Güneş Irmağı – 1 Bölüm

Bu sabah, dün geceden kalma iç gıcıklayıcı heyecanı hala devam ediyordu. Gözlerini açmadan kıpırtısız bir şekilde uzandığı yatakta tanıdık kokuların koynunda her saniyenin tadını çıkartma isteği ağır basmıştı.

Gece büyük bir tutkuya şahit olmuş olan oda şimdi dışarıdan gelen kuşların huzurlu cıvıltıları ile dolmuş zamanın akıp gitmediği bir yer hissini veriyordu.
Genç kadın yatakta kıpırdanıp gerindikçe bedenindeki en ufak kas grubunun bile sızladığını fark etti.
Bu tatlı yorgunluk içini dolduran mutluluk…
Artık her günü her gecesi rüya gibiydi, bu sebeple sabahları gözlerini açmaya korkar olmuştu.
Aklı eskilere gidip geliyordu her şey birkaç sene önce bu odada başlamıştı.
İstemsizce elini bacaklarının arasına götürdü, sabah henüz beyninin uyanmamasına rağmen bedeninin zevke uyanmış olması artık şaşırtıcı gelmiyordu.

Adam, bedeninin zevke bu şekilde cevap vermesine isim bile takmıştı “Güneş ırmağı” diye fısıldıyordu her gece kulağına, duraksız ve sonu olmayan mucizevi ırmak.
Koridordan gelen ayak seslerini fark ettiğinde kayganlığa bulanmış elinin kontrolünü neredeyse kaybetmek üzereydi.
Kıpırtısız bir şekilde yan dönüp uyuyormuş gibi kıvrıldı.
Kapının açılmasıyla sevdiği erkeğin kokusu odayı sardı, genç kadın hala kıpırtısızdı.
Genç adamın yatağa girip sımsıkı sarılmasına rağmen kıpırtısız kaldı. Ensesinde hissettiği sıcacık nefesi bütün bedeninin ürpermesine sebep olurken elleri bedeninde kayıp bacaklarının arasına doğru yolunu bulmaya başlamıştı. Gözleri kapalı ellerin rotasını hissetmeye çalışıyordu dokunup geçtikleri teninin her milimini nasıl yaktıklarını. Ürperen bedeninin kontrolü dışında hareket etmesini. Dürtülerine karşı koymayan genç kadın bedenini iyice arkasındaki genç adama yanaştırdı.
Genç adam kayganlığı keşfetmenin verdiği haz ve buğulu sesiyle;
“Günaydın.” Diye fısıldadı kulağına, bir eli kadının kayganlığında bir eli ise belinden kavramış kasıklarından bastırarak kendine daha da yanaştırıyordu.
“İçime…” diyebildi sadece hala gözlerini açmaya korkarak.
Genç adam kayganlığın içindeki elini çekerek, avucunda kalanları genç kızın göğüs uçlarına buladı;
“Önce tadını almak istiyorum.” Dedi omzundan çekip sırt üstü yatmasını sağlayarak.
Şu an bütün dünyanın ateşi göğüs uçlarında süzülen dudakların ve temas eden genç adamın dilinin arasında. Esra bu anlarda yeterli sayıda eli olmadığına üzülüyordu. Belki on tane kolu olsaydı şu anda üzerinde ağırlığını dudaklarında hazzı yaşadığı adamın her yerine dokunabilirdi.

Bir elini genç adamın saçlarının arasından geçirip başını göğüslerine daha çok bastırıyordu, diğer eli genç adamın sırtında ve omuzlarında geziniyordu.
Genç kızın içindeki volkanın dizginlenemez noktasında tüm nefesini kesen bir inleme süzüldü boğazından…
İki bedenin de beklediği cevaptı, ezbere bilinen yollarda uyum içinde süzülmek.
Tek bir beden olup birlikte tutkulara yelken açmak, birlikte dalgalanıp kasılmak ve zevkin doruklarına birlikte ulaşmak.
Esra içinde dalgalanan erkeğine ayak uydurarak kıvrandı, kıvranması dans eden ateş böceklerini andırıyordu. Gecenin karanlığında gökyüzüne süzülen ateş böceklerinin. Zevkin doruklarına ulaşmak için yola çıkmış bu iki bedenin ateşi de uzun zaman önce yakılmıştı.
“Kadınım.” Diyordu kayganlığında süzülen adam.
“Erkeğim.” Diye cevap veriyordu aşk kokan nefesiyle genç kadın.
Titreyerek uyum içinde sona ulaştıklarında sımsıkı kenetlenmişlerdi.
Genç kadın erkeğinin kalp atışlarını sırtında hissedebiliyordu.
Bir süre daha yatakta uzandıktan sonra;
“Rüya değilmiş.” Dedi Esra nihayet gözlerini açmaya cesaret ederek. Adama yüzünü dönmüş ve iki eliyle kavramıştı sıcacık öperek.
“Rüyada olmadığını her sabah memnuniyetle kanıtlarım.” Genç adamın nefesi düzene girmiş genç kadına gülümsüyordu.
“Artık kahvaltıya inmeliyiz bizi bekliyor, yoksa şimdi bağırmaya başlayacak.” Diye devam etti.
Esra tekrar arkasını dönerek;
“Sen in ben beş dakika sonra geliyorum.”
“Peki o zaman seni bekliyoruz.” Dedi genç adam saçlarından öperek odadan ayrılmıştı.

Esra’nın yüzü pencereye dönük hafif esen rüzgarda dalgalanan perdeye takılmıştı. Perdeler bile değişmemişti, senelerce güneşin ışınlarına meydan okumuş öylece süzülüyordu.
Daha dün gibiydi hikayenin başlangıcı, başlangıcın ve şu anın zıtlığı baş döndürücüydü.
Dün gibiydi heyecanla gittiği ilk iş görüşmesi.
Daha dün gibi, yirmi üç yaşındaki tecrübesiz bedenin kendini bilinmez okyanusların dalgalarına bırakışı.

İlk gün evde heyecanla hazırlanıp koşar adımlarla üst kattaki teyzesine çıkıp ilk maaşı ile yemek ısmarlayacağını söylediği ardından soluk soluğa ajansın kapısından girişini…
Başka şehirde okumasına izin vermeyen babasını ikna eden annesini nasıl gururlandırmak istediğini hatırlıyordu.
Aklında hayalleri, titrek bedeniyle ajansın kapısından ilk adım atışını.
İlk karşılaşmada oldukça soğuk görünen Özge’nin şimdi ne kadar iyi bir arkadaşı olduğunu. Nina’nın hayatındaki vazgeçilmez yeri, Arda’yı, Yavuz’u.
Her şey daha dün gibiydi…
Ve henüz sona gelmemiş bu zevk hikayesinin henüz sonu gelmemişti.

Ajansa girdikten sonra bir süre bekleme odasında oturmuştu. Dizlerine koyduğu çalışma dosyasını sıkı sıkıya kavramış ellerinin terlediğine içten içe lanet ediyordu. Az sonra iş vereni ile tanışma faslını gerçekleştirmeden önce fark ettirmeden elini kurulaması gerektiğini ve sürekli yaşadığı bu el terleme sorununun aslında bir lanet olduğunu düşündü.

Az önce isminin Özge olduğunu söyleyen genç kadının sesiyle kendine gelmişti.
“Yavuz bey sizi bekliyor.” Ve kafasıyla onu takip etmesi gerektiğine dair gerekli işaret verilmişti.
İlerledikleri uzun aynalı koridor sonsuz gibi görünüyordu, görünürde ne bir kapı vardı ne de başka bir şey.
Geri dönmesini söyleyen iç sesi beynini tırmalarken koridorun sonunda Özge’nin açtığı kapıdan içeri girdiler.

Esra’nın koridordan sonra beklentisi yine camlı duvarlar yönündeydi ama burası da tam tersiydi şeffaf tek bir eşyanın dahi olmadığı bir odaya girmişlerdi, muhtemelen binanın arka tarafında kalan bir odaydı ve boydan boya sadece dış cephe camları bulunuyordu, dışarıyı en iyi gören yere yani camların tam ortasında dev bir ahşap , muhteşem oymaları bulunan ve üstünde sadece bilgisayar bulunan bir masa vardı, masanın arkasında büyük yine işlemeli deri olduğunu tahmin ettiği bir koltuk. Odanın sol girinti gibi duran köşesinde ise toplantı masası olduğu belli etrafında sadece dört adet sıradan görünen ama bir tasarımcının elinden çıktığı belli olan sandalyeler serpiştirilmişti. Duvarlar tezat bir şekilde kırmızıya yakın bir bordo rengindeydi ve bütün bu manzara karşısında bu odaya giren hiç kimse kendini güvende ve huzurlu hissedemezdi, belki de bir taktiktir diye geçirdi içinden Esra ve yeterince inceleyememenin verdiği tedirginlikle Özge’nin gösterdiği toplantı masasındaki bir sandalyeye oturdu.
“Yavuz bey şimdi gelecek” dedi ve odadan ayrıldı.
Kasvetli oda yetmezmiş gibi üstüne bir de heyecanı boğuyordu, odada yalnız olduğunu fark ettiği ilk andan beri tedirgindi. Muhtemelen bir yerdeki gizli kameradan gözetlendiği hissine kapıldı ve derli toplu dimdik dosyasını koyduğu masaya iki kolunu da yerleştirerek sakinleşmeye çalıştı. Aklını toparlayamıyor ve ne konuşacağını bilemiyordu, ses tonunu nasıl ayarlamalıydı? Sadece sorulanlara mı cevap vermeliydi yoksa sorulmadan anlatmalı mıydı?
Heyecanı ve düşünceleriyle cebelleştiği anda arkasından, kulaklara melodi gibi gelen bir sesle,
“Merhaba.” diye seslendi biri. Duyduğu ses muhteşemdi ve ayağa kalkmaya çalıştığı sırada düşeceğinden korktu.
Saniyeler içinde bir görüntü canlandı Esra’nın kafasında bu güçlü ses ile bağdaştırabileceği bir görüntü fakat ayağa kalkıp arkasını dönüp de gördüğü manzara karşısında neredeyse küçük dilini yutacaktı. Aklında canlandırdığı tiple neredeyse aynıydı adam.
“Yavuz ben” diyerek elini uzattı Esra’ya. Esra titreyen elini uzattığında beyninde kıvılcımlar çakıyordu…

Yavuz 35 yaşlarında, 1,80 boylarında spor yaptığı belli olan vücuduna giydiği beyaz keten gömleği ve sıradan kot pantolonu içinde ilah gibi duruyordu. Geriye yapıştırdığı nemli görünümlü siyah saçları bronz ve esmer teninin en tepesinde adeta dünya ile dalga geçiyordu. Parfümünün kokusu tüm odayı sarmıştı, ferah ve çam kokulu bir aroması vardı Esra parfümün tadını bir an genzinde hissetti acı ve baştan çıkartıcıydı. Bu şekilde nasıl görüşme yapacağını düşündüğü anda, karşısındaki ilah oturmasını işaret etti ve o da tam Esra’nın karşısına oturdu.
“Biraz beklettim, bu arada sen diyebilir miyim? Eğer sakıncası yoksa ki benim için yok, sen de öyle hitap et lütfen.”
Gözlerini genç kızın sıkı sıkıya kavradığı dosyaya dikmişti.
“Elbette nasıl uygunsa.” Gereksiz bir utanma hissine kapılmıştı.
Bu olan eğer iş görüşmesiyse Esra gerçekten çok şanslı hissediyordu kendini, bu gün taksi bulması ile başlayan şansı iyi gidiyordu. Masaya koyduğu kollarının altında sıkıştırdığı dosyasına bir hamle yapmıştı Yavuz, Esra ısrara yer vermeden hemen uzattı dosyasını içini o kadar derli toplu sıralamıştı ki, içindeki fotoğraf ve çalışmaları inceleyen Yavuz’un gözlerinden etkilendiği belli oluyordu.
“Öncelikle bir deneme süremiz olacak, bu süre içerisinde ücretin çok yüksek olmayacak” Esra hala kendinde değildi, parfümün mü daha güzel yoksa karşısındaki adamın teni mi karar veremiyordu. Ahlaksız kız, terbiyesiz kız, ne biçim düşünceler bunlar diyen iç sesiyle boğuşuyordu. Bu koşulların sorun olmadığını belirtmek için başını salladı.
“Öte yandan Esra şunu diyebilirim ki iyi bir gözün var, ilerleyen zamanlarda güzel yerlere geleceğini düşünüyorum.”

Yavuzun sesinde güven verici bir şeyler vardı,
Yirmi üç yıllık hayatında bu heyecanı yaşadığı başka bir anısı yoktu kafasında. Bir masalı yaşarmışçasına kendinden bahsetti, kısa mıydı uzun muydu fark etmedi bile. Yirmi üç yaşında olduğunu, hobilerini, fotoğrafla uğraşmayı çok sevdiğini, özellikle hayvan fotoğrafçılığında uzmanlaşmayı istediğini, yeni mezun olduğunu nerede oturduğunu bile anlatmıştı. Yavuz heyecanlı yeni mezun genç kızı gözlerini kırpmadan ve lafını kesmeden dinledi ve ayağa kalktı;

“Esra güzel ve mutlu çalışacağımızı umuyorum, her şeyden önemlisi uyumlu olacağımıza inanıyorum.” Sanki bir şeyler hatırlamaya çalışırmış gibi devam etti.
“Sana sonra ararız demek istemiyorum, zaten çalışmalarını ve okul dereceni biliyorum bu gün Çarşamba, birkaç gün daha dinlen ve pazartesi sabah 9:00 burada ol” dedi.

Olmuştu, evet olmuştu Esra başardığını hissetti fakat ayağa kalkan Yavuz’a görüşmek üzere deme amaçlı eli havada kalmıştı. Yavuz cümlesini bitirdikten sonra arkasını dönmüş ve ardında bir oda dolusu parfüm ve karmaşık bir beden bırakıp çıkmıştı. Birkaç saniye önce senli benli konuşalım diyen adamdan eser kalmamıştı. Şoku atlatmaya çalışan Esra, toparlanıp kapıya yürürken kapı açıldı ve içeriye Özge girdi,
“Çıkışa kadar eşlik edeyim, bu arada hayırlı olsun” dedi gülümseyerek. Özge’nin gülümsemesi  Esra’nın garibine gitmişti, o soğuk kız gülümsemişti ve bu Esra’nın hoşuna gitmişti belki de bu çalışma ortamındaki ilk arkadaşı olacaktı. Boğucu ve aynalarla dolu koridordan geçerken az önce yaşadığı duygu hezeyanının açıklamasını bulmaya çalışıyordu Esra.
Koridor yine sonsuz gelmişti bir an önce dışarıya çıkıp nefes alma ihtiyacı hissetti.
Kapının ağır ve hantal olduğunu ilkinde fark etmeyen Esra bir sonraki girişinde ne heyecanlar ve tecrübeler yaşayacağını düşünerek,
“Pazartesi görüşmek üzere Özge hanım, çok teşekkürler.”
Samimiyetle kurulan bu cümleyi Özge yine sıcacık gülümseyerek,
“Hoşça kal” diyerek karşılık verdi.
Daracık sokaktan geldiği yöne doğru yürümeye başladı aklında Yavuz vardı ve üzerinde bıraktığı etki çok anlamsız fakat çok da derin olmuştu. Daha önceden ne hissettiği ne de tattığı bir duyguydu bu Esra’nın ve teyzesinin edeceği geç kaldın dırdırlarına rağmen hemen eve gitmemeye Taksime yürüyüp mağazaların vitrinlerine bakmaya karar verdi.

Perşembe, Cuma, Cumartesi, Pazar ömründe yaşadığı en uzun dört günü geçirmişti Esra. Bazen teyzesinde, bazen de arka bahçede kedilerle oynayıp kitap okuyarak dakikaları hatta saniyeleri sayarken bulmuştu bazen kendini. En ilginci de gece rüyalarında Yavuz’u görmesiydi. Hep bir sis bulutu ardında görüyordu Yavuz’u iç gıcıklayan parfüm kokusuyla da uyanıp her yanı ter içinde kalmış hatta genzinin yandığını hissederek kendine gelmeye çalışmıştı.

Bu dört gün boyunca bedeninde ilk m*stürbasyonu keşfettiğindekinden bile daha fazla dalgalanmaların olduğunu fark etmişti. Bu bekleme süresi bitmek bilmiyordu pazartesi olmalıydı ve Yavuz’u görmeliydi…

Pazartesi sabahı Esra nasıl hazırlandığını hayal meyal kafasında canlandırmaya çalışıp üstünü başını kontrol ederek şirketin kapısını çalarken buldu kendini. Özge bu sabah gözüne alelade görünmüyordu kızıl saçlarını derli bir halde topuz yapmış, üzerine de dar beyaz kısa bir elbise giymişti, elbisenin yakası tek omzunu açıkta bırakacak şekilde tasarlanmış ve çok yakışmıştı.
“Günaydın”
“Günaydın” Özge’nin verdiği karşılıkla kendini güvende hissetti.
Tanıdık pırıltıların içinde buldu kendini ağır kapının kapanmasıyla birlikte hayatında yeni bir sayfa açmanın guruyla topuklarını yere emin adımlarla vurarak ilerleri. Özge başıyla beni takip et işareti yaparak bekleme salonundan geçerek koridora geçti. Karşılarına çıkan ilk kapıdan içeriye girmişlerdi. Kocaman bir ofis bir köşesinde bilgisayar başında çalışan yedi kişi saydı, kimi yerlerde paravanla ayrılmış bölümler vardı her şey koridorun aksine renkli ve iç açıcıydı. Duvarlarda yapılan çalışmaların posterleri, kimi duvarlara asılmış lcd tv lerde dönen reklamlar. Etrafta koşturan insanlar, burası Esra için cennetti.
Ofisin ortasında elindeki bir dosyaya dalmış olan adama yaklaştılar.
“Selam Arda.” Özge genç kızın kolundan tutup yanına yaklaştırmıştı.
“Tanıştırayım patronun Arda. Arda bu da Esra sen konuyu biliyorsun.” Diyerek genç kızı bırakıp çıkmıştı.

Arda uzun boylu, Yavuz’la aynı boyda ve nereyse aynı vücut yapısında, geniş omuzlu ve arkasından topladığı siyah saçları ve köşeli erkeksi yüzünde karakteristik hafif kemerli burnuyla muhteşem görünüyordu. Arda 38 yaşındaydı ve yaşının vermiş olduğu olgun çekiciliğinin tamamını üzerinde taşıyordu.
Arda dikkatini elindeki dosyadan genç kıza çevirmişti.
“Aramıza hoş geldin, gel sana etrafı hızlıca gezdireyim.” Etli dudaklarına kondurduğu gülümsemesi ile Esra’nın arkasından gelmesini istedi.
Ofisin büyüklüğünü fark etmek için gerçekten dolaşmak gerekiyordu, etraftaki masa ve paravanlar arkaya doğru genişlediğini gizliyordu.
“Sol tarafta, şu paravanların arkasında müşteri ilişkileri bölümümüz var” diye işaret etti Arda. Paravanlara doğru yürüdüklerinde arkada kalan beş tane masayı fark etti, masaların her birinde birbirinden bakımlı ve nedense hepsi sarışın kızlar oturuyordu.
“Kızlar bu yeni arkadaşımız Esra bizimle çalışacak, bana ulaşamadığınızda ona da konuyla ilgili bilgi verebiliyor olacaksınız.”
Diyen Arda’nın arkasından Esra,
“Memnun oldum arkadaşlar” diyebildi. Kızlar sırasıyla Esra’ya selam verip isimlerinin, Sevim, Nina , Aslı, Gamze ve Çiğdem olduklarını öğrendi, Arda’ın omzuna hafifçe dokunup takip et işaretiyle,el sallayıp uzaklaştı. İlk girişte sağdaki bilgisayarlarda grafik tasarım ve fotoğrafların işlendiği bölümdü, hemen yanında yine sırayla metin yazarları ve sanat yönetmenlerinin olduğu bölümü gördü. En dipte ise yine kapılar vardı ve bu kapıların ardında fotoğraf stüdyolarının olduğunu öğrendi, ışıklar, perdeler, gerekli olan son model teçhizatlar başı dönmüştü. Arda sürekli bilgi veriyor arada onu takip etmesi ve yönlendirmek için Esra’nın omzuna sürekli dokunması hoşuna gidiyordu. Çok mutluydu, hemen başlamak istercesine,
“Evet şimdi nereden başlıyoruz” diyebildi meraklı bakışlarını Arda’ya sabitleyerek.
Karşısında duran adam bu soruyu beklemiyormuşçasına gülümsedi ve
“Bu günkü işimiz hazırlık, yarın küçük bir çekimimiz var.”
“Gel,” Arda omzuna dokunarak Esra’yı yönlendirdi, bu sefer çıkışa doğru gidiyorlardı ve koridora çıkmışlardı.
Çıkınca soldaki kapıdan başka bir odaya girdiler.
Bu odada iki çalışma masası bir de küçük bir toplantı masası vardı. Manzara muhteşem ve tavandan yere kadar camlar özgürlük hissi uyandırıyordu. Duvarlar gök mavisi ve tavandan yansıyan spot ışıklar bulutlar gibi yumuşacık görünüyordu.
Çalışma masalarından biri girişin hemen karşısında biri odanın sol köşesindeydi ve Arda girişin hemen karşısında duran masayı Esra’ya göstererek,
“Burası senin masan, burada çalışacaksın. Sen şimdi yerine geç ben on dakikaya geliyorum” diyerek ve yine hafifçe omzuna dokunarak odadan çıktı. Esra hiç bitmesini istemediği bir rüyada olduğunu düşünerek yerine geçti, kendini koltuğa bıraktı ve derin bir nefes aldı.
Çalışma koltuğu ilginç bir şekilde rahat görünümlü fakat inanılmaz sert ve rahatsız ediciydi. Masasının üstünde düzenli bir şekilde ajanda, yeni kalemler ve not kağıtları duruyordu. Kendine göre yerleştirdikten sonra ajandasını açtı ve masanın üstünde duran diz üstü bilgisayarını açtı. Bilgisayarın açılmasını beklerken odanın ilginç bir şekilde Yavuz’un odasını hatırlattığını düşündü. Yine aklına gelmişti “Bu gün kokusunu duyabilir miyim” diye geçirdi içinden, yine kulakları ve yanakları yanmaya başlamıştı. Açılan bilgisayarda ana ekranda Çalışmalar ismindeki klasörü açmak üzereyken kapı açıldı gelen Arda’ydı.
“Öncelikle birer kahve içelim, kahve içersin değil mi?” sorduğu soruya yanıt bile beklemeden Arda, masanın üstünde duran telefonu kaldırarak,
“Özge bize iki kahve söyler misin,” diyerek toplantı masasından çektiği bir sandalyeye oturdu.
Esra ile göz göze gelebilecek bir pozisyonu belirleyerek tam masanın karşısına yerleşti.

“Beğendin mi?” dedi Arda.
“Nasıl beğendiğimi anlatamam rüya gibi” Esra içinde dalgalanan heyecan denizinin tüm sularını ortaya dökmek istiyordu.
“Yavuz beyle görüşmemden şu ana kadar her şey mükemmel” yanakları kızarmıştı.
Arda’nın fark etmemesi umuduyla,
“Çok şey öğrenmek istiyorum, yani elbette bir şeyler biliyorum fakat bilirsiniz okul ve iş hayatı çok farklı.” Bu kadar uzun cümle kurabildiğine şaşırmıştı.
“Sizi ortadan kaldıralım Esra.”
İşaret parmağıyla tenkit edermiş gibi yaptı,
“Ayrıca evet çok şey öğreneceksin eğer uslu ve sabırlı bir kız olursan.”
Bu iki adamın da büyülü olduğu kesindi, Esra bu masalda masum bir kurbandı. Kapının vurulmasıyla içeriye giren orta yaşlardaki kadın başıyla selam vererek sessizce kahvelerini koydu.
İkisi de kahveler için teşekkür ettikten sonra kadın geldiği gibi sessizce çıkmıştı.
“Şimdi ne demiştik?”
Diye konuşmaya devam eden Arda bir yandan önlerdeki dağılmış saçlarını toparladı ve kahvesinden bir yudum alarak gözlerini Esra’nın gözlerine kenetleyerek devam etti.
”İlk olarak sizleri bizleri ve beyleri ortadan kaldırdık bu hoşuma gitti çabuk kavrıyorsun.”
“Teşekkürler böyle düşünmene sevindim, böyle bir izlenim verdiğimden şüpheliydim, heyecanımdan.” Esra Genç kız derin nefes alarak kendini kontrol etmeye çalışıyordu.

“Lafı çok uzatmaya gerek görmüyorum ve hemen esas konuya geliyorum.” Diyerek, Arda işi anlatmaya başlamıştı. Burada küçük bir ekip bazı müşterilerin istekleri doğrultusunda çekimler yapıyordu. Bu çekimler çoğu insan için oldukça müstehcendi. Çok bilinmese de dünyada oldukça yaygın bir şeydi ve burada da sadece bu ekip yapıyordu. Özellikle güvenilir olmak gerekiyordu, insanlar en özel sırlarını ve yatak odalarını güvene dayalı olarak açıyorlardı. Kesinlikle bahsedilmemeliydi, aksi halde ortaya çıkacak olan skandalın boyutu tahmin edilemeyecek şiddette olabilirdi.
Esra dinledikçe duyduklarına inanamıyordu, birilerinin sevişme sahnelerini çekmek için neden bir profesyonel ekip gerektiğini anlamıyordu.
Ayrıca teknolojinin geldiği noktada üçüncü kişilere gerek bile yoktu.
Bazı sapkın insanların seyredilmekten hoşlandığını duymuştu bu da öyle bir iş gibi duruyor ve midesi bulanmıştı.
Birilerinin sevişmelerini izlemek ve resimlerini çekmek için para alacaktı.
Bu kesinlikle görev almak istediği bir iş türü değildi.
Arda konuyu enine boyuna bir solukta anlatarak;
“Evet ne düşünüyorsun?” diye sordu.
Esra bütün konuşmayı hayretler içinde ağzı açık bir şekilde dinlediğinden.
“Kısa ve net olmam gerekirse olumsuz düşünüyorum.” Esra kararlıydı ve bu iş kesinlikle olmazdı.
“Sebep çıplaklık mi?”
Genç adamın sorusu oldukça netti, Esra sorunun sadece ahlaki olduğunu düşünüyordu. Böylesine ayıp bir şeyin içinde yer almak istemiyordu. Bunu anlamak neden bu kadar zordu ki?
“Çıplaklık değil ahlaki diyelim, bu bana göre bir iş değil. Beni bu işe uygun görmenizin sebebini henüz anlamamış olsam da kararım kesin.” Kesin ve netti, kızgınlığını ve sınırlarını belli etmişti.
“Açıkçası ben senin işe uygun olmadığını düşünüyorum ama Yavuz ısrar etti. Bu sebeple şu anda buradayız ve konuşuyoruz.”
Cevabın bu kadar keskin olması genç kızın beklemediği bir şeydi. İçinde bir yerlerde gururuna da dokunmuş hissetti. İş dedikleri de ahlaksız ve hakaret ediciydi burada iki dakika daha durmak istemiyordu ama Yavuz’un bu iş için uygun görme sebebini inanılmaz merak ediyordu.
“Başka bir projede görev alamaz mıyım?” Gitmesi gerektiğini düşündüğü halde bu neyi kurtarmanın çabasıydı kendi de anlamadı. Yavuz gelip beyninin ortasına oturmuştu yine. Gördüğü ilk andan beri kaç gündür sadece onu görebilmenin hayalini yaşıyordu.
“Bak kafanın karışık olmasını anlıyorum, şöyle yapalım sen aklına takılan soruları sor ben de cevaplayayım ve bu konuyu burada karara bağlayalım.”
Arda arkasına yaslanarak ellerini ensesinde birleştirmişti. Sonra yerinden kalkarak;
“Önce birkaç resme bakmanı istiyorum, aklında şu anda canlanan tek şeyin p*rnografi olduğunu düşünüyorum. Bizim çektiğimiz resimleri müşterilerimiz aileleri ile yaşadıkları evlerin duvarlarına asıyorlar bir fikrin olur en azından.”
Masasının üzerinden aldığı bir dosyayı Esra’nın önüne koydu.
Genç kız çekinerek dosyanın kapağını açtı.
Simsiyah bir kumaşın fonunda ya da karanlıkta, gölgelerin arasında da olabilir net değildi, fakat bir kadın göğsü dikkat çekiyordu.
Yanakları kızlardı Esra’nın, boğazının kuruduğunu yutkunmaya çalışıp yutkunamadığını fark etti.
Muhtemelen sırt üstü yatmıştı pozu veren kadın, bedeni hayal meyal görünüyordu ama göğsü netti, arka fonda belli belirsiz mum ışıkları.
Üzerine bir örtü serilip acaba sadece tek bir göğsü ortada bırakılacak bir şekilde mi ayarlanmıştı, kestiremedi.
Sonraki fotoğraf da yine sisliydi, kadının sırtının bir bölümü görünüyordu arkadan ona sarılmış olan bir erkeğin başını ensesine gömdüğü bir sahne.
Aslında internette estetik ve şiirsel anlamda paylaşılan insan bedeni fotolarının benzerleriydi. Bir sonrakinde ise bir kadın bedenine sarılmış iki erkek vardı. Yüzleri belli olmuyordu fotoğrafların hepsi karanlık ortamda çekilmişti. Parmakları daha sonraki resme bakmak için hareket ettiyse de vazgeçti.
“İnsanlar bunu neden ister ki?” Genç kızın ses tonundan sakinleştiği anlaşılıyordu. Evet resimler kesinlikle beklediği gibi değildi. Aklında gerçekten de porno filmleri gibi sahneler gelmişti. Şaşkındı, belki internette gördüğü bu tarzdaki tüm resimler aslında birilerinin tutkulu sevişmelerinden karelerdi.
“Bu çok uzun bir konu, kısaca özetlemem gerekirse insanlar bunu heyecan olsun diye ister ama statüleri gereği yanlış anlaşılmaktan korkarlar. Yanlış anlaşılmanın önü açık, az önce sen bile yaşadın.”

Esra utanmıştı ama hala işin ahlaki boyutunun olduğuna inanıyordu.
Serinkanlılığını korumaya çalışarak devam etti.
“Bu bence bir nevi sapıklık, özür dilerim başka bir kelime gelmiyor aklıma.”
Genç kızın soruları karşısında Arda eğlenmeye başlamıştı. İlk adımlarını atmayı öğrenen bir bebek vardı sanki karşısında, dünyadan, zevklerden, ihtiraslardan habersiz.
“Seninle konuşmamış, sen bu işi bilmiyor olsaydın ve az önceki resimleri bir arkadaşının evinin duvarında görseydin ne düşünürdün? Dürüstçe cevap vermeni istiyorum?”
Esra köşeye sıkışmıştı, bunlara benzer bir çok resmi bir çok yerde görmüştü. Hatta bazı restoranların duvarlarında bile vardı. Halka açık bir çok yerde görülebilir şeylerdi.
“Çok estetik diye düşünürüm.” Bundan sonra durumu bildiğinden başka düşüneceği kesindi.
“Şimdi de çok sevdiğin bir insanla evli olduğunu düşün ve sizin de böyle resimleriniz var ve duvarda duruyor. Gelen misafirlerin ne kadar güzel ve estetik göründükleri ile ilgili iltifatlar ediyorlar ama sizin olduğunu bilmiyorlar ne düşünürsün?”
“Hoşuma gider.” Esra heyecanlanmıştı, gerçekten de hoşuna giderdi ama başka bir şey daha vardı henüz çözememişti.

“Bu herkesin hoşuna gider, o resimlere her baktığında sevdiğin insanla yaşadığın unutulmaz zamanları hatırlayacaksın ve kimsenin bunu bilmiyor olması sana başka bir haz verecek.” Genç adamın karşısındakini kıvrandırmaktan zevk aldığı bakışlarından belli oluyordu. Cümleleri daha kesin daha net ve daha vurgulu çıkmaya başlamıştı. Nihayet genç kızın üzerinde hakimiyet kurmuştu. Anlattıkça durumun aslında gayet normal olduğu ortaya çıkıyordu. Esra içten içe işin hala ahlaki bir boyutu olduğunu düşünse de ruhunun derinliklerinde baş göstermiş olan heyecanı aynı fikirde değildi. Bir yandan da Yavuz vardı işin içinde, onun kendisini seçmesindeki sebebi hala öğrenebilmiş değildi. Belki de sadece takındığı masum genç kız tavrı onu güvenilir göstermişti. Kafası karışmıştı, hemen karar vermemesi gerektiğini düşünerek.
“Biraz düşünmem lazım kafam çok karıştı, kaprisli görünmek istemiyorum ama bana yarına kadar şans tanıyabilir misin?”
Sakin kafayla eve giderek daha iyi düşünebileceğine karar vermişti. Arda’nın evet demesini dört gözle bekliyordu.
“Elbette düşünebilirsin sıkıntı yok.” Genç adamın muhteşem gülümsemesi keskin yüzüne yerleşmişti.
“Ben yarın arar fikrimi söylerim.” sakinleşmişti. Yerinden kalkıp çantasını aldı,elini genç adama uzattı;
“O zaman yarın görüşürüz.”
Arda yerinden kalkarak sıkıca genç kızın elini iki eliyle birden tuttu.
“Lütfen fikrini yarın sabahtan buraya gelerek yüz yüze söyle.”
Duraksayarak devam etti,
“Hatta sabah kahvelerimizi içerken öğleden sonraki işin ayrıntılarını da konuşuruz.”

Esra henüz emin olmasa da genç adam birlikte çalışacaklarına dair söylemde bulunmuştu. Bu genç kız için belirsizlikle döşenmiş bir yol gibiydi. Hoşça kal diyerek ayrıldığından kendini binadan dışarıya nasıl attığını hatırlamıyordu. Eve yürüyerek gitmeyi düşündü, uzun bir mesafeydi ama “Hava alırım” düşüncesi iyi görünüyordu. Etrafında dükkanların renkli vitrinlerinde kendi yansımasını gördükçe görüntüsünü yadırgadı, şu anda ne kendini ne de başkalarının onu görmesini istemiyordu. Soyunmuş çırılçıplak bir vaziyette kalmışlık duygusu kaplamıştı benliğini.

Son anda yürümekten vazgeçip taksiye bindi, eve gitmeden sahilde oturup düşünmek istiyordu. Ailesi bugünü ilk iş günü olarak bildiğinden erken giderse bir sürü saçma soruya maruz kalacaktı.
Sahile inip, çarşıyı dolaşarak kafasını dağıtacak ve iyice düşünecekti.
Esra ailece izlenen romantik filmlerdeki öpüşme sahnelerinde başını öne eğmesi gereken çocuklardandı. Durumun ahlaki boyutuna takılmış olmasının en büyük sebebi ailesiydi. Yapacağı işten çok bir gün yakalanırsam, öğrenirlerse korkusuydu. Böyle bir durumda yapmak zorunda kalacağı hiçbir açıklama ailesine mantıklı gelmeyecekti.

Havanın güzel oluşu sebebiyle sokakların kalabalığı ve sahilde keyfince içtiği kahve iyi gelmişti. Apartmana girdiğinde ilk işi teyzesine uğramak oldu.
Teyzesi bir dünya ahret sorusundan sonra yorgun olduğuna inanmış ve eline tepsi ile yemek tutuşturup,  evine gitmesine izin vermişti. Eve geldiğinde bıkkın ve yorgun bir sesle annesini arayıp onu da ikna ettiğinde hızlıca duşunu aldı.
Salondaki rahat koltuğuna uzandığında saat sekiz buçuğa geliyordu, kafasında hala karar vermemişti. Eli sehpanın üstünde duran kitaba gitse de vazgeçmiş televizyonu açmıştı. Fakat hangi kanala bakarsa baksın her şey ona düşünmesi gereken konuyu hatırlatıyordu.
Bu gün Arda ile yaptığı konuşmanın ayrıntıları yankılanıyordu kulaklarında. Yazın bunaltıcı sıcaklarından etkilenmeyen bu küçük daire şu anda kavruluyor gibiydi.
En kısa sürede bir klima edinmeye karar verdi belki de ilk maaşı ile almalıydı. Ne çok hayal kurmuştu alacağı ilk maaş için.
Teyzesi ve eniştesini yemeğe götürecekti, annesine çok güzel bir elbise, babasına ise alışveriş kanalında çıkan çok amaçlı tamir takımını almayı planlamıştı.
Bu yaşa kadar olan tüm hayatı tabularla doluydu, oturması kalkması, hatta yemesi içmesi bile tabular çerçevesindeydi. Evlenmeden cinsel ilişkiye girmeyişi de öyle. Hatta şu ana kadar yakınlaşabileceği bir erkek arkadaşının olmayışı bile bu yüzdendi. Çalışmaya karar vermesindeki en büyük sebep özgür olmayı ve Dünyayı gezmek isteyişiydi. Şimdi ise önünde bir fırsatı vardı ve içinde bir yerlerde kabul edip etmemekle ilgili sanki iç organları savaş ediyordu. Saate bakmadan televizyonu kapatıp küçük banyosunda dişlerini fırçaladı. Başucu kitaplarından biri elbette uyumasına yardımcı olacaktı…

Uykuya dalabildiğinde saat epey geç olmuştu. Rüyasında Yavuz ve Arda ile birlikte bugün tek başına sahilde oturduğu kafede oturuyorlardı. Yavuz genç kızın karşısında, Arda ise hemen yanındaki sandalyedeydi. İşle ilgili konuşuyorlardı, Esra’nın o gün gidilen işte ne kadar başarılı olduğundan. Çok yorucu geçen çalışmanın ardından da kutlamak için birlikte kahve içmeye karar vermelerinden.
Arda konuşurken arada elini genç kızın dizine koyuyor bütün bedeninin alev almasına sebep oluyordu. Sonra yavuz yerinden kalkıp genç kızın arkasına geçmiş omuzlarına masaj yapmaya başlamıştı. Rüyasında başı dönüyordu, deniz kaybolmuş kendini loş bir odada yatağın üzerinde bulmuştu. Yavuz’un kokusu genzini yakıyordu. Yüzleri göremiyor ama ikisinin varlığını hissediyordu. İki adamın elleriyle bedenine dokunuşları tek bir kelime bile edemeden heyecandan titriyor oluşu…
Yatağında fırlayıp doğrulduğunda ter içinde kalmıştı, elleriyle gözlerini ovuşturup, terden alnına yapışan saçlarını geriye attı.
Başucunda duran bardaktan bir yudum su alıp nefesini düzenlemeye çalıştı. Gördüğü rüyanın etkisinde kalmış ve hala titremeye devam ediyordu.
Tekrar yatağına uzanıp gözlerini kapattığında eli istemsizce bacak arasına doğru uzandı, geceliği terden bacaklarına yapışmıştı. Geceliğini yukarıya doğru sıyırıp parmakları kayganlığında yol bulduğunda zevkten şuuru kapanmış gibiydi. Gecenin kör karanlığında kalp atışlarını odada duymak mümkündü. Birileri duyar korkusuyla boğazından düğümlenerek çıkan inlemeler boğuktu.

Rüyasındaki heyecan dalgasına esir düşmüştü, gözlerini daha sıkı kapatmaya çalışarak az önce rüyasında gördüğü sahneyi canlandırmaya çalışıyordu. Kaldığı yerden, Yavuz’un bedenindeki ellerinden, kokusundan devam etmek istiyordu. Eli iyice kayganlığına bulaşmış ve kontrolden çıkmıştı, artık genç kızın aklıyla değil ruhuyla hareket ettiği zaman.
Zevkin doruklarına ulaştığı noktada kadınlığın minik zirvesi iyice sertleşmiş dokunulmaz duruma gelmişti.

Vücudunun titremeleri artarak doruklara ulaşmıştı. Doruklara ulaşan bedenin kaskatı kesilmesinden sonraki rahatlama şaşırtıcı derecede hissedilir olmuştu.
Gözleri hala sımsıkı kapalıydı, nefesi düzene girmeye çalışır vaziyette, kıpırtısız yatıyordu.
Etrafında koca bir karanlık, sonsuz bir huzur ve yepyeni bir duygu vardı.
Kararını vermişti, Yavuz’a yakın olmak için işi kabul edecekti…

Kaynak: RedGalia