Güneş Irmağı – 2 Bölüm

Heyecanlı ve yorucu bir gecenin sonundaki sabah ne kadar güzel olabilirse işte bu sabah da o kadar güzeldi Esra için.
Alarmın sesiyle uyanmış ve her sabah yaşadığı çıplak ayakla terlik arama töreninden sonra hızlıca banyoya yöneldi. Kafasının bu denli berrak oluşu, bedenindeki rahatlamışlık şaşırtıcıydı ve dikkatinden kaçmamıştı.
Bu sabah farklı bir sabahtı ve her zamankinden farklı hazırlanmalıydı.
Dün gece zevk ve şaşkınlık içinde alarmını bir saat geriye almıştı. Sabah paniklemeden rahatça hazırlanmak için. Ve şimdi aynanın karşısında yüzünde aptal bir tebessümle dikiliyordu. Henüz yıkamadığı yüzünde görmeye dayanamadığı çillerine bakıyordu.
Aslında çok da yakışıyorlardı, bu gün çilleriyle bile barışıktı. Soğuk suyun yüzüne çarpmasıyla birlikte oluşan ürperti gerçek hayatın az sonra başlayacağının habercisiydi.
Yatak odasından banyoya gitme mesafesinde aklına bu gün ne giyeceğini de belirlemişti. Mor,kalın askılı, dizlerinin altına gelen göğüs altından büzgülü bol elbiseyi giyecekti. Tek parça, elbiseler en sevdiği kıyafetlerdi fakat teni çok beyaz olduğundan genelde giymeye çekinirdi.
Altına da elbisesiyle aynı renkte babetleri. Siyah çantasıyla çok da kötü durmayacağına karar verdiğinden onu değiştirmeye uğraşmayacaktı. Makyajını her zamanki gibi hafif, dikkat çekmeyecek şekilde yaptı. Saçlarını yine basitçe bir toka ile tutturup topuz yaparak,etrafından birkaç tutamı serbest bıraktı. Hazırlıkları tamamladığında hala evden çıkmak için yarım saati vardı, çaydanlığa su koyup kahve içmeye karar verdi.
Kahve hem zinde olmasına yardımcı olacaktı hem de berrak düşünmesine, yani öyle olacağını umuyordu. Suyun kaynamasını beklemeden hazırlamış olduğu fincana süt ve kahvenin üstüne boşalttı. Sütü de ısırmamıştı ılık kahve olacaktı tam da sevdiği gibi…
Gözü sürekli saatte zamanın bir an önce geçmesini bekledi…
Son yudumla birlikte yerinden fırladı, bahçedeki kedileri unutmuştu. Hızlıca su kaplarını yıkadı ve yemlerini koydu. Etrafına bakınıp çok büyük işler başarmış hissine kapıldı. Coşkuluydu, saatine baktığında yarım saatti dolmuş ve hızlıca çantasını kapıp, ayakkabılarını giydiği gibi kapıyı bile kilitlemeden merdivenlere fırladı. Üst kata teyzesine çıkıp, kapıyı sertçe vurdu. Şaşkınlıkla kapıyı açan teyzesini yanaklarından hızlıca öpüp “akşama görüşürüz şekerim geç kalıyorum” dedi. Teyzesi neye uğradığını şaşırmış “Deli kız” diye söylendi arkasından…

Sokağa fırladığında etrafta bir sürü taksi gördü, çok doğru bir şey değildi henüz para kazanmaya başlamadan taksiye binmek ama otobüslerin geçişlerini henüz öğrenememişti. Geç kalma ihtimali yoktu ama yine de karşıdan gelen taksiye el salladı.
Kafasında Arda’ya kuracağı ilk cümleyi düşünüyordu, o kadar gurur yapmış, çırpınmış, ahlaklı genç kız ayağına yatmıştı… Arda acaba kendi düşündüğü gibi mi düşünecekti. Eğer dünü hatırlatacak “Ne oldu hani sana göre değişti” diyecek olursa utancından ölürdü.
İstanbul’un neredeyse göbeğinde trafik yoktu ve bunu hayra yoruyordu. İşi yolunda gidecekti, belki de korktuğu gibi değildi. Nü fotoğrafçılık gibi bir şeydi bu.
“Çok zor olmasa gerek” diye düşündü. Ailesini düşünüyordu,ayrıntı vermek zorunda değildi, ayrıca koskoca reklam ajansı herhangi bir çalışmasını rahatlıkla gösterebilirdi.
Her ne kadar kendini rahatlatmaya çalışsa da içi içine sığmıyor ofise gidince ne yapması gerektiğini nasıl davranması gerektiğini de planlamaya çalışıyordu. Özellikle etrafa hiçbir şey olmamış gibi davranmalı, karşılaştığı kişilere tebessümle günaydın demeli ve Arda’nın gösterdiği masasına geçip oturmalı ve beklemeliydi.
Trafik olmaması sebebiyle ulaşmıştı bile, yine konsolosluğun karşısında inip karşıya geçti. Beş dakika sonra da ofisin kapısındaydı.
Kapıyı çaldığında gelen otomatiğin sesi artık işin ciddi, ciddi başladığının habercisiydi bu sesi hiç unutmayacaktı.
Açılan kapıdan içeriye girdiğinde Özge tüm sevimliliği ile girişteki masasında oturuyordu.
Kızıl saçlarını tepeden dağınık bir topuz şeklinde toplamış, gözlerine sürdüğü bordo kalem ela gözlerini daha da ön plana çıkartmıştı.
Düz askılı siyah mini bir elbise giymiş ve çok yakışmıştı.
“Günaydın” dedi coşkulu bir şekilde Özge.
“Günaydın, arda geldi mi?” Hal hatır somadan Arda’yı soruyor olmanın doğru olup olmadığını düşündü.
“Yok henüz gelmedi, şirkette şu anda sen ben dahil dört kişi var.”
Aldığı cevap rahatlatmıştı Esra’yı.
“Geç kaldım diye çok endişelendim. Ben o zaman yerime geçeyim kolay gelsin sana.” Hızlıca uzaklaşmış ve aynalı koridordan geçmişti.
Aynalı koridor aydınlıktı, daha önce gördüğünden daha aydınlık.
Odanın kapısına vardığında içinden dua ederek kapıyı açtı. Ailesinde öğrendiği gibi sağ elle, sağ ayağı ile içeri girdi.
Hiçbir şey değişmemişti, zaten bir günde ne değişirdi ki? Ne bekliyordu ardından masasını atmalarını mı? Şaka gibi düşünceleri aklına getirdiği için kendi kendine güldü. Masasına geçti, masanın yanında çekmeceli bir küçük dolabı vardı. Dolap ve masa arasındaki mesafeye çantasını yerleştirdi. Bilgisayarını açtı, kalemlerini ve not kağıtlarını düzeltti. Onlar da en son düzenlediği gibiydi gerçi ama tekrar yaptı.
Ansızın açılacak olan kapıdan Yavuz’un girdiğini düşünüyordu. O muhteşem kokusu ve gözleriyle içeriye girip işe geldiğine ne kadar sevindiğini söyleyecekti. Tebrik etmek için elini tutacak ve ellerinden kokusu birkaç gün gitmeyecekti.
Derken kapı çalındı ve aralandı, yüreği ağzındaydı genç kızın ve kapıda Nina belirmişti.
“Günaydın Esra, aramıza hoş geldin.” Dedi gülümseyerek. Esra’ya yönelirken atmış olduğu birkaç adım kadının endamını gözler önüne seriyordu. Birkaç adım ancak bu kadar güzel atılabilirdi. Dim dik, gururlu, asil ve göz doldurucu. Nina’nın hafif bronzlaşmış teni, yeni solaryumun belirtisiydi.
Sarı ve uzun saçlarını at kuyruğu şeklinde toplamış, alnını iyice gerdirmişti. Yeşil gözleri avuç kadar suratında mücevher gibi duruyordu, sade yapılmış makyaja bile ihtiyacı yoktu. Straplez bedenini saran, beyaz zemin üzerine kocaman mavi çiçeklerin olduğu mini bir elbise giymişti. Ayağındaki mavi stilettolar muhteşem uyum sağlamıştı.
“Günaydın,hoş bulduk.” Diyerek ayağa kalktı genç kız. Bu güzelliğin karşısında ezildiğini hissediyordu. Bu kadınların yanında hiç şansı yoktu. Boş hayaller kurmaması gerektiğini geçirdi içinden…
Öyle ya belki de buncacık ömründe bir tek istediği bölümü okuyabilmişti. Ayakları yere sağlam basmalı belki de bu işi basamak olarak kullanıp başka bir şirkete geçmeliydi. İnce hesapların insanları kazanırdı hep bu hayatta, belki Esra da öyle yapardı…
Nina masanın önüne gelmiş ve elini uzatmıştı.
“Tanışmıştık, hatırladığını düşünüyorum ama yinelemekte fayda var ben Nina.” Genç kadının hafif yamuk bir gülümseyişi vardı. Yüzüne yakışan, biraz seksi bile sayılırdı. Karakteristik bir gülümseme…
“Evet elbette hatırlıyorum Nina, tekrar memnun oldum.” Esra elini kendinden emin bir şekilde uzatmaya çalıştı. Omuzları ve başı dik.
Tokalaşma faslından sonra Nina masanın önündeki sandalyeye oturmuştu bile. Elinde kahve fincanı ile gelmişti, belli ki amacı sohbet etmekti. Esra’yı tanımaya çalışacak, belki de en gizli sırlarını öğrenmeye çalışıp tüm şirkete anlatacaktı. Temkinliydi Esra, bu tarz hikayeleri hem çok duymuş hem de okumuştu.
“Arda bahsetti sanıyorum, birlikte çalışacağız.” Diye söze başladı Nina.
“Bana dün bugün başlayacak projede görev alacağını söyledi.” Diyerek devam etti.
Arda dün Nina’ya gelip çalışacağını söylemişti ama nasıl? Nasıl emin olabiliyordu ki? Yoksa Esra’nın Yavuz’a olan zaafını mı fark etmişti acaba.
Karşısında kendisinden tepki bekleyen Nina ile göz göze gelince sıyrıldı bu sorgulamadan.
“Evet, Arda senden bilgileri alabileceğimi söylemişti.Sanıyorum onun için gelmiştin” dedi Esra. Senli benli konuşmaya bu kadar çabuk alışması da ilginçti.
“Yo aslında, seni tanımak için de geldim. Konuyu ne kadar bildiğini bilmediğimden açıklama yapmak istedim.” Nina’nın yüzündeki yamuk gülümsemesi şu an şeytaniydi, avını köşeye sıkıştırmış bir kaplan gibi. Karşındaki genç kızın utanıp büzüşerek köşesine çekilmesini istiyordu sanki. Fakat Esra ona bu zevki yaşatmayacaktı.

“Teşekkür ederim çok ince düşünmüşsün. Yapılan çalışmalar hakkında bilgim var.” Duraksadı, kuracağı bu cümle ile profesyonel ve bu işi yapacak kabiliyette olduğunu göstermeliydi.

“Arda ile dün uzun, uzun dosyalara baktık. Epey fikir sahibi oldum.” Esra koltuğuna iyice yaslanmış bir şekilde bu cevabı vermişti. Kendinden emin oluşu, karşısındaki bu muhteşem yaratığı ezer ümidiyle devam etti.

“Çalışmaları bu gün canlı olarak yaşadığımda kafamda daha net ve belirgin olarak yer edecektir.” Esra rahatlığını göstermek için bir yandan da sağ kenarda duran bilgisayarın klavyesine dokunuyordu.

“O zaman ben çalışmanın detaylarını yerime geçip sana mail atayım.” Diyerek ayağa kalktı Nina.

“Mail adresim var mı sende?”

“Evet dün Arda bilgi işleme tanımlamasını söyledi.”

“Peki senin mail adresin nedir?” diye merakla sordu Esra.

“Posta kutunu açarsan şirketteki toplu mail adreslerinin tanımlandığını göreceksin.” Yine o yamuk gülümseme sen daha hiçbir şey görmedin çocuk bakışları. Nina arkasını dönerek kapıya yöneldi. Arkasını dönerek;

“Görüşürüz. Dedi ve çıktı…

Bu şirket çalışanlarının ortak özelliği olsa gerek, kalıcı ve muhteşem parfümler kullanmak diye düşündü.

O yamuk ve hin gülümsemesi olmasaydı kullandığı parfümün markasını öğrenmek için yalvarabilirdi.

Bilgisayarı açılmış ve kendi kendine “Posta kurunu açarsan görebilirsinmiş, ukala” diye söyleniyordu.

Posta kutusunu açtığında üç adet mail geldi, bir tanesi tanımlama ile ilgili onay maili. İkincisi bilgi işlem departmanından bilgilendirme.

Üçüncü mailin gönden kısmını gördüğünde küçük dilini yutacaktı…

Konu kısmında günaydın yazıyordu ve Arda göndermişti.

Yok bu kesinlikle şaka olmalıydı, mailin gönderilme tarihine bakınca dün akşam yollanmıştı. Yani henüz kendinin bile çalışıp çalışmayacağını bilmediği saatlerde. Mailin üzerine gelerek içeriğini açtı.

“Günaydın, bu işte çok mutlu olacağına inanıyorum…

Çalışmayı kabul ettiğin için mutluyum…

Sevgilerle,

Arda” yazıyordu. Bu arda ne ilginç bir adamdı, malum mu olmuştu yoksa belki tutarsa diye yaptı ve tuttu mu? Kafası karışmıştı, Yavuz’a olan ilgilisini hiç belli ettiğini düşünmüyordu. Acaba Arda ne düşünüyordu, aklından geçenleri öğrenmek için neler vermezdi ki. Teşekkür ederek maili yanıtlayıp yanıtlamamsı gerektiğini düşünüyordu. Acaba imalı bir cevap mı atsaydı, yoksa beklese miydi? Mailin açık olduğu ekrana bakarken kapı açıldı, boşluktan önce Arda’nın kokusu geldi. Ardından Arda ve muhteşem gülümsemesi. Saçlarını yine toplamıştı, üzerinde gri çok eski gibi görünen bir tişört giymiş, altında da spor ayakkabıları ve neredeyse her yeri yırtık kot pantolonu. Alnına düşmüş olan ufak bir isyankar saç tutamı yeşil gözleriyle dans edercesine ufak, ufak titreşiyordu.

Omzunda muhtemelen evraklar ve notebooku için çantası.

Kusursuz yaratıklar diye geçirdi içinden.

“Günaydın.” Ardanın suratındaki kocaman gülümseme Esra’ya bir şey anlatmak ister gibiydi. Biliyordum geleceğini dercesine küstah bir o kadar da içine işleyen türdeydi.

“Günaydın Arda.”

“Seni görmek çok güzel ama sanıyorum bunu benden önce Özge’den de duymuş olmalısın.” Arda kapıyı kapatmış, çantasını masasına bırakmış ve Esra’nın yanına yönelmişti.

Esra’nın “Sana kahve söyleyeyim mi?” demesiyle kapı çalındı ve elinde kahve fincanıyla hizmetli içeri girdi.

“Buraya bırakın lütfen.” Arda başıyla Esra’nın masasını göstermişti.

“Bu arada Fatma hanım, Esra hanım artık bizimle çalışacak benim  yardımcım.”

“Hayırlısı olsun Esra hanım, kolay gelsin.” Dedi hizmetli, biraz utanarak başını öne eğerek odadan çıktı.

Esra’nın teşekkür etmesine fırsat bile tanımamıştı.

“Beş senedir bizimle çalışıyor çok sessiz ve çok iyi bir insandır. Eşinden boşandı iki oğlu var onları okutuyor. Çok akıllı çocuklar.”

Hizmetlinin de kısa bir tanıtımını geçer Arda eline kahvesini aldığı gibi Esra’nın tarafında masanın köşesine oturmuştu bile.

“Evet Esra…”

“Efendim Arda….”

Bu kısa ve devamı gelmese bile ikisi tarafından sanki anlaşılmış olan bu konuşma aynı anda tebessüm etmelerine sebep oldu. Lafa Arda atladı;

“Nina ile konuşmuşsunuz.” Bir yudum kahve aldı.

“Nina bana işle ilgili kafanda bir soru olmadığını, her şeyi gayet iyi bildiğini söyledi.”  Yüzü genç kıza dönük, tepeden bakıyordu.

Esra sandalyesini biraz geriye itip, iyice yaslandı. Rahat hareket edebileceği bir alana ihtiyacı varmış gibi.

Henüz bitmemiş olan kahvesini de sıkı sıkıya avuçlarının arasına almıştı.

“Evet Nina geldi ve yardımcı olmak istediğini söyledi, fakat ben konuyu bildiğimi gerek olmadığını söyledim.” Yaptığının doğru olduğu ile ilgili şüpheleri vardı.

Arda, “Aferin benim kızıma.” Diyerek kahkahayı patlatmıştı.

Ne demekti bu?

“Anlamadım?” Esra şaşkındı.

“Nina bizimle şirketin neredeyse kuruluşundan beri bizimle, yeni gelenlere ukalalık yapmaya bayılıyor.” Arda güldükçe gözleri de gülüyordu o su yosunu yeşili gözleri. İçimde yüzebilirsin, benimle yüzebilirsin diyordu. Dertten kederden, heyecandan uzak, dingin sularda…

“Hayır, ukalalık yaptığını söyleyemem. Gayet iyi ve sıcak bir şekilde geldi.” Pot kırmamaya çalışıyordu genç kız.

“Peki tamam anladım, yeni olduğun için yanlış bir şey söylemekten çekiniyorsun.” İçini okuyordu.

Gözlerini hiç ayırmadan konuşmaya devam etti. Sanki çaylak haliyle eğleniyormuş gibiydi. Evet genç kız bir çaylak, karşısında duran bu heykel görünümündeki adam da onun ustasıydı aslında. Bu anın tadını çıkartabildiği kadar çıkartacaktı.

“Mailimi aldın mı?” yeşil gözler meraktaydı.

“Evet aldım ve çok şaşkınım.”

“Şaşıracak bir şey yok hemen cevap vereyim. Müneccim değilim, işe gelmeye karar verirsen hoş bir sürpriz olur diye düşündüm.”

Arda karşısında az sonra kahve fincanını bastırarak avuçlarında neredeyse kıracak olan genç kızın durumundan zevk alıyordu.

“Yani işe başlamasaydın zaten bundan hiç haberin olmayacaktı ve ben de hayali bir iş arkadaşıma mail yazmış olacaktım.”

“Kabul etmeliyim gerçekten şaşırdım acaba nereden biliyor diye.” Genç kız rahatlamış gibiydi. Arda’nın kafasında bir şüphe olmadığına emin olacaktı. Anlattıkları mantıklıydı, öylesine yapmıştı…

“İşe gelmeye nasıl karar verdiğini anlatmak ister misin?” Yeşil gözler bu sorunun cevabını inanılmaz derecede merak ediyor gibi bakıyordu.

“Benim için iyi bir tecrübe olacağını düşündüm.” Yakalanmamak için bakışlarını kaçırmaya çalıştı.

“Sadece tecrübe?” Adam bakışlarını yakaladığı için mi bu soruyu sormuştu?

“Evet tecrübe, sizin gibi ismi bilinen bir firmayı Özgeçmişime yazmayı çok isterim.”

“Yani burada işi öğrenip başka bir yere gitmek istiyorsun?”

“Hayır.” Esra kıvranmaya başlamış gibi hissediyordu kendini.

Arda genç kızın rahatsızlığını hissetmiş gibi, masanın köşesinden kalkıp, karşısındaki koltuğa oturdu.

“Peki nedir?” yeşil gözler kaldığı yerden sorguya tam gaz devam ediyordu.

“Sadece tecrübe değil tabi.” Toparlamalıydı, Esra durumu kurtarması gerektiğini düşündü.

“Peki öyle olsun.” Oturduğu yerden kalkıp masasına yöneldi.

Çantasından bilgisayarını çıkartıp kapağını açtı.

“Evet çaylak, kırmak üzere olduğun o kahve fincanını bırak ve buraya gel.” Dedi, yeşil gözler önündeki ekrana sabitlenmişti.

Genç kız ustasına koşar adımlarla, neyle karşılaşacağını tahmin etmeye çalışarak yakınlaştı.

“Yanıma gel, bu tarafa.”

Esra masanın arkasına yöneldi, az sonra göreceklerinin korkusuyla heyecanının fark edilmemesini diledi.

Arda’nın bilgisayar ekranında onlarca resim vardı, bir resim klasöründeydi.

“Şimdi beni iyi dinle çaylak.” Genç kızın ona uzak olduğuna karar vererek sandalyesini ona yaklaştırdı.

“Aklına takılan ne olursa olsun mutlaka sor. Tamam mı?”

“Tamam.”

“Ama ne olursa olsun mutlaka sor.” Diyerek resimlerin birini açtı.

Parlak ekranda bir göğüs resmi belirdi, bu seferki ilk gördüğü gibi değildi. Göğsün ucunda bir çift dudak vardı. İçi gıcıklandı.

Arda genç kızın konuşamayacağını tahmin etmiş olmalıydı devam etti.

“Bu bizim en iyi müşterimiz, isim kullanmıyoruz. Bay X diyelim. Tamam mı?”

“Tamam.” Esra itaatkardı…

“Bu bay X, eşini çok seviyor ve her bir uzvunu öperek resimlerini çekelim istiyor.” Arda başka bir resme geçmişti.

Yeni açılan resimde çok güzel ve bakımlı bir ayağın başparmağı yine bir dudağın üstünde sanki sus işareti yapar gibi duruyordu.

“Bu görmüş olduğun resimler bay X resimleri değil, sana örnek olsun diye gösteriyorum. Akşamki çalışma buna çok yakın bir çalışma olacak.”

Genç adam başını çevirip genç kıza baktı. Şaşkınlıktan başka bir ifade göremeyince.

“Tamam mı?” diye sordu.

“Tamam.” Yanıtını aldıktan sonra devam etti.

“Bu çalışmada üç ya da dört kişi görev alacak. Biri ben, biri sen, Nina ve belki de Yavuz.”

Yavuzun adını duyunca boğulacak gibi hissetti kendini, utancından ölürdü Yavuz’un karşısında bakamazdı yüzüne… Kulaklarına kadar kızararak.

“Tamam.” Dedi.

“Herhangi bir sorun var mı?”

“Hayır.”

“Aklına takılan bir şey.?”

“Hayır.”

Genç kız ekrana bakıyordu fakat görmüyordu, aklı akşamki çalışmaya ve Yavuz’a gitmişti.

“Peki o zaman, şimdi al bu bilgisayarı ve masana geç. Orada resimlere bak ısınmış olursun.” Bilgisayarı kucağına tutuşturup yerinden kalktı. Burun buruna gelmişlerdi. Esra çevik bir hareketle arkasını dönerek.

“Tamam.” Diyebildi.

Yerine oturduğunda beceriksizce masasındaki bilgisayarı biraz iterek yer açtı. Kırılacakmış gibi kucağındaki bilgisayarı bıraktı. Arkasından hareket eden Arda kapıya yönelmiş ve;

“Benim biraz işim var sen rahatına bak.” Deyip çıkmıştı odadan…

Odada yalnız kalan genç kız bir sonraki resmi görmek isteyip istemediği konusunda kararsız kalmış, ekrandaki ayak ve dudak resmine kilitlenmişti. Kim neden böyle resimler ister ki? Esra ayağını yavuzun dudaklarına bu şekilde dokundurduğunu düşündü…

İmkansızdı, hayatta yapamazdı, üstelik çok da gıdıklanırdı ayaklarından. Bir an akraba çocuklarıyla oynadıkları oyunlar gözünde canlanmıştı.

Esra kesinlikle ayaklarının altından çok gıdıklanırdı. Hatta göçmen olan bir komşusu bir keresinde ayaklarının altından gıdıklanan çocukların iyi para tutamadıklarını söylemişti. Ne ilginç aklında kalmıştı…

Parmağı yön ok tuşunun üstünde hala sonraki resmi görmek isteyip istemediğini düşünüyordu. “Yap şunu aptal şey.” Diye geçirdi içinde. Tuşa bastığı anda bir anlık gözlerini kapatmış korku filmlerinden bir sahne çıkacakmışçasına sıkmıştı.

Sonraki resmi gördüğünde kısa süreli bir çok geçirmiş ve kendine gelmesi ile ekranı kapatması bir olmuştu.

Oturduğu yerde dona kalmıştı, kalbi boğazında atıyor ve kulaklarında sanki volkanlar patlıyordu.

Gerçekten ne gördüğüne emin değildi aslında benzetmiş de olabilirdi, yok benzetmiş olamazdı tam da gördüğü şeydi. İyice dikkatli baktığında bir erkeğin cinsel organı olduğu gayet net görünüyordu. Ama tabi ki yine o sisli puslu fonlar sebebiyle dikkat etmek gerekiyordu.

Bilgisayarı bir daha görmek istemezmiş gibi ileriye itti, sandalyesini masadan uzaklaştırarak iyice yaslandı. Yer yarıldı içine girebilirsin deselerdi koşarak gider ve girerdi. Kararını sorgulayıp, sorgulamamamsı gerektiğini bilmiyordu, çocuk oyuncağı değildi en nihayetinde. Ona düşünmek için bir süre tanınmıştı ve o bu sabah bu ofise gelerek kararını bildirmişti.

Köşeye sıkışmış hissediyordu, sabah erkenden kalkıp işe hazırlandığı anları hatırladı, gece gördüğü rüyayı Yavuz’u…

Bu akşamki işte belki denemeli, baktı olmadı medeni insanlar gibi veda etmeliydi. Hayatta bir tek Yavuz yoktu ki, başka insanlarla da karşılaşabilir, tanışabilirdi. “Haydi Esra cesur ol.” dedi içinden. Tekrar masaya yanaşıp bilgisayara uzandı.

Ekranı kaldırıp bekleme modundan çıkması için bilgisayarın tuşuna bastığında kapı açılmış ve Arda içeri girmişti.

“Nasıl gidiyor.” Dedi Esra’ya göz kırparak.

Esra yapmaması gereken bir şeyi yapmış ve yakalanmış çocuklar gibi hissetti kendini.

Bu arada ekran açılmış az önce kapattığı resim duruyordu. Hangi resmin açık olduğunu Arda görmesin diye bir yandan sağ eliyle yön ok tuşuna isabet ettirip diğer resme geçmeye çalışıyor. Diğer eliyle saçını toplamaya çalışır gibi hareketler yapıyordu.

“İyi, yani çok iyi. Bakıyorum. Teşekkürler.” Diyebildi.

Arda karşısındaki genç kızın yüzündeki kızarıklığı fark etti.

“Sıcak mı geldi içerisi, istersen klimayı açabiliriz.”

“Yooo gayet iyi, aslında camlar açılıyor mu?”

“Hayır açılmıyor ama klimanın havalandırması yeterli olur.”

Arda kendi mamasına geçip altta kalan çekmeceden kumandayı çıkartı ve odanın köşesinde kalan toplantı masasının üstündeki klimayı çalıştırdı.

Bir süre ayarlarıyla uğraşıyormuş gibi elindeki kumandaya odaklanmıştı, bu esnada Esra çoktan yön ok tuşunu bulmuş ve sonraki resme geçmişti bile.

Klima odanın havasını iki dakika içinde değiştirmişti.

Esra için bu süre daha da uzundu çünkü sonraki resimler de en az görmek istemediği resim kadar utanmasını sağlamıştı. Fakat onlara daha rahat bakabiliyor olması, resimlerde sadece kadın uzuvlarının olmasıydı.

Nasılsa kendinde de aynı uzuvlardan vardı ve her gün görüyordu. Erkeğin jinekolog olması gibi diye düşündü, her gün vajina görmesi muhtemelen anlamını yitirmesine sebep oluyordu.

Esra, alevler içinde kalmış yanak ve kulaklarını görmezden gelerek rahat görünmeye çalışıyordu. Arda masasına geçmiş ve oturmuştu. Bakışları genç kızın olduğu yere yönelmiş, gülümsüyordu;

“Bu akşam olacak olan işle ilgili de kafanda bir sürü soru olmalı , ilk işimde benim de vardı. Senden tek istediğim kendine zaman tanıman.”

Gülümsemeye devam etmesi gen kızı rahatlatıyordu. Bu duygu karmaşası içinde doğru kararı vermesini kimse beklemiyordu, zaten mümkün de görünmüyordu.

Yaşayıp, görmek lazım sözüne güvenmeliydi düşündüğü gibi yapamazsa yarın işe gelmezdi.

“Bizim akşam için hazırlık yapmamız gerekmiyor mu?”

Konuyu değiştirmek için sormuş olduğu bu soru Arda’yı daha da neşelendirmişti.

“Tüm hazırlıklar tamam, ben hepsini ayarladım.”

Genç kızın merakla dinlediğini görünce devam etti;

“Ayrıca hep hazırdır ve her iş öncesi mutlaka kontrol ederiz, bazı acil durumlarda malzemeleri kullanım için başkalarına vermiş olabiliyoruz.”

“Şimdi gidip kontrol etmemiz gerekir mi?”

“O da tamam, şimdi sadece zamanın gelmesini bekleyeceğiz, ailene haber verdin mi akşam seni merak etmesinler?”

Esra unutmuştu, iş bugündü biliyordu ama geç saatte olacağı ile ilgili bir fikri yoktu. Arada geçen konuşmalardan anlamıştı akşam olduğunu.

“Sorun olmaz haber veririm.”

Teyzesinin sitem dolu konuşmalarını Arda’ya hissettirmemek için kısa kesmişti. Zaten bir sürü sorun çıkartmıştı şimdi de aile düşünce yapısı sorunuyla uğraştırmak istemiyordu. Sonrasında kalan zamanı Arda bilgi vererek değerlendirdi. İşleyiş sistemi ile ilgili. İlk basamak Nina’ydı, neredeyse müşterilerin tamamını o buluyordu. Ya da daha önce çalışılmış bir müşterinin referansı ile geliyordu müşteriler ama ilk irtibat noktası hep Nina’ydı. Nina gerekli bilgileri aldıktan sonra dosyayı oluşturuyor ve Arda’ya iletiyordu bundan sonra Esra’ya da iletmesi gerekecekti.

Bazı müşterilerin garip istekleri olabiliyordu, bu akşamki müşteri gibi. O Fotoğraf çekiminde dikkatini bir şey dağıtmasın diye gelenlerin siyah giyinmesini istiyordu. O sebeple akşam gittikleri yerde üstlerini değişmeleri gerekecekti. Daha sonrasında çekilen kareler ayıklanarak bir harici diske kayıt ediliyor ve Nina tarafından müşteriye teslim ediliyordu. Ellerinde tek bir kopya bile kalmıyor hepsi siliniyordu, eğer müşteri elindeki fotoğraflardan basılmasını istedikleri olursa tekrar Nina ile irtibata geçiyor basımları o hallediyor ve tabi ki yine aracı kullanman teslimatı yapıyordu.

güzel planlanmış bu organizasyon senelerden beri tek bir sorun çıkmadan işliyordu.

Esra bütün anlatılanları dikkatlice dinliyordu, ilginç ve kabul edilmesi çok zor olan bu işte başına gelebilecekler en çok endişelendirmişti genç kızı.

Bir de iş anılarını anlatan insanlara çok imreniyordu, tuhaf olaylar komik hikayeler onun böyle şeyler anlatmaya hiç şansı olmayacaktı.

“Bir şey sorabilir miyim.” Dedi Arda’nın konuşmasını bölerek.

“Elbette?”

“Hiç müşteriden tuhaf istekler gelebiliyor mu?”

Genç adam Esra’nın tedirginliğini anlamıştı.

“Bak tuhaf diyebileceğimiz tek şey ki bence o da tuhaf değil, özel anları paylaşan kişilerin fotoğrafını çekiyor olmamız. Onun dışında müşteri bizimle ilgili herhangi bir harekette ya da hakarette bulunamaz.” Arada çalan telefonunu yanıtlayarak birine odada olduklarını söyledi ve devam etti.

“Daha açık konuşmam gerekirse hayır tecavüze uğramayacaksın, kimse sana sarkıntılık etmeyecek, ayrıca hiçbir zaman yalnız olmayacaksın. İlerleyen zamanlarda sürekli çalıştığımız müşterilerimizle samimi konuşmalarımıza şahit olabilirsin ama bu da aklında yanlış bir düşünceye sebep olmasın lütfen.”

Arda konuşmasını bitirdiğinde bütün bu saçmalığa nokta vermiş gibiydi. Esra’nın neredeyse tüm korkularına yanıt vermişti. Böyle bir iş yaparak kendini istemediği bir durumda bulmaktan çekiniyordu genç kız. Ve duymuş oldukları yüzüne bir tokat gibi çarpmıştı. Karşısındaki adam onun artık bir çocuk gibi davranmayı bırakmasını söylüyordu.

“Anladım.” Dedi, utancından yine yerin dibine girmeyi istiyordu.

Arda işle ilgili birkaç ayrıntının daha üstünden geçerek odadan çıkmıştı.

Esra yerine geçmiş ve bilgisayarda daha önce yapılmış olan çalışmalara bakmaya koyulmuştu.

Saatler değil günler geçmiş gibiydi, Esra başını bilgisayardan kaldırdığında hayatının sonuna kadar yetecek derecede, erkek ve kadın cinsel organları görmüştü. Bir çok müşterinin çalışması birbirini anımsatıyordu.

Gerçi ne kadar farkı olabilirdi ki? Kadının memesi ve vajinası, erkeğin de sadece penisi vardı. Elbette ki kalçalar onları da unutmamak lazımdı, kalçaları da her çeşidi mevcuttu. Dolgun olanları, sıska olanları, biçimli, biçimsizi belki de binlerceydi. Bunları düşünmemeye karar verdi.

Arkasına yaslanıp da telefon ekranında saati görünce inanamadı saat üç olmuştu ve Arda hala ortada yoktu.

İşinin uzayıp uzamadığını merak ediyordu. Derken koridordan Arda’nın sesini duydu. Uzaktan geliyordu ve galiba telefonla görüşüyordu. Tam da düşündüğü gibiydi Arda telefonla görüşerek içeriye girmiş ve görüşürüz Yavuz diyerek telefonu kapatmıştı. Her iki omzunda da birer tane çanta vardı şu fotoğraf makinesi taşımak için olanlarından. İçine lensler, filtreler hepsi koyulabiliyordu. Devasa büyüklerdi ve içlerinde muhteşem bir Dünya genç kızı bekliyordu.

“Hadi oyalanmayalım yolumuz uzak, bir an önce çıkmamız lazım.”

Genç kız cevap bile vermeden, bilgisayar ekranını kapattı. Çantasını aldı ve kapıyı açıp ona yol veren arda’nın önünden minibüse doğru yürümeye başladı.

Ofislerin arasından geçerken yine Nina’ya bakındı, yerinde yoktu, belki o da çekime gelirdi belli olmazdı. Hatta ilk gününde onu rezil etmek için özellikle bile gelebilirdi.

Arda omzundaki çantaları minibüsün arkasına yerleştirmişti.

Esra’yı öne geçip oturmasını buyur eder gibi eliyle işaret ederek sürücü koltuğunu ayarlıyordu.

Esra daha önce fark etmemişti, minibüsün içi Yavuz gibi kokuyordu.

Yüreği ağzında, kendisini neyin beklediğini bilmediği bir yola çıkmıştı bile.

Minibüs park ettiği yerden çıkıp, ara sokaktan kıvrılarak İstanbul’un arka sokaklarında meçhule gidiyordu.

Keyifli görünen Arda;

“Evet çaylak bu çalışma bilgisayarında bayX4 olarak kayda geçecek.”

Genç kız yine cevap vermedi, çok konuşmaya gerek yok gibiydi. Arda bu konuşmama fikrini onaylarcasına radyoyu açtı.
Şu an durum gerçekten meçhuldü…