Erdoğan’ın 14 yıllık hayali: Şehir hastanelerinde dönen büyük rant

“Arazi devletten, hasta sayısı, kira, kimi hizmetlerin satın alınması, ödenemeyen kredilerin ödenmesi, hepsi devlet garantisinde. Kimi patron gruplarının AKP döneminde nasıl yoktan var oldukları anlaşılıyor. Sağlığın iktidar kanatları altında patronlaşmanın yaşandığı en dikkat çekici sektörden olması boşuna değil.”

Yıllardır şehir hastanesi projesini pompalıyorlar.

Bu işin adı ecnebi dilinde Public Private Partnership’tir. 3P de derler. Biz de Kamu Özel Ortaklığı (KÖO) diye geçiyor. Bir tür yap işlet devret modeli.

Bakın hayalin içindeki somut durum ne, bu iş kimlerin yararına kimlerin zararına, sağlık hizmetini dışı parıltılı hastaneler olarak anlayanların Türkiye’ye yıktıkları maliyet ve patronlara kazandırdıkları para ne kadar:

1-Hastanenin yapılacağı arazi ihaleyle bir şirketler grubuna aktarılır. Bu genellikle inşaat, finansman ve hastane hizmeti üreticisi şirketleri içeren bir gruptur. Tahmin edeceğiniz gibi ihaleleri kazanan şirketler AKP döneminde semirmiş olanlardır. Cengiz Holding, LİMAK, Medicalpark gibi şirketler birleşirler.

2- Araziyi alan grup üzerine hastane binalarının yanı sıra AVM, otel, otopark gibi eklentileri de yapma hakkını elde etmiş olur.

3-İhale aşamasında sağlık bakanlığı sermaye grubuna 25-50 yıllık kiracılık garantisi ve kiralar da sürecin başında belirlenir. Bakanlık şirketin binasında kiracı olarak klinik sağlık hizmeti üretecektir.

4-Grup hastane dışındaki eklentileri istediği gibi işletme hakkına sahiptir.

5-Sağlık bakanlığı, kimi ihalelerde, hastane binalarını kiralamanın ötesinde, bazı sağlık hizmetlerini de (laboratuar, radyoloji, nükleer tıp) gruptan satın alma sözü verir. Bunlar net para bırakan işlerdir.

6- AKP’nin KOÖ tercihindeki gerekçesi devletin elinde hastane inşaat maliyetini karşılayacak nakit olmamasıdır. Fakat, ihaleyi alan şirketler de bu işe nakit koymazlar, yerli, yabancı bankalardan kredi alarak işe başlarlar. Dolayısıyla burada aynı yolu neden devlet de kullanmıyor sorusu haklı olarak ortaya çıkar.

7- Çıkar ve daha da ötesi vardır. Zira, örneğin Kanada’daki uygulamalar göstermektedir ki, devletin borçlanması, özel şirketlerin borçlanmasından daha düşük faizle olmaktadır. Dolayısıyla KÖO tercihi açık olarak devletin zarara uğratılması anlamına gelmektedir.

8- Sözünü ettiğimiz milyarlarca dolarlık kredidir. Dolayısıyla hastane inşaatı için borç veren mali sermaye şirketi açısından önemli bir soru belirir: Ya verdiğim parayı geri alamazsam. Bu nedenle bir ara KÖO projelerine kredi akışı kesilir. Ancak AKP çaresini bulur. 2013 yılında bir torba yasa içine bir madde eklenir. TC devleti kredi kullanan şirketlerin zora girmesi durumunda ortaya çıkacak riski üstlenir.

9- AKP devleti bununla da yetinmez. Hastanecilik sektörüne giren, sağlık bakanlığına radyoloji, laboratuar hizmetleri satacak olan şirketler rahat kazansın diye hastane yataklarının %70’inin her an dolu olacağı garantisini de verir.

İyi değil mi? Arazi devletten, hasta sayısı, kira, kimi hizmetlerin satın alınması, ödenemeyen kredilerin ödenmesi, hepsi devlet garantisinde. Kimi patron gruplarının AKP döneminde nasıl yoktan var oldukları anlaşılıyor. Sağlığın iktidar kanatları altında patronlaşmanın yaşandığı en dikkat çekici sektörden olması boşuna değil.

Hayal dendi değil mi? Boyutunu anlamak için devletin verilerine bakalım. Kalkınma Bakanlığı Ocak 2016’da bir rapor yayınlıyor. Konuya dikkat çeken Özgür Erbaş.

Raporda sunulduğuna göre ihale alan şirketlerden çıkacak para 17 şehir hastanesi için yaklaşık 10 milyar dolar. Buna karşılık devletin şirketlere ödeyeceği para tam 27 milyar dolar.

Erbaş’ın hesapladığına göre Erzurum’da klasik ihale yöntemiyle yapılan 1200 yataklı, içinde 7 tane ameliyathanesi, yoğun bakım ünitesi olan hastaneden 81 ilimize bir tane yapsak, bunun devlete toplam maliyeti yalnızca 6 milyar dolar.  14 yıllık hayal!

Kaynak: http://haber.sol.org.tr/