Egonuzdan Kurtulup Olaylara Başka Türlü Bakmanızı Sağlayacak Yedi Zen Hikayesi

Zihnimi düzene sokmak için başucu kitabım, Paul Reps tarafından derlenen Zen’in Eti, Zen’in Kemiği (Yol Yayınları). İlk bölüm, 101 Zen hikayesiyle başlar. Kapısız Kapı isimli ikinci bölümde ise meditasyona yardımcı olmak veya öğrencilere aydınlanmaya ulaşırken odaklanabilecekleri şeyler vermek için okunan koanlara (mantıklı düşünceyle cevaplanması mümkün olmayan, sadece sezgilerle anlaşılabilen hikaye, diyalog ve sorular) yer veriliyor.

Son bölümün adı 10 Boğa. Bu bölüm sizi amacınızı bulmaya yöneltiyor. 10 boğanın her biri yolculuğunuzdaki basamakları temsil eden birer metafor ve gerçekten de yolunuzun neresinde olduğunuz ve ilerlemek için neyi yapıp neyi yapmamanız gerektiği konusunda size yardımcı oluyor.

Durup düşünmenizi ve dünyaya yeniden bakmanızı sağlayacak 101 Zen hikayesinden yedisini sizin için seçtik.

BİR FİNCAN ÇAY

Meiji dönemi (1868-1912) Japon üstatlarından Nan-in, Zen öğrenmek için gelmiş bir profesörü evinde ağırlar. Nan-in misafirine çay ikram eder. Misafirin fincanı ağzına kadar dolar ama Nan-in çay dökmeye devam eder. Profesör bir süre bekler ama sonunda kendini tutamayıp “Zaten doldu, daha fazlasını almaz” der. Nan-in sözü alır: “Sen de bu fincan gibisin, kendi fikirlerinle dolusun. Zihnindeki yargılardan arınıp gelmezsen, sana nasıl Zen öğretebilirim?”

İNSANLIĞIN ASKERLERİ

Bir keresinde Japon ordusunun bir bölümü kendilerini zorlu bir savaşın içinde bulurlar ve rütbeli askerler komuta merkezini ünlü Japon Zen ustası Gasan’ın tapınağına taşımaya karar verirler. Gasan aşçısına “Askerlere de bizim yediğimiz mütevazı yemeklerden götür” diye buyurur. Gittikleri yerde el üstünde tutulmaya alışmış olan ordu mensupları bu işe içerler. İçlerinden biri Gasan’a giderek “Sen bizim kim olduğumuzu sanıyorsun? Biz ülkesi için canını feda eden askerleriz. Neden bize hakkettiğimiz özeni göstermiyorsun?” der. Gasan sert bir şekilde söze girişir: “Peki ya sen bizim ne olduğumuzu sanıyorsun? Bizler de yaşayan tüm varlıkları kurtarmak için mücadele eden insanlığın askerleriyiz.”

TÜNEL

Bir samurayın oğlu olan Zenkai, Edo’ya gelerek yüksek mevkili bir adamın uşağı olarak çalışmaya başlar. Zenkai adamın karısına aşık olur ve zaman içinde bu durum herkesçe duyulur. Kendini savunurken adamı öldüren Zenkai, adamın karısını da yanına alarak uzaklara kaçar.

Kadın ve Zenkai hırsızlık yaparak geçinmeye başlarlar. Kadın o kadar açgözlüdür ki Zenkai zamanla kadından soğur. Sonunda da kadını terk eder, gezgin bir dilenci olarak çok uzaklardaki Buzen eyaletine doğru yola koyulur.

Geçmişin kefaretini ödemek için hayatını iyilik yaparak geçirmeye karar verir. Yüksek bir uçurumun tepesinde birçok insanın ölümüne sebep olan tehlikeli bir patika olduğunu öğrenir. Buradan insanların kolaylıkla geçebilmesi için dağın içinden bir geçit, bir tünel yapmaya girişir.

Gün içinde yemek dilenen Zenkai, geceleri tünel kazar. 30 yıl böylece geçer, 700 metre uzunluğunda, altı metre yüksekliğinde, 10 metre genişliğinde bir tünel ortaya çıkar.

Tünelin bitiminden iki yıl önce, zamanında karısıyla beraber kaçtığı adamın kılıç ustası oğlu intikam için Zenkai’yi bulur.

“Sana canımı kendi rızamla teslim edeceğim” der Zenkai ona. “Ama bana izin ver de yaptığım işimi bitireyim. Bittiği gün gelip beni öldür.”

Oğlan o güne kadar beklemeye karar verir. Zenkai aylarca kazmaya devam eder. Oğlan hiçbir şey yapmaktan usanıp Zenkai’nin kazmasına yardım etmeye başlar. Bir yıl boyunca Zenkai’ye yardım eden oğlan Zenkai’nin karakteri ve azmine hayran kalır.

Sonunda tünel biter ve insanlar güvenle yolculuk etmeye başlar. Zenkai “Şimdi kellemi alabilirsin. Artık işim bitti” der.

Oğlan ağlayarak karşılık verir: “Üstadımın kellesini nasıl alabilirim ki?”

AY’I KİMSE ÇALAMAZ

Ryokan, hayatını dağın etiklerindeki mütevazı kulübesinde geçiren bir Zen üstadıdır. Bir akşam, hırsızın biri çalınacak bir şey olup olmadığına bakmak için Ryokan’ın kulübesine girer. Ryokan onu görür ve peşinden gidip ona yetişir. “Beni ziyaret etmek için çok uzun yoldan gelmiş olmalısın” diyerek sinsice dolaşan hırsızı tutar: “Seni eli boş göndermek olmaz, giysilerimi birer hediye olarak kabul et.” Hırsız şaşıp kalır. Kıyafetleri toplayıp biran önce oradan sıvışır. Ryokan çıplak vaziyette oturup mehtabı izler. “Zavallı adamcağız” diye geçirir içinden, “keşke ona şu kocaman güzel mehtabı verebilseydim”.

GERÇEK MUCİZE

Bankei, Ryumon tapınağında vaaz verirken, Buda aşkını tekrarlayarak ibadet eden bir Shinshu rahibi Bankei’nin geniş dinleyici kitlesini kıskanır ve onu küçük düşürmek ister. Shinshu rahibi kalabalık arasında gözüktüğünde Bankei tam da bir vaazın ortasındadır ama rahibin rahatsız edici davranışları nedeniyle konuşmasını keser ve rahibe yaptığı gürültünün nedenini sorar.

“Mezhebimizin kurucusunun mucizevi güçleri vardı” diye söze başlar rahip övünerek: “Nehrin bir kıyısında bir elinde fırçayla havaya kutsal Amida’nın adını yazar, yazı yardımcılarının nehrin öte kıyısında tuttuğu sayfalara yazılırdı. Sen böyle şeyler yapabilir misin?”

Bankei yavaşça cevaplar: “Belki senin kurnaz efendin bu numarayı yapabilir ama Zen bu değildir. Benim mucizem acıktığımda yemek yemek, susadığımda su içmektir.”

ASLINDA HİÇBİR ŞEY VAROLMAZ

Yamaoka Tesshu bir üstattan bir üstada dolaşan bir Zen öğrencisidir. Dokuon of Shokoku’yu arayıp bulur.

Hünerlerini sergilemek isteyerek “Zihin, Buda ve tüm canlılar aslında var olmamıştır. Varlığın gerçek doğası boşluktur. Kavrama, kandırmaca, bilgelik, sıradanlık yoktur. Verilecek ve alınacak hiçbir şey yoktur” der. Dokuon ağır ağır pipo içerken bir şey söylemez. Birden bambu piposuyla Yamaoka’yı itekler. Genç adam bu duruma öfkelenir. “Hiçbir şey aslında var olmamışsa, bu öfke nereden geldi” diye sorar Dokuon.

BAĞLANMAMAK

Eihei tapınağının başrahibi Kitano Gempo, 1933 yılında hayata gözlerini yumduğunda 92 yaşındaydı. Tüm hayatını hiçbir şeye bağlanmadan yaşamaya çalışarak geçirmiştir. 20 yaşında gezgin bir dilenciyken, tütün içen bir yolcuyla tanışır. Beraber bir dağ yokuşundan aşağı inerken, dinlenmek için ağacın altında mola verirler. Yolcu Kitano’ya pipo ikram eder, Kitano karnı aç olmasına rağmen geri çevirmez. “Ah şu piponun keyfi yok mu” diye geçirir Kitano. Yolcu ayrılırken ona fazladan ağızlık ve tütün verir. Kitano “Zevk veren şeyler meditasyonu bozabilir. Daha da ileri gitmeden bundan kurtulacağım” diyerek pipo ve tütünü fırlatır.

23 yaşına geldiğinde, kainatın en derin öğretilerden olan I-King’i çalışmaktadır. Kış zamanıdır ve kalın giysilere ihtiyacı olur. Çok uzaklarda yaşayan hocasına ihtiyaçlarından bahsettiği bir mektup yazar ve mektubu teslim edilmesi için oralardan geçen bir yolcuya verir. Tüm kış geçer hocadan ne bir cevap ne de kalın giysiler gelir. Kitano mektubun hocalara ulaşıp ulaşmadığını görebilmek için I-King öğretisinin kehanet ve sezgi marifetlerine başvurur. Tam da düşündüğü gibi olmuştur. Hocasından gelen yeni mektupta kıyafetlerden hiç söz edilmemektedir.

“I-King üzerinde bu kadar azimle çalışırsam, meditasyonumu ihmal ederim” diye düşünür Kitano. Bu yüzden I-King ile öğrendiklerini bir kenara koyup onun güçlerini bir daha asla kullanmamaya karar verir.

28 yaşına geldiğinde, Çin kaligrafisi ve şiiri çalışmaktadır. Bu alanda o kadar yeteneklidir ki hocası ona hayran kalır. “Böyle devam edersem bir Zen üstadı değil bir şair olacağım” diye düşünür Kitano ve bir daha asla şiir yazmaz.

Yazı: Luke Miller Truth Theory

TruthTheory.com sitesinin içerik yöneticisi ve yazar Luke Miller’ın diğer yazıları için sitesini inceleyebilir (truththeory.com), e-kitabı Psychology Meets Spirituality-Secrets To A Supercharged Life You Control’ü edinmek için potentialforchange.com’u ziyaret edebilirsiniz.