yanlış; bunu ispat ediyoruz. Bir, matematiksel açıdan: Hz. Ayşe ve ablası Esma, ikisi, Hz. Ebu Bekir’in kızlarıdır. Esma, yüz yaşında, yetmişüçüncü hicri yılda ölmüştür. Yani, Medine’ye geldiklerinde, 100-23=27 yaşındadır.

Ayşe, Esma’dan on yaş küçüktür, yani 17 yaşındadır, en az 17 yaşında. İkincisi, o zamanlar Araplar arasında bir gelenek var. Araplar kadınların yaşını, dünyaya geldiklerine göre değil, ay hali gördükleri, regl oldukları yıla göre söylerlerdi. Ayşe, Peygamber benimle evlendiğinde, 6. veya 9. yılımdaydım demesi, Peygamber benimle evlendiğinde, aybaşı hali görmeye başlayalı 6 veya 9 yıl olmuştu demektir.

Dolayısı ile Ayşe 12+6=18 veya 12+9=21 yaşında demektir. Peygamber, Ayşe ile evlendiğinde, Ayşe en az 17 veya 21 yaşındadır. Ayşe, genç bir kızdır ve Peygamberden önce de başka biri ile nişanlılık dönemi geçirmiştir. Peygamberlik inince, “Ayşe’nin babası (Ebubekr) dinimizden çıktı” diye Ayşe’nin nişanı bozuluyor, bundan sonra Peygamber ile evleniyor. Yani Ayşe, başından nişanlılık geçmiş bir yetişkindi, çocuk değildi.

Sekizincisi: Muta nikâhına cevaz verildiği iddiası…

Kuran’ı Kerim’de geçici nikah diye bir şey yoktur. Dünyada kadim nikâh ne ise, Kuran’da da nikâh odur, yetişkin bir kadın ve bir erkek, çeşitli yollarla (örf, adet, gelenekle) evlenirler. Birlikteliklerini böylece topluma ilan ederler. Bunlar karı kocadır, şu evde yaşarlar, şunlar onların çocuklarıdır, nikâh budur. Geçici nikâh demek, bir kadınla on günlüğüne, onbeş günlüğüne, yirmi günlüğüne, evlenmek, iki kişiyi de buna şahit tutmak demektir.

Üç gün sonra gidiyorsun, başka birisi ile iki gün, başka birisi ile iki saat, başka birisi ile yedi gün. Böyle geçici “nikâh”lar yapılıyor. Bu da cahiliye Arapları arasında bir evlenme türüydü, bunlar vardı, İslam bunu kaldırmıştır! Kuran’da böyle bir nikâh söz konu değildir! Eğer eşinle anlaşamıyorsan boşanacaksın, sonra gidip başka birisi ile evleneceksin, ikisiyle, üçüyle aynı anda evli olmayacaksın. Evli olduğunla anlaşamıyorsan boşanacaksın, bu kadar, bu insanlıkta böyle olmuyor mu, Kuran’da bundan başka bir şey yok!

Dokuzuncusu: Kuran’ın kendini teşhir eden kadına, tacizi hak gördüğü iddiası

“O da açık giyinmeseydi” “o da kuyruğunu sallamasaydı” “o da tahrik etmese idi” diyerek, tacize, şiddete ve tecavüze yol veriliyor. Bunun, Kuran’da aslı, astarı yoktur! Kuran’ın bu husustaki söylediği söz şudur: Mümin erkeklere söyle, gözlerini çevirsinler ve bacak aralarına-ferçlerine hâkim olsunlar (Nur; 30). Yani, erkeklere, nefislerine hâkim olsunlar, gözleri öbür tarafa çevirsinler diyor. Önünden kadın çırılçıplak gitse, gözünü çevireceksin ve nefsine hâkim olacaksın, Kuran erkekten bunu istiyor.

Kadının böyle dolaşması kendi sorunudur, bu sana, taciz, tecavüz, şiddet hakkı vermez ama kapitalist teşhir de onaylanmaz. Kadının bedeni reklam amacıyla, bedenini metalaştırmak sureti ile araba reklamından, inşaat reklamına, bisküviden çikolataya, her yerde kullanıyor; işte bu, kapitalist teşhirdir. Kapitalistlerin kâr hırsına, kadınlar, kadınlıklarını, bedenlerini alet etmemeli, ettirmemelidirler. Kuran’ı Kerim bu hususta diyor ki, dışarı çıkarken, üzerinize örtü alın, cahiliye dönemi kadınları gibi yürümeyin, konuşurken düzgün konuşun ve gözlerinizi harama bakmaktan sakının.

Yani, insanlar hakkında iyi düşünün, her gördüğünüz kadına asılmaya kalkmayın, medeni ve centilmen ilişkiler kurmalısınız. Kadınlarla erkekler bir arada olacaklar ama gayet medeni ve centilmen ilişkiler kuracaklar, Kuran’ın istediği şey budur. Yine Kuran diyor ki, Allah’la ve Peygamberle alay edilirse, alay edilen yerden uzaklaşın, söz değiştirilinceye kadar, orada oturmayın, söz değiştirilirse, tekrar gelip oturabilirsiniz. (Nisa; 140).  Bakın, ne kadar centilmence bir tavır. Fakat IŞİD’ci ne yapıyor, karikatür yaptı diye, Charlie Hebdo dergisini basıp, oradaki 12 kişiyi kurşun yağmuruna tutup öldürüyor. Aman Allah’ım! Kuran’ı Kerim bize, Hz. Yusuf’u örnek gösteriyor. Bırak Hz. Yusuf’un kadını taciz etmesini, kadın Hz. Yusuf’u taciz etti, hatta arkasından gömleğini yırttı, gel diye. Bun rağmen Hz. Yusuf ne yaptı, gözünü çevirdi ve nefsine hâkim oldu. Erkek dediğin budur! Öbürü, erkeklik falan değildir.

Onuncusu: Kuran’ın, kadınlara evlerinde otursunlar dediği iddiası...

Bunları çok duydunuz değil mi, her söylediğimde, a evet diyorsunuzdur. Kuran diyormuş ki, kadınlar evlerinde otursunlar, kadının yeri, evidir. Bunun, Kuran’da bir yeri yok! Ne diyor Kuran? Ahzab Suresi 33. Ayet: [Ve karne fî buyûtikunne] evlerinde vakarlı olsunlar. Bunu şöyle çeviriyorlar: evlerinde vakarla otursunlar. Dışarı çıktıklarında örtülerini üzerlerine alsınlar, konuştuklarında düzgün konuşsunlar, yürüdüklerinde düzgün yürüsünler dediğine göre, demek ki kadınlar dışarı çıkacak.

Demek ki kadınlar, erkelerle bir arada olacak, demek ki kadınlar, erkeklerle konuşacak, demek ki yollarda yürüyecek. Ama vakarla yürüyecek. Bunların hepsini vakarla yapacak. Vakar, onur ve asalet demektir. Ayette, evlerinde onurlu ve asaletli olsunlar deniyor. Kuran, kapı çalındığında, misafirler geldiğinde, birini karşıladığında, onur ve asaletli olsunlar diyor, otursunlar, dışarı çıkmasınlar demiyor. Kuran’ı Kerim’de böyle bir şey söz konusu değil. Değerli kardeşlerim, sizlere, on tane, Kuran’da kadının yeri ile ilgili olarak doğru bilinen yanlışı anlattım. Bu liste biraz daha uzuyor, yaklaşık yirmibeş tanedir ama ben vaktimiz olmadığından on tanesini anlattım.

Soru: Örtünme nedir? Sizin (erkeklerin) saçınız ile benim (kadınların) saçım arasında ne fark var ki benim saçım beni cehenneme götürüyor?

Cevap: Evet, Kuran’ı Kerim, kadınlar dışarı çıktıklarında örtünsünler diyor. Veya mümin kadınlara söyle, örtülerini üzerlerine alsınlar diyor. Bunda maksat nedir? Saçlarını mı örtsünler diyor, saçlarından aşağıyı mı örtsünler diyor? Manto mu alsınlar, simsiyah bir çarşafa mı girsinler diyor? Ne demek isteniyor? Bunların hepsi muğlâktır, yani, kapalı ifadelerdir. Kuran’ı Kerim’in söylediği: mümin kadınlar, dışarı çıkarken, üzerlerine örtülerini alsınlar; üzerlerine bir örtü alarak çıksınlar. Bunu, kendilerini mümin hisseden kadınlar, nasıl algılıyorsa, nasıl hissediyorsa öyle yapacaklar. Mesela, şimdi burada başı örtülü bayanlar da var, başı açık olanlar da var, bana göre, hepsi de örtülüdür. Hepsi de, dışarı çıkarken üzerine bir örtü alarak dışarı çıkmıştır, Kuran da bunu söylüyor. Türkiye’de, baskılar şunlar bunlar çeşitli sebeplerden dolayı geniş bir kitle, İslamiyet’in şartını üç’e indirmiş vaziyette. “İslamiyet’in şartı üçtür, şu üç şeyi yapan kişi kurtulur.” Her yerde bunun aranması, her yerde bunun talep edilmesi gibi bir noktaya gelindi. Size bunu söyleyeceğim. Bir de, Kuran’da şiddetli ceza öngörülen üç şey vardır: öldürmeyeceksin, çalmayacaksın ve iftira atmayacaksın. Bu üçünün, Kuran’da somut cezası var, somut! Cezanın ne olduğu da mühim değil, cezai müeyyide öngörülüyor. Bir de zina etmeye ceza öngörülüyor. Cezai müeyyide öngörülmeyen, bunlar yapılmadığı takdirde cezası söz konusu olmayan ve fakat geniş bir kitle tarafından, nerdeyse diğerlerinden daha önemli bulunan ve İslam’ın şartı gibi algılanan üç şey var. Bir: beş vakit namaz kılacaksın, bunun birini kaçırdığın an “din yıkılır”, öyle inanılıyor. Peki, Kuran’da namaz kılmamanın cezası var mı? Yok. Kılmadığın zaman, geçip gittiği zaman, kazası var mı? Yok. Namazın vakti var mı? Muğlâk. Şekli var mı? Tam açıklanmamış. Buna rağmen, salât kelimesinin geçtiği her yere namaz diyerek, bunun dinin direği olduğu iddia ediliyor. Peygamberimiz, namaz dinin direğidir diye bir şey söylememiştir; salât dinin direğidir diye bir şey söylemiş olabilir. O halde salât nedir? Salât, destekleşmek, dayanışmak, yardımlaşmak demektir. Kuran’da 10 yerde namaz kelimesi geçer. 120 yerde yardımlaşmak dayanışmak anlamında salât geçmektedir (fakat salât, her yerde namaz diye çevrilmiştir). Yapmış olduğum Kuran çevirisinde, salât, zikir, tespih, hamdkelimeleri, güneşin hareketleri ile kullanıldığı yerlerde namaz anlamına gelmektedir, onun dışındaki salât kelimelerinin tamamı, hem ilmi hem mali olarak, yardımlaşma, dayanışma, destekleşme anlamına gelmektedir. Şunlar çok abartılmış vaziyettedir: Bir: beş vakit namaz kılacaksın; iki: saçının tek telini göstermeyeceksin; eğer gösterirsen seksenbin tane cezası vardır diye bir sürü de mitoloji uydurulmuş. Üçüncüsü de: içkiden bir damla almayacaksın “onu aldın mı yandın”. Bu üçünün de Kuran’da kendisi var da, cezası yok, cezası yok. Neden ceza öngörülmemiş? Çünkü eğer insanlar bunu yapacaksa (mesela namaz kılacaksa) gönüllü yapmalıdırlar. Bunlar, kulu ile Allah arasında olan bir şeydir. Sen aradan çekil! İnsanları rahat bırak, kendileri karar versinler. Ama diğer üçü, insan hakları ile ilgilidir. Öldüremezsin, iftira atamazsın ve çalamazsın! Bunları yaptığın zaman cezayı yersin! Çünkü bu, hak hukuk meselesidir, gönle bırakılamaz! Öbürleri gönülledir kardeşim, araya giremezsin! Kuran’ı Kerim’de saçları örtmekle ilgili geçen ifade [humr] kelimesidir, örtünmek anlamına gelir. Örtünmek ama nereyi örtünmek? Arapçada, örtünmekle ilgili 16 tane kelime var. Humrkelimesi, hem omzunu örtmek, hem de, başındaki örtüyü omuzların salmak anlamına geliyor. Kuran’ı Kerim, her iki anlama da gelen bir kelime kullanıyor. Bunu bilerek yapıyor, hem saçı örtmek, hem de omuzu örtmek manasına gelecek bir kelime kullanıyor. Neden? Sebep ne? Sebep: işte orada oturan iki bayanda olduğu gibi, başı açık ve başı örtük yan yana oturabilsin ve birbirlerini dinden dışlamasınlar diye. Şu halde boş yere, sen başını açtın, sen başını örttün, Kuran’da baş örtüsü vardı, yoktu diye tartışıp durmayınız. Birisi çıkar da burada başörtüsü kastediliyor derse, doğrudur; birisi çıkar da, burada omuz kastediliyor derse, o da doğrudur. Kuran, geniş bir alanda yürümemizi istiyor, bunu mesele yapmamamızı istiyor. İster başını ört ister başını aç, asıl mesel nedir; doğru musun, dürüst müsün, yalan söylüyor musun, komşunun dedikodusunu yapıyor musun, kul hakkı yiyor musun! Güzel ahlak sahibi misin, yoldaki taşı kaldırıyor musun? Mesele budur arkadaşlar. Biri bana, Allah’ın zati ve subiti sıfatlarını say diye soru sordu. Bu daha bunları bile sayamaz diye imtihan etmeye kalktı. Bizim dini çevrede bu böyledir, Allah’ın zati sıfatları subiti sıfatları, böyle uğraşıp dururlar. Allah görünmeyen bir varlık, zati sıfatını nerden biliyorsun, gittin sordun mu? Hepimiz Allah’a inanan insanlarız, Onun zatı üzerinde böyle tartışma yapmak boştur. Ben de bana bunu sorana bir ders bir ibret olsun diye, sana cevap vereceğim bak dinle dedim. Allah’ın zati ve subiti sıfatları dörttür. Bir: kırmızı ışıkta geçmeyeceksin! İki: sokağa tükürmeyeceksin! Üç: eve gidince karını dövmeyeceksin! Dört: yanında çalıştırdığın işçinin hakkını yemeyeceksin! Buyur.

Soru: Hz. Peygamber, Hz. Ayşe ile evlenirken 30 yaş farkı var, bu da iki eş için fazla bir yaş farkı değil mi?

Cevap: Ayşe, akıl baliğ, rüşt yaşına gelmiş bir kızdır. Tercihi genç kıza bırakmak ve onun rızasını almak gerekir. Zorla olmadığı takdirde, genç kıza sorulmadan olmadığı takdirde, kızın kendi rıza olduğu takdirde, bu, özgür iradeye girer, buna bir şey diyemeyiz. Ama toplumsal açıdan, bugün olsa mesela, insanlar bunu çok görebilirler. 18 yaşındaki bir kız, 55 yaşındaki bir adamla evleneceğim dese, aramızda aşk var dese, buna bir şey diyemeyiz. Ama toplum bunu çok görecektir, buna katlanabilecek misiniz dense, biz katlanacağız siz karışmayın derlerse, bize de yerimizde oturmak düşer. Peygamberin çok evlilik yapmış olması ile ilgili bir soru vardı, onu da yanıtlayayım. Ahzap Suresinde, Peygamberin evliliklerine müdahale edilmiştir. Denilmiştir ki: Bundan sonra, sana kadınlar helal değildir, başka evlilik yapmayacaksın. (Ahzep; 52) Peygamber de, evlilik yapmayı orada kesmiştir.

Soru: Ben Arapça bilmiyorum. Sanırım, Elmalılı Hamdi Yazır’ın çevirisindeydi, Kuran’da, sizin için göğüsleri diri genç kızlar (huriler) sunacağız denmesi bir çeviri hatası mıdır?

Cevap: Bunu da yanlış çeviriyorlar. Orada (Nebe Suresi 33. Ayet) geçen ifade: [kevâkıbe etrâbâ]’dır. Toprağa doğru sarkan üzümler veya ileriye doğru yönelen şey, demektir. Orada (cennette), birbirlerine özlemle yönelen eşler olacak denmektir. Hani filmlerin sonunda kızla erkek karşılıklı koşarlar, film orada biter ya, işte bu ifade, o karşılıklı koşuşu ifade ediyor. Birbirlerine özlemle yönelen, birbirlerini seven, birbirlerine aşk ile, sadakat ile bağlı eşler olacak diyor. Ne güzel söylüyor. Hepimizin özlemini söylüyor ve aslında bu dünyayı söylüyor. Dervişin fikri ne ise, zikri de o olur. Bunu şöyle düşünerek çeviriyorlar, bakın: ileriye doğru yönelmiş şey nedir? “İleriye doğru!” Kızın dik, tomurcuklanmış memesidir diyor. Adam kafasındakini çevirisine yansıtmış, Allah böyle bir şey söylemiyor. Huri de böyledir. Beyaz giyinen veya sohbet arkadaşı demektir. Onun için Havari denir. İsa’nın havarileri/hurileri yani sohbet arkadaşları vardır hepsi de erkektir. Huri’l-ıyn göz aydınlığı arkadaş/eş demektir. Mutlu çiftlerden bahsediyor. Erkeğe verilecek huriden değil…