Gurur duyduğumuz okullar çökertiliyor. Bu mektupları çok iyi okuyun!

Hükümet “Proje Okulu” diyerek, köklü ve başarılı okulları çökertiyor.

Türkiye’nin köklü ve en başarılı okullarına“Proje Okulu” denilerek başlayan tasfiye ve eğitim kalitesinin düşmesi, okullardaki öğretmenleri ve öğrencileri isyan ettirdi. Konuyla ilgili Kabataş Erkek Lisesi’nde bir öğrenci Odatv’ye yazdığı mektupta okulundaki değişimi ve eğitimin dincileştirildiğini anlatırken, Cumhuriyet gazetesi yazarı Orhan Bursalı da bugünkü köşesinde proje okullarında neler yaşandığını anlatan bir öğretmenin mektubunu köşesine taşıdı. Bursalı’nın köşesinde yer verdiği mektupta, “Proje Okul”ları denilerek öğrenci ve veli profili Atatürkçü olan eğitimin hedef alındığına dikkat çekildi.

“OKULA KENDİLERİNE YAKIN YAZARLAR GELMEYE BAŞLADI”

Odatv’ye yazılan mektupta, “Her türlü başkaldırı veya eleştiri hakaretler ve disiplin tehditleriyle savuşturulmaya çalışıldı. Okulun içerisinde çıkarılan dergi ve bültenlere sansür uygulanmaya başlandı. Öğrencilerin arasına muhbirler yerleştirildi. Korku öğretildi Özgür düşünce kısıtlandı. Okula kendilerine yakın yazarlar gelmeye başladı. Örneğin 2 yıl önce Zülfü Livaneli’nin konferans yaptığı okulumuza ne olduğu belli olmayan Dursun Özbek diye biri geldi.” diye yazan öğrencinin mektubunun tam metni şöyle:

“Ben Kabataş Erkek Lisesi’nde eğitim gören bir öğrenciyim.

Cuma günü bir eylem yaptık.Eyleme vesile olan olay yeni rotasyon yönetmeliği. Bu eylemi kaydetme ve duyurma görevi benimdi. Onlarca fotoğraf çektim. Birçok video çektim. Hem arkadaşlarıma hem birkaç haber sitesine yolladım. Herkes ulaşabildiği her yere duyurmaya çalıştı. Fakat sesimizi sadece bir iki küçük haber sitesi bir de Yeniçağ gazetesine duyurabildik. Buradan yola çıkarak sanıyorum ki kendimizi anlatamadık. Daha önce yazdığım yerlere okul öğrencileri adına yazdım. Şimdi kendi adıma yazacağım. Çünkü sanıyorum ki protesto ettiğimizin sadece öğretmenlerin gitmesi olduğu sanıldı.Gelgelelim okulumuz iki yıldır gerici ve baskıcı bir idarenin elinde. Törenlerde disiplin bilançoları açıkladılar. Her türlü başkaldırı veya eleştiri hakaretler ve disiplin tehditleriyle savuşturulmaya çalışıldı. Okulun içerisinde çıkarılan dergi ve bültenlere sansür uygulanmaya başlandı. Öğrencilerin arasına muhbirler yerleştirildi. Korku öğretildi Özgür düşünce kısıtlandı.Okula kendilerine yakın yazarlar gelmeye başladı. Örneğin 2 yıl önce Zülfü Livaneli’nin konferans yaptığı okulumuza ne olduğu belli olmayan Dursun Özbek diye biri geldi.

“OSMANLICA TEŞVİK EDİLDİ”

Bilim ve sanat projeleri yerine Osmanlıca teşvik edildi. İlk işleri mescidi yenilemek oldu. Sorarım size laik bir eğitim kurumunda mescidin ne işi var. İbadetini yapacak olan zaten bir yolunu bulur yapar. Teşvik edip hatta övünülecek hale getirmek nedendir. Akılları bel altı çalıştığından kızların eteklerine de el attılar. Yetmezmiş gibi müdür diye atanılan zât törenlerde öğrenci azarlar gibi öğretmenlere direktifler verdi. Odasına çağırıp azarladı. Öğretmenlerimiz giderken onurlarını kırdı. Okulumuzu okul yapan insanların kalbini kırdı yani.

Türkiye’nin eğitim kurumları böylesine yozlaştırılırken cumhurbaşkanı Lozan meselesini açarak yine yeni ve yeniden gündemi saptırdı ve yüce halkımız her kesimiyle yine yeni ve yeniden bu oyuna düştü. Lozan Antlaşması’na önemsiz demek gibi bir niyetim yok. Ancak bu ülkenin geleceği değil mi öğrenciler. Kusura bakmayın ama ülkeyi hadsiz birinin kurucularını cahilce eleştirmesi değil eğitim kurumlarının yozlaştırılması bitirir. İşin daha kötüsü bu yozlaşmayla mücadele eden gençlerin sesi kısılırsa güvendikleri basın kuruluşları tarafından bile;bu gençler “Ne değişecek ki” demeyi öğrenirler her başkaldırmaya niyetlendikleri zaman. Hem de düşmanları değil dost bildikleri seslerini duymadığından öğrenirler. Eğer umutsulzuk ve baskı girmişse eğitim müfredatına o zaman kaybedilir ülke. Ama ben öğrenmek istemiyorum kaybetmeyi de umutsuzluğu da. Birileri duymadıkça daha da bağırmayı biliyorum çünkü.

Şimdi sizden ricam haykırışımıza bir ses teli olup duyurmanız halka. Köşenizde ufacık bir yer sosyal medya hesabınızda biraz bahsetmeniz yeter inanın. Sadece gösterin birilerine bu ülkede gençlerin bir sesi var ve bunu duymak zorundalar.

“VELİLERE DE SÜREKLİ BİR ‘ENKAZ EDEBİYATI’”

Orhan Bursalı köşesinde “Proje Okulu” denilerek köklü ve başarı okullardan nasıl intikam alındığını köşesinde yayımladığı bir öğretmenin mektubuyla anlattı.

İşte Orhan Bursalı’nın köşesine taşıdığı o öğretmenin mektubu:

“Size adım adım gelişmeleri ve vardığı noktayı anlatayım. Hükümet bu okulların tüm idarecilerini değiştirdi, başka okullardan özenle seçerek (tamamı Eğitimbirsen’li) ve hatta tamamı hemşehri olmak üzere (bizim okulda tamamı Trabzonlu, Cağaloğlu’nda Malatyalı gibi) yenilerini atadı. Onlar da yine tamamı aynı sendikadan, her okulun öğretmen kadrosuna yüzde 25’lik ek yaptılar. Velilere de sürekli bir ‘enkaz edebiyatı’… Okullar çok kötü, öğrenciler başarısız, sosyal etkinlik yok vs.. Oysa başarısız dedikleri Kabataş’ta son üç yılda beş LYS birinciliği, YGS’de ise okul olarak sürekli birincilik ya da ikincilik hali vardı.”

TEOG DEVRE DIŞI KALACAK

“Okulun her yeri kameralarla donatıldı, çünkü Türkiye’nin zeki çocukları kriminal tiplerdi ve potansiyel suçluydu. Ne kadar dinci vakıf, yazar varsa okulda cirit atmaya başladı. Öğrencilerin bu etkinliklere katılmaları zorunlu yapıldı.

Eğitim yılının başında (1 Eylül) çıkan yönetmeliği iki kısımda ele almak gerekli. Birinci kısım öğretmen çalışma süreleri ve seçimi; kamuoyu şu anda sadece bununla ilgileniyor. Ben ikinci kısma dikkat çekmek istiyorum.

Bu bölümde ‘Gerekli görülmesi halinde bünyesinde ortaokul bulunan proje okullarına öğrenci alımı, okul yönetimince yapılacak yazılı veya yazılı ve sözlü sınav sonucuna göre belirlenebilir’ diye özetlenebilecek olan bölümdür. İşte bu madde ile amaçlanan ülkenin en başarılı okullarına (155 adet) bir ortaokul kısmı açma yetkisi vermek, sonra da bu okullara öğrenci alımını zihniyeti belli okul yönetiminin keyfine bırakmaktır. Yani merkezi sınav (TEOG) proje okulları için devreden çıkarılacaktır. Bu asıl tehlikedir.”

TEMEL ÇÖKERTME GEREKÇESİ

“Proje okuluna dönüştürülen okulların en büyük niteliği çok güçlü laik ve Atatürkçü veli/ öğrenci profilidir. Neden çökertilme çabası içine girildiğinin en önemli gerekçesi de bence budur. Bugünlerde gündeme gelmezse iş işten de geçecek.

Proje okullarıyla ilgili şu anda en çok öğretmenlerin değiştirilmesi tartışılıyor. Bu da bir manipülasyon. Proje okulunda 8 yılını dolduran öğretmenlere atama zorunluluğu getirildi; 4 yılını dolduranlar da okul müdürünün keyfiyetine bırakıldı. 8 yılı dolduran öğretmen sayısı tüm proje okullarındaki öğretmenlerin yüzde 25’i kadardır.

Peki durum böyleyken geri kalan yüzde 75’in kaçta kaçı müdürün keyfince atamaya zorlandı ve bu öğretmenlerin kaçta kaçı laik/demokrat/Atatürkçü öğretmenlerden oluşmaktadır… Sadece Kabataş Erkek Lisesi özelinde bakarsak, Eğitim-Sen ve Eğitim-İş üyelerinin yüzde 95’i başka okula atanmak için tercih yapmaya zorlandı. Burada atama için utanç verici hilelere başvuruldu.”

YANDAŞLARI KORUMA FORMÜLLERİ

“8 yılı dolduran Eğitimbirsen üyesi öğretmenler de var derseniz… Bakın onlar için nasıl formüller buldular: 1) Diğer proje okuluna atanmak (başka bir okulda ikinci sekiz yıla engel yok). 2) Eğitimbirsen’li öğretmeni valilik kararnamesiyle kısa süreliğine sıradan bir okula atayıp bakanlık kararnamesiyle eski okuluna geri almak. 3) Öğretmeni müdür atamasıyla idareci yapmak.

Kamuoyu öğretmen tartışmasını yanlış yürüttü: ‘Ne yani bu öğretmenler hep burada çalışmak zorunda mı; bu kadar iyilerse başka okullarda da yararlı olsunlar..’ gibi.

Peki, bu yeni öğretmenlerin seçilme kriteri nedir? Proje okulları yönetmeliğinde bu okullarda çalışmak isteyen bir öğretmenin hangi şartlarla başvuru yapacağına ve seçimi kimlerin hangi kritere göre yapacağına dair bir yöntem var mı?”

‘BEN SÜLEYMANCIYIM’

“Yönetmelik dese ki: TÜRGEV’den, İlim Yayma’dan, Ensar’dan, Süleymancılardan ve Eğitimbirsen’den (şu anda okulumuza üç tane atandı, açıkça biz Süleymancıyız diye derste söylüyorlar) referansı olanlar arasından seçim yapacağız, daha dürüstçe olurdu.

Mesela bakanlık ‘iyi’ öğretmen seçiminde samimi ise neden tüm öğretmenlere açık sınav düzenlemiyor. Mesela biz yıllar önce aynı hükümet tarafından yapılan sınavı kazanıp buraya atanmıştık.

Okullar geleneksel ve köklü kültürel yapılarıyla var olur. Keşke ülkenin her okulu bu kalitede olsa ve her okul bahçesine övünç duyduğu sembol isimlerinin büstünü koysa. Bunu yapmak yerine Cumhuriyet’in binbir güçlükle var ettiği değerleri yıkıp dökmekle meşguller.

Mesele bir okuldan diğerine gitmek değildir. Mesele neden bu okullara saldırıldığıdır. Neyin yıkım projesidir bu?”

Odatv.com