Halikarnas Balıkçısı ve Mavi Anadoluculuk

Halikarnas Balıkçısı olarak da bilinen Cevat Şakir Kabaağaçlı, yaptığı incelemeler, yazdığı kitaplar ve mitoloji üzerine çalışmalarıyla Edebiyatımızda ve geçmişe bakış açımızda önemli bir yere sahip. Özellikle ortaya koyduğu “Mavi Anadoluculuk” düşüncesi, başta arkeologlar ve tarihçiler olmak üzere birçok insanın fikir dünyasını, tarih okumasını derinden etkiledi.

Mavi Anadoluculuk Düşüncesi

Mavi Anadoluculuk düşüncesi en yalın hali ile Yunan ve Roma medeniyeti olarak görülen kültürün temelinin Anadolu olduğunu öne sürer. Grek mitolojisinin, Homeros’un, Sappho’nun, Anadolu’nun antik kentlerinin Yunan kültürüne mal edilmesine karşı çıkar ve tüm bunların Anadolu’nun kültürü olduğunu söyler. Mavi Anadoluculuk düşüncesi Anadolu’ya yapılan ‘’kültürlerin geçiş köprüsü’’ benzetmesini kabul etmez, Halikarnas Balıkçısı’nın mimarı olduğu bu düşünce Anadolu’yu kültürlerin çekirdek bölgesi olarak kabul eder, Yunan uygarlığının, Anadolu uygarlığının öncüsü değil izleyicisi olduğunu savunur.

Azra Erhat, Sabahattin Eyüboğlu, Derman Bayladı, Vedat Günyol, Bedri Rahmi ve Cengiz Bektaş gibi birçok aydın bu fikrin savunucusudur. Günümüzde mitoloji ile ilgilenen hemen herkesin tanıdığı, başta Homeros’un İlyada ve Odysseia’sı olmak üzere birçok eseri dilimize kazandıran Azra Erhat, kaleme aldığı Mitoloji Sözlüğü’nün ön sözünde (1972) Mavi Anadoluculuk fikrini ve Halikarnas Balıkçısı’nı şu şekilde anlatıyor;

… mitoloji deyince akla Yunan-Roma mitolojisi diye bir kavram gelir. Bu anlayış da hatalıdır. Aslında bir Akdeniz çevresi efsaneler topluluğu vardı .Yunanistan ve Roma’ya mal etmemiz, bu efsanelerin Yunanistan ve Roma uyruklu yazarların kalemiyle Yunanca ve Latince olarak yazılmış olmasından ileri gelir. Oysa bu efsanelerin çıkış yeri ne Yunanistan’dır, ne de İtalya, Anadolu’dur, Girit’tir, Mezopotamya’dır…

Son yıllara dek ‘’Yunan mucizesi’’ diye bir balon uçup durdu. Batı dünyası insan değerlerinin dile geldiği ve büyük sanat yapıtları ile ölümsüzlük kazandığı tek kaynağın Yunan-Roma uygarlığı ve kültürü olduğuna inanırdı. Bu dar görüşlü açıdan bakılınca Yunan mucizesi yaratan asıl kaynak ve etkenlerin ne olduğu araştırılmaz… Arkeolojinin son buluşları tarihle ilgili bilim kollarını göz kamaştırıcı bir ışıkla aydınlatmaktadır ama Anadolu arkeolojisi yenidir, Hititlere ancak son on, on beş yıl içinde yazılmış kitaplarda yer verilir… Apollon ya da Artemis’i Ege bölgesinde topraktan çıkarılan anıtların ışığında yorumlamak, değerlendirmek daha hiçbir derli toplu mitoloji kitabında erek ve görev olmamıştır. İlk çağın yazılı kaynaklarıyla günümüzün buluşlarını bir araya getirerek çok yönlü bir görüşle toplamaya pek az bilgin girişmektedir. Bu yolda Halikarnas Balıkçısı çığır açıcı, yol göstericidir, yani Yunan’ı , Türk’ü olmayan, uluslar arası tek bilimsel gerçeği aramaya koyulan gerçek bir bilgindir.

Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın Hayatı

1890 Girit doğumlu Halikarnas Balıkçısı, ilköğrenimini Büyükada’da tamamlar. Özel hocalardan dersler alır, çocukluk yıllarının bir kısmını Babası Şakir Paşa’nın elçi olarak bulunduğu Atina’da geçirir. Arkasından orta öğrenimini Robert Koleji’nde, yüksek öğrenimini ise Oxford Üniversitesi’nde Yeni Çağlar Tarihi bölümünde yapar.

Oxford Üniversitesi’nde bulunduğu sırada İngiltere’den İtalya’ya giderek Roma’da Güzel Sanatlar Akademisine kaydolur. Daha sonra 1908 yılında İstanbul’a dönerek Güzel Sanatlar Akademisi’ne burada devam eder. Minyatür sanatıyla ilgilenir.

1914 yılında hayatını etkileyen bir olay yaşar, Babası ile yaşadığı bir tartışma sonucu onun ölümüne sebep olur. 14 yıla mahkum olan Cevat Şakir Kabaağaçlı hayatının 7 yılını hapiste geçirir. 1925 Nisan’ında yayınladığı “Hapishanede İdama Mahkûm Olanlar Bile Bile Ölüme Nasıl Giderler” başlıklı yazıdan dolayı İstiklâl Mahkemesi tarafından 3 yıl Bodrum’a sürgüne yollanır. Sürgün sırasında Bodrum’a tutukluyla bağlanan yazar hayatının 25 yılını burada geçirir.

Bodrum, Cevat Şakir’i çok etkiler ve yazı hayatına Bodrumun antik dönem adı olan ‘’Halikarnassos’’u kullanıp ‘’Halikarnas Balıkçısı’’ mahlası ile devam eder. Bu dönemde yaptığı yayınlar ile Cevat Şakir Kabaağaç ismini unutturur ve Halikarnas Balıkçısı olarak tanınır.

Kendi hayatını şu sözlerle aktarıyor; “On yıl, Birinci Dünya Savaşı, Mütareke yıllarında karamsarlığa kapıldım; kendimi Nakşibendî dervişliğine adadım. On yıla yakın bir süre de gazetecilik yaptım toplam olarak. Sonra Mavi Sürgün’e gittiğimde on yıl balıkçılıkla uğraştım; bunun üstüne on yıl daha ekleyip kendimi narenciye fasilesine verdim. Sonracığıma efendim, di mi ya! Bir on yıl da mitolojiye merak saldım; hala da bu merakım geçmemiştir. Anadolu uygarlığını incelemeye başladım. Bu arada bu on yılların arasına bir de edebiyatçılığı kat… Yıllar hayda geldi geçti…’’

Halikarnas Balıkçısı çok yönlü kimliği ile 1971 yılında Devlet Kültür Armağanı’na layık görülür.  13 Ekim 1973’te ise İzmir’de vefat eder.

Kaynak: http://arkeofili.com/?p=17764