“Hayat Güzeldir” Diyen Engelli Bir Adamın Notları

Bir çift çorabı yarım saatte giyersin bazen; sokak kedileriyle kaynaşman ise birkaç dakikayı bulmaz.  Ağrı sızı içindesindir çoğu zaman;  bel ağrısı, baş ağrısı, kalp ağrısı…Kapıcı çocuklarının sana gülümsemesi ise, en etkili tedavi yöntemi.

Ağır işitiyorsundur ve yüksek sesle konuşmayla bağırma arasındaki farkı anlamayanların arasında buruk bir gülümsemesindir.  Ortopedik engellisindir; üzerine selektör yaka yaka arabalarını süren şöförlerin sosyal medya hesapları insancıl paylaşımlarla doludur büyük ihtimalle; sana yine  ironi dolu bir eğlenme sebebi. Az görüyorsundur ve az ötendeki bir tabelayı okuman gerekiyordur; yardım talep ettiğinde, oralı olmadan geçenler de olmuştur, “git işine” deyip seni incitenler de.

Öğretmensindir; Nusaybin`de, Tunceli`de ve şimdilerde Ankara`da devam eden bir emek sürecindesindir. Hayal Bilgisi derslerini sever çocukların en çok;  dayanışmayı, barışı, özgürlüğü işlersin Hayal Bilgisi`nde.  Evde bir ampul değiştirmek gerekse, elektrikçi çağırmak zorundasındır; çıkamıyorsundur sandalye üzerine ve komşuların Neşet Ertaş dinleyicisi, Sabahattin Ali okurudurlar!

Sinema festivallerini takip edersin Ankara`da. Gişeciler biliyordur seni ve yerin hep aynıdır; önden ikinci sırada ve tam ortada! Daha iyi görmen, daha iyi duyman ve hikâyeyi daha iyi duyumsaman için gerekiyordur bu ve sinema muhteşem bir büyüdür senin için.

Tek başına bir kitap kafeye gittiğin de olur, türkü bara gittiğin de. Şehir dışından gelen misafirlerinle Ankara Kalesi`ne çıkarsın.  Erinmezsin bunu yaparken ve kalenin şimdilerde yazılamalarla dolu taşlarına her dokunuşunda kederlenirsin…

s-342  “Hayat Güzeldir” Diyen Engelli Bir Adamın Notları s 342

Yakın gözlük yetmiyordur okumana; büyüteç de kullanıyorsundur. Kendini bildin bileli yazarsın; masallar, denemeler, öyküler…Hepsi ötekileştirme üzerinedir, tutunamamak ve vicdanlı olmak üzerine… Bir içtenlikli seste, bir sıcacık çağrıda yollara düşüyorsundur bir başına ve mesafeler tükendiğinde, güpgüzel çocuklara masallar anlatıp onları bağrına basıyorsundur…

Evin açıktır can olana; elin, yüreğin, düşlerin… Bizim ellerde ötekileştirilen kim varsa can evinde barınıyordur ve kapıcı dairesinden bozma evine gelenler sana “can” diye sesleniyordur.

Hemcinslerin sevişip sevişmediğini merak eder ve şarabına gözyaşın süzülürken, dersin ki, “kardeş, dost ve sevgili bellediğim her kadına verecek bir peçetem, bir mendilim, bir hatıram vardır ille de.  Aşk dediğin, kardeşçe, dostça ve yarca bir bölüşmedir ve ben aşk`ın can halindeyim gayrı…”

Mandolin çalamıyorsundur artık; ama kendi şarkılarını öğretiyorsundur çocuklara ve hâlâ ninniler söylüyorsundur bebelere, can parçalarına. Sanat müziği bestelerin de vardır, soft rock bestelerin de. Kendi şarkılarını dinlerken teypte, duyamazsın sözlerini ve sözlerin kurşunkalemle yazılı olduğu çizgili dosya kağıtlarını arar durursun gülümseyerek…

Engellileri ve engelliliği sömürenlere bakarsın öylece; birbirini ötekileştiren engellilerden, engellileri ötekileştiren yığınlardan uzak durursun. “Can`ız” dersin, “hayat güzeldir” dersin;  ardında kalmıştır hoyratlıklar, yaftalamalar, sömürüler ve sen yoluna devam edersin…

Çiçeklerini sulayacaksındır birazdan ve patates salatası yapacaksındır evsiz çocuklara.

“Hayat güzeldir” diyen engelli bir adamsındır; yüreciğinden yeryüzüne serptiğin notlar sevgilere dairdir, inceliklere, özlemlere ve umutlara…

-Ergür Altan- erguraltan@gmail.com