Hedonik açlık nedir?

Şeker ve yağ beyni kandırıp açlık duygusunu körüklüyor.

Besin değeri düşük abur cubur yiyecekler beynin açlık denetimiyle ilgili düzeneğini altüst ederek iştahın aşırı düzeyde açılmasına neden oluyor.

Pek çok insan yıllardır aşırı kiloyla boğuşuyor. Özellikle de ekmek, makarna, asitli içecekler, kurabiye ve dondurmadan – hele hele de o badem ve çikolata parçacıklı olanından – uzak durma konusunda epey zorlanan birçok kişi var.

Aşırı kilolarından kurtulmak için öğünlerdeki yiyecek miktarını sınırlandırmaya dayalı pek çok zayıflama yöntemlerini deneyen, ancak bunlara kısa süre uyabilen… Onlardan şunu sıkça duyarız: “Yemek sanki bilinçaltıma işlemiş. Akşam yemeğini yer yemez, yiyeceğim tatlının düşünü kuruyorum. Üstelik, herkes yalnızca iki top dondurma yerken, ben koca kutuyu yiyip bitiriyorum. Açlık duygumu ne yapsam bastıramıyorum.”

Keyif almak için yemek

Yaşamı sürdürmek için değil de, keyif almak için yemek hiç de yeni bir olgu değil. Ne var ki, bilim insanları, başta yağlı ve şekerli yiyecekler olmak üzere, kimi besinlerin gerçekte beynin kimyasını değiştirip insanlarda aşırı yeme dürtüsü uyandırdığını yeni yeni kavramaya başladılar.

Bilim çevrelerinde bu türde bir açlık hedonik (hazsal) açlık gibi yeni türetilmiş terimlerle tanımlanıyor. Bu durum, biyolojik açıdan öyle bir gereksinim olmadığında bile duyulan güçlü bir açlık duygusu olarak tanımlanıyor ve hedonik açlığın son dönemlerde, tüm gelişmiş ülkelerde obezliğin tırmanmasına katkıda bulunan en önemli unsur olduğu görüşü yaygınlaştı.

Hedonik açlık” terimini 2007 yılında türeten Drexel Üniversitesi  ruhbilim uzmanlarından Michael Lowe, “Açlık ve kilo alma konusunun aydınlığa kavuşturulmasında şimdilerde daha çok haz odaklı yeni bir yaklaşımdan yararlanılıyor. İnsanların gereksinimlerinin çok ötesinde yemeleri en leziz yiyecekleri tüketmelerinden kaynaklanıyor olabilir. Bu yaklaşımın obezliğe çözüm getirilmesi konusunda şimdiden etkili olduğunu düşünüyorum” diyor. Lowe, kişinin aşırı yemesi, bedenin kalorileri yakma yeteneğinden yoksun olmasından mı, yoksa şiddetli bir arzudan mı kaynaklandığını belirlemek hasta için en uygun ilaçların ve davranışsal sağaltım yöntemlerinin seçilmesine yardımcı olur, diyor.

Açlığı bastıran hormonlar

Benzer biçimde, mide ve bağırsaklardaki hücreler yiyeceğin varlığını saptadıklarında kolesistokinin ve peptit YY gibi açlığı bastırmaya yarayan çeşitli hormonlar salgılarlar. Bu hormonlar ya hipotalamusa ulaşarak, ya da doğrudan akciğer-mide sınırını devinime geçirerek etkili olurlar. Oysa mide boş olduğunda ve kandaki şeker düzeyleri düştüğünde salgılanan girelin hormonu hipotalamusta tam tersi bir etki yaratarak açlık duygusunu körükler.

Ne var ki, 1990’ların sonlarında beyin taramaları ve kemirgenler üzerinde yapılan deneyler haz almak için yeme sürecinin ardında yatan ikinci bir dirimsel yolağın ipuçlarını gözler önüne sermeye başladılar. Metabolik açlıkta etkili olan hormonların birçoğu görünürde bu ikinci yolağı da etkiliyor, ancak sonuçta beynin ödül devresi olarak bilinen tümden farklı bir bölgesini devinime geçiriyordu. Bu karmaşık sinirsel şeritler ağı genelde bağımlılık yaratan maddeler ve son dönemlerde de patolojik kumar bağlamında incelenmekteydi.

Tatlı ve yağlı besinler kokain gibi

Şimdilerde aşırı tatlı ya da yağlı besinler, beynin ödül devresini tıpkı kokain ya da patolojik kumar gibi ele geçirdi. Evrimsel geçmişimizin büyük bir bölümünde kalori açısından yoğun bu tür yiyecekler son derece enderdi ve özellikle dar zamanlarda insanlara yaşamda kalabilmeleri için gerekli besinleri sağlıyorlardı.

O dönemlerde ulaşılabildiğinde tatlı ve yağlı yiyeceklerle beslenmek yaşamın sürdürülmesi açısından gerekliydi. Ucuz ve bol kalori içeren yiyeceklerle dolup taşan günümüz toplumunda bu içgüdü insanlarda ters bir tepki yarattığından artık insanlar kilo almamak için bu tür besinlerden kaçınmak zorunda kalıyorlar.

Araştırmalara göre, beynin tatlı ve yağlı yiyecekleri görmek bile beynin ödül devresini devinime geçirmeye yetiyor. Bu yiyecekler dile değer değmez tat alıcıları beynin çeşitli bölgelerine sinyaller gönderiyor ve bunlar da dopamin adlı sinirsel kimyasalları devinime geçiriyorlar.

Sonuçta yoğun bir haz duygusu uyanıyor. Lezzetli yiyeceklerin tüketilmesi sıklıkla beynin dopamine doymasına ve sonunda duyarlığını yitirerek bu kimyasalı algılayıp ona tepki veren hücresel alıcı sayısının azalmasına neden oluyor.

Sonuçta, aşırı yiyenlerin beyinleri önceleri daha az miktarlarla ulaştıkları haz eşiğine ulaşmak için daha çok tatlı ve yağlı yiyeceklere gereksinim duymaya başlıyorlar. Bu kişiler, gerçekte, kendilerini mutlu hissetmek için aşırı yemek yemeyi sürdürüyor olabilirler.

Açlık hormonları ödül devresini etkiliyor

2007-2011 yılları arasında yapılan bir dizi araştırma kapsamında İsveç Gothenburg Üniversitesi uzmanları midenin salgıladığı açlık hormonunun (girelin) beynin ödül devresinde salgılanan dopamin miktarını arttırdığına tanık oldu. Bu hormonun sinir hücrelerine ilişmelerini önleyen ilaçlar obezlerde öncelikle aşırı yemeyi önlüyor.

Normal koşullarda leptin ve ensülin, dopamin salımının bastırılmasına ve öğün sırasında haz duygusunun azalmasına neden olur. Gelgelelim, kemirgenler üzerinde yapılan araştırmalar bedende yağlı doku miktarı arttıkça beynin bu hormonlara tepki vermeyecek duruma geldiğini gösteriyor. Böylelikle, sürekli yemek, haz eşiğindeki yükselme sürerken bile beynin dopaminle dolmasına neden oluyor.

Bariatrik cerrahi

Midenin, ya doku alınarak ya da organın sıkıştırılması suretiyle, küçültüldüğü bu uygulama, obezler için son bir çözüm olarak değerlendiriliyor.

İşlemin uygulanmasını izleyen bir ay içinde hastalar genelde daha az açlık duyuyor ve şekerli yağlı yiyeceklerin albenisine artık kapılmıyor. Bu durum bir olasılıkla küçülen midenin artık eskisinden daha az miktarda hormon üretmesinden kaynaklanıyor.

Son dönemlerde yapılan beyin taramaları bastırılan açlık duygusunun sinir devrelerindeki değişimlerin bir yansıması olduğunu ortaya koyuyor. Ameliyat sonrasında beynin ödül devresi albenili yiyeceklerle ilgili görüntü ve sözcüklere çok daha güçsüz bir tepki veriyor ve çok daha düşük miktarlarda dopamine yeniden duyarlı duruma gelerek tokluk duygusu yaratıyor. Kimi araştırmalar bariatrik cerrahi sonrasında açlığı körükleyici girelin hormonunun daha düşük düzeylerde salgılandığını, buna karşılık iştahı bastırıcı peptit YY düzeylerinde bir artış meydana geldiğini ortaya koyuyor.

Uzmanlar uzun erimde bariatrik cerrahinin etkilerine benzer etkilere ilaçlarla da ulaşılabileceğine inanıyorlar.

En az iki farklı obezlik

Bu arada kimi araştırmacılar elde edilen bulgulardan yola çıkarak obezliğin, kimi zaman birbirleriyle çakışan, en az iki farklı biçimi olduğunu öne sürüyorlar: metabolik ve hedonik. Birçok kişinin hedonik obezlikten yakındığını düşünen uzmanlar, haz duygusunun körüklediği açlığı bastırmak amacıyla Victoza adlı ilacı öneriyor.

Obezlik, bedenin dengeli bir kiloda kalabilme yetisindeki bir bozukluktan kaynaklanıyorsa, hipotalamusu hedef alan ilaçların çok daha yararlı olacağı düşünülüyor.

Dr. Lowe ise, davranışlarda değişiklik yaratan yaklaşımlara odaklanarak, bu kişilere öz denetimin öğretilebileceğinisavunuyor. Bu yaklaşımda asıl sorunun yiyeceklerin kendisinden kaynaklandığı görüşü temel alınıyor. Lezzetli yiyecekler kimi insanların ödül devresinde öylesine yoğun bir tepki uyandırıyor ve bu kişilerin dirimsel yapısında öylesine çarpıcı bir değişiklik yaratıyor ki, kişinin istenci çevresindeki yiyeceklere karşı koymasına yetmiyor. Bu yüzden Lowe, besin ortamını yeniden oluşturmak gerektiğine inanıyor. Bu da yağlı, aşırı tatlı yiyeceklerin öncelikle eve sokulmaması ve bu tür yiyeceklerin sunulduğu ortamlardan olabildiğince uzak durulması anlamına geliyor.

Rita Urgan

Kaynak: Scientific American Online/ 01 Ocak 2016