Gülse Birsel yine muhteşem; Robot olan araba yapıp istinat duvarı yapamamak…

YAV adamlar Ankara’da ‘Transformers’ yapmış!Çok avam girdim lafa, ama olay tamamen bu.

Türk mühendisleri Antimon adında bir robot yapmışlar. İstendiğinde normal bir araba haline geliyor, istendiğinde kafalı, kollu, bacaklı robot oluyor. Konuşuyor, hatta dans ediyor. Dünyadaki benzerlerinden üstün tarafı, bütün eklemlerinin oynayabiliyor olmasıymış. Türk ya sonuçta, dansta kıvrak tabii.

Fiyatını bilmiyorum ama sadece zevk için bir gün kiralayıp araba olarak İstinye Park’ın önünde bırakıp, sonra uzaktan kumandayla robot haline getirip, bu dans ederken valelerin ve etraftaki ahalinin bakışlarını seyretmek isterdim.

Aynı haber bülteninin devamındaki haberse, İkitelli’deki dev bir inşaat projesindeki istinat duvarının çöküşüydü.

Yani dans eden robot haline gelebilen araba yapıyoruz, istinat duvarı yapamıyoruz! Bırak inşaat projesini, ortaya çıktı ki, o kadar “Tarihimiz, ecdadımız” lafından sonra, Topkapı Sarayı çökmek üzere Topkapı Sarayı!

Yurtdışı olağanüstü yerlere gelmiş dâhi Türklerle dolu, biz yeterli sayıda adam gibi öğretmen, mühendis, mimar, hâkim, bürokrat bulamıyoruz.

Niye böyle durum? Acaba memlekette yetişmiş, doğru insanların yıllardır hak ettikleri pozisyonlara getirilmemesiyle mi alakalı?

Bir daha “liyakat” demek istemiyorum, zira 15 Temmuz’dan beri günlük hayatta en çok kullanılan 10 kelimeden biri.

Ama bak çaktırmadan bir daha demiş oldum.

YERLİ VE MİLLİ RUJLAR

HADİ yine iyiyiz, kredi kartı taksit sayısı 12’ye çıktı. Görünüşe bakılırsa tüketimde düşüş var ve bunun hızlandırılması arzu ediliyor. Ne var ki, bir detay gözüme ilişti. Eskiden 9 ay taksitli alınabilen kozmetik ürünlerinde artık taksit yapılmayacak!

Ne istediniz rujumuzdan, allığımızdan zalımlar?

Vatandaş gözaltı morluğunu kapatamasın mı? Türk kadını solgun benizle mi gezsin?

Sanırım yabancılardan çok yerli üreticinin mallarının alımına kolaylık getirilmek isteniyor. Ki ben hep “Yerli malı haftası”nı destekledim. Kivi getirilmeye başlandığı güne kadar.

Önerim şudur: Yerli kozmetik üreticileri için 9 ay taksit devam etsin. Yabancı üreticilerden kalite farkları yok. Ve bu sektörün desteklenmesi lazım, kanımca çok ümit vaat ediyorlar. Ben el âlemin markasının Paris’teki dükkânının kirasına, oynattığı Amerikalı film yıldızına para vermeyeyim, ama Bayrampaşa’da fıstık gibi allık, fondöten, rimel yapan kardeşim kazansın istiyorum. Nasıl yapalım onu?

“Türkiye’nin derdi bu mu şimdi?” diyecekler için peşin yanıt: Dertten tasadan fena halde sıkıldım. İçim şişti. Mizahçının mutsuzluk limiti de bir yere kadar. Bir film ve dizi yazmaktayım, aynı anda memleketi de tek başıma kurtaramam. Bu hafta da Norveç’te yaşıyormuşuz gibi kozmetik sektörünün taksit sayısına el atayım, ölür müyüz?

SETLER ÇOCUK OYUNCAĞI DEĞİLDİR

– SOĞUK-sıcak, gündüz-gece, içerisi-dışarısı yoktur.

“Kaçıncı sahne?” vardır. Soğuk havalarda bazen ağzından buhar çıka çıka saatlerce bir gömlek bir pantolonla oynarsın. Düşünceli bir yapımcıysa içlik aldırtıp sana giydirir. Bir de buz getirirler, sahneden önce ağzına at da konuşurken buhar çıkmasın, sahnenin ambiyansı bozulmasın diye.

-Ayaküstü yemek yer, koşturarak su içersin. Lüks olarak sahne arasında yorgunluktan şişmiş ayaklarını plastik sandalyeye uzatıp dinlendirirsin.

-Haftada 120 dakikalık iş yetiştirme telaşı, gerginlik, stres, acele, dikkatsizlik, bağırma çağırma olarak her alana yansır. Sinirden ağlayan olur, birbirine küsen olur, depresyona giren olur.

Ve bu bahsettiğim, en kral, en iyi şartlara sahip setlerdir.

Bir de koy üstüne yeterince iyi miyim, diziden çıkarırlar mı, şöhret mi oldum, şöhrete nasıl alışsam bunalımlarını…

Bu paket, bana sorarsanız ancak 18 yaş üstü birinin başa çıkabileceği, bazen 35’liklerin bile başa çıkamadığı bir paket.

O bakımdan çocuk oyuncuları çalışma şartlarının düzeltilmesini şiddetle destekliyorum. Bana sorarsanız geç kalınmış bir uygulamadır.

Bu doğru düzgün şartlar yerine getirildikten sonra bile, bana sorun “Çocuğun, kardeşin, yeğenin olsa dizi setine verir misin?” diye…

Kişisel olarak “Hayır” derim! Arada sırada bölüm oyunculuğu yapsın, tamam. Çocuk tiyatrosu yapsın ne güzel. Yaz tatilinde filmde oynasın, reklamda oynasın.

18’inden sonra, istiyorsa, cesareti varsa diziye girer.

Gülse Birsel – hurriyet.com.tr