Faşizmin Kelime-i Şehadet’i

Başkalarının aklıyla yetinmek halkın hoşuna gidermiş.

Yalanın net bir tanımı yoktur. Olsaydı, neyin doğru neyin yanlış olduğunu çok çabuk bilirdik; gerçeğe ulaşmamız bir o kadar daha kolay olurdu.

Dr. Harriet Lerner “Kandırma Dansı” adlı kitabında, konuya ilişkin yalan söyleme çeşitlerini ifade ederken yalanla ilgili 50’nin üstünde karşılık sıralar. Üstünü örtmek, uydurmak, blöf yapmak, saklamak, aldatmak vs.

Son zamanlarda tekrar okuma fırsatı bulduğum “Suç ve Ceza” adlı kitabında, Dostoyevski, yalanla ilgili şöyle bir cümle kurmuş:

“..Kendi uydurman olan bir yalan söylemek, başka bir ağızdan işitilip tekrarlanmış bir gerçeği söylemekten hemen hemen daha iyidir. Birinci ihtimalde sen bir insansın.”

Belli ki ikincisinde “Sen sen değilsin.” demek istiyor Dostoyevski.

Hangi zamanda olursa olsun, başkalarının aklıyla yetinmeyi sever bütün halklar. ‘Türkiye halkının bu bağlamda eline kimse su dökemez. Solcuları bile kendi aklından çok siyasi ve felsefi modellerin aklıyla konuşmuşlardır uzun süre; şimdilerde ‘ezber’ dışı konuşmaya başladılar biraz olsun.
Mesele başkasının aklıyla yalan söylemekse, halkı kandıran kuyruklunun başında önce ‘din’ sonra ‘devlet’ gelir. Biri halkı koca bir “öbür dünya” ihtimaline bağlamış beşiğini sallar, öbürü ‘devlet baba/devlet ana’ şefkatiyle döver ve terbiye eder.

Hatırlayın, “gezi eylemcileri camide içki içtiler.”, “Kabataş’ta türbanlı bacımıza saldırdılar” sözlerini.

“Suruç Katliamı”, “Ankara Gar Katliamı”, dahil bu ülkede işlenen bütün toplumsal ve bireysel cinayetler bu iki yalan makinesinin eseridir

Muhafazakar kitap evlerine girin, vitrinde öne çıkan “Yalanı Bıraktıran Kitap”ın en çok satıldığını size söyleyeceklerdir.
Belli ki bunların fıtratında yalan baş edilemeyen bir hastalık; çünkü faşizmin kelime-i şehadet’i yalandır.

Osman Günay – Dünyalılar