Film Boyunca Salya Sümük Ağlayanlar Aslında Duygusal Olarak Zayıf Değil, Aksine Güçlüdür!

Bazı filmleri izlerken, gözlerinizden akan yaşları durduramadığınız anlar olmuştur illaki. Dokunaklı, güçlü ve duygusal bir film izlediğinizi düşünün. Evde ailenizin, arkadaşlarınızın veya sinemada hiç tanımadığınız yabancıların yanında ağladığınız zamanlar olmadı mı? Sonuçta, izlediği filmden etkilenip gözyaşlarını tutamayan birini kim suçlayabilir ki?

Aslan Kral’da Mufasa öldüğünde kim kendine hakim olabilir? Veya Titanik filminin son dakikalarını izlerken, büyük bir aşkın öldüğünü görürken kim gözyaşlarını tutabilir?

s-54745a39  Film Boyunca Salya Sümük Ağlayanlar Aslında Duygusal Olarak Zayıf Değil, Aksine Güçlüdür! s 54745a39Araştırmalara göre, insanların %92’si dokunaklı filmlerde ağlıyor. Fakat yine de, yıkılmayan tabular arasındayız. “Erkekler ağlamaz.” cümleleri ile büyütülen erkek çocukları, gözyaşlarını gizlemek zorunda hissediyorlar. Çünkü “Ağlayan insan, zayıf insandır.” şeklinde bir algı bilinçaltımıza hakim olmuş durumda.

Her şey bir kenara, ağlamak asla utanılacak bir eylem değildir. Ağlamak bizi zayıf insan durumuna düşürmez. Aksine, ağlamak birçok yönden bize katkı sağlayan bir eylemdir. Empati kurma, sosyalleşme ve gönlü zengin bir insan olma konusunda bize fayda sağlar.

Empati bizi daha iyi, daha güçlü bir insana dönüştürür.

İşinde başarılı insanların sahip olduğu özelliklerden birisi de empati kurma yeteneğidir. Filmler ve kitaplar bize farklı bir açıdan bakmayı öğretir. Karakterlerin yerine kendimizi koyabilir, onların duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışabiliriz. Herhangi bir duygusal film izlerken, insan beyni oksitosin adlı bir hormon üretir. Bu hormon empati yeteneğini geliştirirken; sevgi dolu, yardımsever ve bencillikten uzak bir kişiliğe bürünmemize yardımcı olur.

Paul J. Zak, yaptığı araştırmalardan sonra bu hormonu “manevi molekül” olarak adlandırıyor. Zak’in öğrencilerinden birinin yaptığı deneyde, deneklere bir çocuk hastanesinden görüntüler gösteriliyor. Birinci videoda bir babanın beyin kanserinin son aşamasına gelmiş çocuğu hakkında söyledikleri; ikinci videoda ise aynı baba ve oğulun bir hayvanat bahçesindeki görüntüleri yer alıyor. Katılımcıların %47’sinin kanlarındaki oksitosin miktarının artış gösterdiği gözlemleniyor.

Daha sonrasında, katılımcılardan para ve diğer insanlar arasında bir seçim yapmaları isteniyor. Videolardan duygusal yönde etkilenenlerin, hayır işi yapmayı, başkalarına yardım etmeyi seçtikleri ve bu tercihlerin onlara mutluluk verdiği gözlemleniyor. Herhangi bir duygusal film izlerken beyin oksitosin ürettiği için ağlamak; empati, fedakarlık ve özveri seviyelerinin artış göstermesine sebep oluyor.

Gözler kalbin aynası ise, gözyaşları da o aynaya vuran gün ışığıdır.

Araştırmalara göre, ağlamak insanın stres seviyesini azaltırken; ağlamamak stres seviyesini arttırıyor. Duygularımızı içimizde tutmaktan veya görmezden gelmekten vazgeçmeliyiz. Çünkü yalnızca mutsuz veya duygusal filmler değil; mutlu sonla biten filmler de insanlardaki duygu yoğunluğunu arttırıyor. Yani sadece mutsuzluktan değil, mutluluktan ötürü de ağlıyoruz. Ayrıca gözyaşlarının, göz sağlığı açısından da önemli olduğunu unutmamalıyız. Victor Hugo’nun dediği gibi : Ağlamayanlar, göremezler.

SONUÇ

Eğer gözlerinizden tuzlu tuzlu bir sıvı akmaya başlıyorsa ve kendinize hakim olamıyorsanız, bırakın aksın. Gözyaşlarınıza karşı direnmek yerine, onlarla barışmayı öğrenin. Gözyaşlarınızla mutlu olun!

Kaynak: http://elitedaily.com/life/cry-during-movies-emotionally-strong-people/1176578/