Hayatımızı alglere borçluyuz

Dünyadaki en önemli canlı hangisidir diye bir soru yöneltildiğinde, çoğumuz hiç düşünmeden “insan” cevabını veririz. İnsan türünün bir üyesi olarak bu cevabı vermemiz çok doğaldır, yalnız soluduğumuz oksijen olmasaydı hiçbirimizin bırakın bir önemi, bir hayatı bile olamazdı. 

Algler hücre yapısına göre sınıflandırıldığında, ökaryot canlılar arasında yer alır. Bu da demektir ki hücrelerinde DNA’ları bir çekirdek içinde yer alır ve zarlı organelleri vardır. İnsanların da hücre yapılarına göre bulundukları kategori ökaryottur ve diğer alternatif olan prokaryotlara (ör. bakteri) göre daha düzenli bir hücre yapıları vardır.

Alglerin tek hücreli veya çok hücreli türleri olduğu gibi, koloni oluşturan türleri de vardır. Bu kolonilerevolvoks ismi verilmektedir. 1988 yılında Şebnem Ferah tarafından kurulmuş; Özlem Tekin ve Buket Doran’ın da içinde bulunduğu müzik grubunun (Volvox) isim kaynağı da alg kolonileridir. Çok hücreli alglere ise yosun türleri örnek verilebilir. Bunlara ek olarak algler, diğer türlerden alglerle simbiyotik (ortaklaşa) hayat sürebilir ve bu canlılarla karşılıklı yararlaşabilirler. Mercan resifleri buna bir örnektir. Mercanlar, tek bir canlıymış gibi görünen simbiyotik yaşam formlarıdır. Mesela A türündeki algler, B türündeki alglerle birleşerek dokular oluşturup, kendi içerisinde sinir sistemi ve dolaşım sistemi geliştirebilirler.

Fotosentez yaparak hayatlarını devam ettiren algler, aynı zamanda endosimbiyoz kuramına göre, diğer canlıların fotosentez yapabilmesinin de sebebidir. Fotosentez yapımının gerçekleştiği kloroplastların, mavi yeşil alglereçok benzemesi ve ribozomlarının da mavi yeşilalglerinkiyle yüksek derecede benzerlik göstermesi ile büyük oranda kanıtlanan bu kuramı kısaca açıklarsak; bundan milyonlarca yıl öncesinde fotosentez yapan tek hücreli bir canlı, fotosentez yapamayan başka bir hücre tarafından yutulmuş ve sindirilmemiştir. Daha sonrasında çift zarlı bu yeni canlı, fotosentez yapamayan başka bir canlı tarafından yutulmuş ve sindirilmemiştir. Bu süreç sonunda, fotosentez yapabilen hücreler oluşmuştur. Yutulan ilk hücre ise şimdiki alglerin atası olarak kabul edilmektedir.

Algler hakkında yapısal ve tarihi kısa bilgilerden sonra onların şimdiki durumlarına geçebiliriz. Okyanuslar ve durgun sularda çokça üreyen bu türler, gündüzleri fotosentez yaparak atmosfere oksijen sağlarlar; geceleri ise sadece, ürettiklerinden çok daha az miktardaki oksijeni kullanarak ürettikleri besinleri parçalarlar.

Okyanuslarda sıcaklık farkı ve hava olaylarından kaynaklanan akıntılar olmaktadır. Bu akıntılar yüzeyde oldukları gibi okyanusun içerisinde de suyun hareketini sağlamaktadır. Bazı akıntılar okyanusun tabanından, yüzeyine doğru olmaktadır. Bu tür akıntılara yukarı doğru akıntı denilmektedir. Yukarı doğru akıntılar, okyanusun dibindeki besinleri yüzeye çıkararak yüzeyde besin zenginliği yaratmaktadır.Alglerin en çok ürediği noktalar bu akıntıların olduğu noktalardır ve bu noktalardaki oksijen üretimi çok fazladır. Okyanusun her noktasında alg yoğunluğu aynı değildir. Kara parçalarında olduğu gibi okyanuslarda da “çöl” bölgeler bulunmaktadır ve bu bölgelerde üretim çok azdır. Yukarı doğru akıntıların olduğu bölgelerde ise, üretim çok yoğundur ve bu alanlara deniz biyolojisinde “sıcak nokta” adı verilmektedir.

Durgun sularda da belli ölçüde alg bulunması göller için yararlıdır. Su bitkileri ise, göllere oksijen sağlamaktadır ve diğer canlıların göllerde barınmasına imkan tanımaktadır. Yalnız algler ve su bitkileri arasında birbirini etkileyen ince bir ilişki vardır. Sıcaklığın artmasıyla veya göllere atık suların karışmasıyla algler fazlaca üreme imkanı bularak, gölün yüzeyini kaplar. Gölün yüzeyinin alglerle kaplanması halinde oluşan duruma ötrofikasyon denilmektedir ve göl içerisinde yaşayan türlere zararlıdır. Nedeni ise suyun yüzeyini tamamen kaplayan alglerin, güneş ışığına muhtaç olan bitkilerin ölümüne sebep olması ve buna bağlı olarak göl içi türlerin bir kısmının da oksijensizlikten dolayı yok olmasıdır. Eymir Gölü, yakın zamana kadar bu problemle karşı karşıyaydı. 1970’ten beri Gölbaşı ilçesinin atıklarının kontrolsüz bir şekilde göle verilmesi, gölde alg patlamasına sebep olarak, pek çok balık türünün azalmasına sebep olmuştu. ODTÜ Biyoloji Bölümü profesörlerinden Meryem Beklioğlu Yerli ve ekibinin çalışmalarıyla Eymir Gölü bugün gördüğümüz haline kavuşmuştur.

Oksijen döngüsündeki ve ekolojik ilişkilerdeki yerini açıkladığımız algler aynı zamanda insanlığın yararı için başka alanlarda da kullanılmaktadır. Geçmiş haberlerimizde bahsettiğimiz gibi algler enerji üretiminde bir alternatif olarak kullanılabilmektedir. Ayrıca gübre olarak da kullanımları mümkündür. Özellikle Uzak Doğu mutfağında, yemeklere konulmaktadır. Bunlara ek olarak da bazı türlerin aşırı artmasını kontrol etmek için kullanımları da mümkündür.

Bütün bu bilgiler ışığında bakıldığında algler, dünyanın atmosferine sundukları muazzam katkılarıyla, canlılığın türemesine ve bugünkü türlerin oluşmasına imkan oluşturdukları gibi, kozmetik sanayiinden, enerji sektörüne pek çok alanda da bizlere hizmet etmektedir. Eğer bir gün size de “Dünyadaki en önemli tür nedir?” sorusu sorulursa, varlığımızı borçlu olduğumuz bu türleri de unutmayalım…

Kaynak: Ecology, ScientificAmerican, Metu
Başlık Görseli: Laserhouse