Bekir Coşkun: Hapishane kapıları demirdendir

“Çocuklar küçük, birisi 9, öbürü 11 yaşında… Hapishaneye giderken bayrama gider gibi seviniyorlar… Benim üzüntümü, yol boyu ağlayışımı anlamıyorlar… Gözleri bana takıldığında birkaç dakika durgunlaşıp, sonra kendi aralarında gülüşmeye oynamaya başlıyorlar…

Sonra yine birbirimize sarılıp sessizleşiyoruz…

İçeri girmek için 4-5 saat beklemek gerekiyor, bu bekleyiş sırasında çocuklar için yanımda su, küçük yiyecekler götürüyorum, bir hapishane torbamız var…
Üst aramaları başlıyor, nöbetçiler, gardiyanlar, görevliler, yüzü gülmeyen, ürkütücü silahlı güvenlikçiler, sayısız demir kapı… Birkaç yerde göz retinası taraması yapılıyor… x ray cihazlarından geçiyoruz…

İçeri giren çocuklar ile tutukluların bir sarılmalarını görseniz, çığlık sesleri beton duvarlarda daha da büyüyor… Gözyaşları, öpücükler, sarılmalar, koklaşmalar…
Ve ayrılış anı…

Çocuklar babalarını orada bırakıp niçin gittiğimizi anlamıyorlar… Ağlamaktan onlara hiçbir şey anlatamıyorum… Hapishanenin önü, sinemalarda gördüğümüz esir parlarında zorla annelerinden, babalarından alınıp götürülen çocukların görüntülerini andırıyor…
Suçumuzu sorarsanız; henüz söylemediler…”

Yüzlerce mektuptan
birisi bu…
38 bin tutuklu var…
Ve sokağa atılmış (bir teki devleti FETÖ’ye teslim eden iktidar erkinden değil) bir milyon insan…

Ergenekon-Balyoz sürecinde, bir yılbaşı gecesi camda babasını beklerken uyuyan çocuklarımızı yazarken de… Bu günlerde babasını görmeye giden çocukları anlatan böyle mektupları okurken de içimizde kıyametler kopar bizim…
Hepimiz biliyoruz ki; birkaç sene önce aydınları, askerleri FETÖ’ye teslim edenler orada otururken… Hesap sorulması gerekenler bu sıradan insanlar değil…
Ve biz; her zaman, her yerde, herkes için sadece hukuku istiyoruz…

Hukuku insanlar yapar…
O olmadığı zaman, içimizdeki hukukun adıdır; vicdandır…

Susma vicdan…
Susma…

sozcu.com.tr