‘HIV enfeksiyonunda yüzde 450 artış olan tek ülke biziz’

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, tüm dünyada HIV ile yaşayan hasta sayısı 34 milyona ulaştı. Dünya genelinde HIV’li hasta sayısı azalırken, Doğu Avrupa ve Orta Asya’daki hasta sayısı artıyor. Türkiye ise Ukrayna, Moldovya ve Rusya ile birlikte hasta sayısı artan ülkeler arasında ve ilk sırada yer alıyor

HIV enfeksiyonu tedavisinde hastalığın yayılımı ile ilgili araştırmaların yapılması ve yayılan faktörlere engel olabilecek tedbirlerin alınması atılacak ilk adım olarak gösteriliyor.  Hacettepe Üniversitesi AIDS Tedavi ve Araştırma Merkezi (HATAM) Müdürü Prof. Dr. Serhat Ünal ve HATAM Genel Koordinatörü Dr. Aygen Tümer, AIDS’in dünü, bugünü ve yarınını Medimagazin’e anlattı.
HIV enfeksiyonunun Türkiye ve dünyada yayılımının anlaşılması ile ilgili tedavide herhangi bir sıkıntının bulunmadığını, ancak daha da etkin tedavilerin uygulanabileceğini dile getiren Prof. Dr. Serhat Ünal,
“Tıpta işin aslı korumaktır.  Korumak için elinizden geleni yapacaksınız, buna rağmen hastalık olursa onu tedavi etmenin en iyi yöntemlerini bulacaksınız.   HIV, Türkiye’de ve dünyada nasıl bir yayılım gösteriyor bunu konuşmak lazım.  Bu nedenle, 17-20 Kasım 2016 tarihleri arasında,  Antalya’da Ulusal HIV/AIDS Kongresi’ni gerçekleştireceğiz. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Türkiye Temsilcisi ve Sağlık Bakanlığımızdan ilgili uzmanlar da bu kongreye katılım sağlayacak.” açıklamalarında bulundu.
Dünyada HIV’in artma nedenleri arasında damar içi ilaç kullanımı alışkanlığının artması ve gerekli kontrollerin yapılmaması olduğunu ifade eden Ünal, Türkiye’de damar içi ilaç kullanımından kaynaklı artışın düşük olduğunu, ancak farkındalığın az olması ve önleme tedbirlerinin alınmaması nedeni ile epidemiyolojik bir artışın söz konusu olduğunu söyledi.

“Türkiye hariç HIV’li hasta sayısı azalıyor”
DSÖ verilerine göre son 10 yılda yüzde 450 artış olan tek ülkenin Türkiye olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ünal, “Aslında HIV ile yaşayan toplam kişi sayısında çok büyük değişiklik olmuyor.  Havuza yeni katılan kişi sayısı azaldı; ancak HIV kaynaklı ölümler azaldığı için yaşayan sayısı arttı ve böylece HIV ile yaşayan kişi sayısı 33-34 milyonlara ulaştı.
Bizim bölgemiz hariç dünyanın pek çok ülkesinde hasta sayısı azalıyor.  Yeni ve etkin ilaçlar geldi, eskiden ölümcül olan hastalık şeker hastalığı, yüksek tansiyon gibi kronik bir hastalık hâline geldi.” açıklamalarında bulundu.
“Dünya sayıyı azaltmak için iki şey yaptı”
HIV’in artık tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu dile getiren Prof. Dr. Ünal, “Dünya bu konuda iki şey yaptı.  Birincisi farkındalığı ve önlemleri artırıp hasta sayısını azalttı; ikincisi iyi tedavi yöntemleri geliştirerek ölüm sayısını azalttı. Bütün bu ilaçlar bizde de var ve hastalarımızı tedavi ediyoruz.” dedi.
Tedavide hastanın yaşının önemine dikkat çeken Ünal, “Elli ila 70 yaş arasındaki hasta ile 20-30 yaşlarındaki hastanın sağlık altyapısı aynı değil. İleri yaşta şeker hastalığı, kalp yetmezliği, hipertansiyon, kolesterol düzeyleri ve osteoporoz artıyor.
Yaşı bir tarafa bırakırsak HIV, birincisi kronik inflamasyon yapar. Bu, bütün bu hastalıkların önemli sebeplerinden biridir ve hastalıklar daha hızlı ilerler.  İkincisi HIV tedavisi için verdiğimiz ilaçların yan etkisi olarak bu hastalıklar oluşabiliyor. Yüksek tansiyon, kolesterol yüksekliği, kemik erimesi, kalp ve böbrek yetmezliği gibi hadiseler HIV pozitiflerde hem daha erken başlamış oluyor hem de 40-50 yaşındakilerde daha şiddetli seyrediyor. O yüzden sadece enfeksiyonu tedavi etmek değil, bu kronik hastalıkları da yönetmek gibi yeni bir tablo çıktı karşımıza.” ifadelerini kullandı.

HIV tedavisi multidisipliner yaklaşım gerektiriyor
Uzmanlara göre, HIV’in donanımlı büyük merkezlerde takip edilmesi ve hasta takibinin enfeksiyon hastalıkları, dâhiliye, kardiyoloji, endokrinoloji, kadın-doğum, dermatoloji, nöroloji ve psikiyatri bölümlerinin bir arada olduğu multidisipliner yaklaşım ile yapılması gerekiyor.
Ünal, “Hacettepe olarak biz multidisipliner hasta takibi yapıyoruz.  Bize gelen her hasta öncelikle sosyal ve psikolojik olarak değerlendiriliyor.  Sonrasında hastaya durumu anlatılıyor ve hastalığın ne anlama geldiği, hayatını nasıl etkileyeceği, hayatında nasıl düzenlemeler yapması gerektiği ve etrafa bulaşmasını nasıl engelleyeceği konusunda bilgilendirme yapıyoruz. Sonrasında da medikal ekip devralıyor.” şeklinde konuştu.

“Tedaviyi düzgün uygulamayan hastalarda direnç gelişiyor” 
HIV tedavisini doğru ve düzenli yapmanın önemini vurgulayan Prof. Dr. Ünal, “Tedavinin düzgün yapılması çok önemli.  Hasta doz atlarsa,  tedaviyi yarım bırakırsa hem öbür hastalıkları hem de HIV kontrolden çıkıyor. En önemlisi de direnç gelişiyor.
Şu anda HIV için kullanılan ilaçlar çok etkili ve düzenli kullanan hastalarda problem yaşamıyoruz.  Ancak hasta ilacı bir gün içti bir gün içmedi, 10 gün içti 20 gün sonra yeniden başladı ya da doktor kontrolüne gelmediyse bu hastalarda direnç gelişiyor. Bizim karı-koca HIV teşhisi koyduğumuz hastamız var ve ikisine de aynı anda tedaviye başladık. Karısı düzenli kullandı ve 20 senedir hiç problemsiz gidiyor.  Adam düzenli kullanmadı, direnç gelişti ve şu anda ona verebileceğimiz hiçbir ilacımız yok. Dört beş tanesini bir araya getirip zorla kontrol altında tutmaya çalışıyoruz ama bu da tam kontrolü sağlamıyor.” dedi.

“Tek çare, tek eşlilik”  
HIV’in kontrol altına alınamaması durumunda lenfoma ve kanser oluşabileceğini söyleyen Ünal,  “HIV kontrolsüz gidince ‘fırsatçı enfeksiyon’ dediğimiz, az görülen bazı enfeksiyonlar ortaya çıkıyor.  Bunların her biri hastalığın gidişatını kötüleştiriyor.  O yüzden en önemli mesaj; farkında olacaksın ve korunacaksın. Slogan belli ‘Tek çare tek eşlilik’.  Eşinizi aldatmayın; bunu yapıyorsanız da mutlaka korunacak tedbirleri bilin. Buna rağmen bulaşma olduysa da ilgili hekimlere başvurun.” açıklamalarında bulundu.
Tedavide hastanın uyumunun altını çizen Prof. Dr. Ünal, “ Korunmak kadar önemli bir diğer mesaj ise, HIV pozitifseniz ilaçlarınızı düzgün kullanacaksınız. Saatinde, gününde,  ne kadar süreyse o kadar.  Takip eden hekim ile ilişkinizi kesmeyip kontrollerinize düzenli gideceksiniz. Bazıları ilacımı almayı unutuyorum, diyor.  Bunun için akıllı telefonlarda uygulamalar ya da ilaç saatini hatırlatan ilaç kutuları var.” dedi.

“Farkındalık eğitimleri artırılmalı”
HIV tedavisinde önemli gelişmeler meydana geldi ve bundan 20 sene öncesine kadar dört beş çeşit ilaç ile ya da damardan tedavi edilen hastalar artık tek bir tablet ile tedavi edilir hâle geldi.  Yeni ilaçların günde bir kere alındığını ve içinde üç çeşit ilacın bulunduğunu ifade eden Ünal, buna rağmen bazı hastaların hastalıklarını kabullenmeyip direnç gösterdiğini, ilaçlarını özellikle içmeyip başkalarına da bulaştırmak için gayret gösterdiğini kaydetti.
Prof. Dr. Ünal, “Bundan 8-10 sene önce Hacettepe acile iki gün içinde peş peşe 24-25 tane iğne batması olayı gelmişti.  Sinemalarda, toplum yaşam alanlarında ve otobüste bacağıma, koluma iğne battı, HIV pozitif bir kişi kendi kanını enjektöre çekip batırıyor, diye bir panik havası oldu. Hastada bazen, bana bu hastalığı toplum verdi psikolojisi oluyor.” dedi ve şunları ekledi:
“Gönül isterdi ki eğitim programları yaygınlaşsın ve her birey bunun farkına varsın.  Ancak maalesef böyle değil. Eğitimsiz kalmak bireyin suçu mudur yoksa toplumdaki genel eğitim eksikliği midir? Ama her ne olursa olsun kişi bunu kendi suçu olarak görmüyor. Toplum buna bana verdi, o zaman ben de bulaştıracağım gibi duygular içine girebiliyor.”
HIV’in kan yoluyla bulaşmasında pencere dönemi önemli

aygen_tumer  'HIV enfeksiyonunda yüzde 450 artış olan tek ülke biziz' Aygen Tumer

HIV hastalığı cinsel temas dışında kan yoluyla da bulaşabiliyor. Damar içi kan nakli sırasında her hasta test ediliyor.  Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, pencere dönemi denen 12 haftalık bir dönemin olması ve pozitif olduğu hâlde negatif çıkan kanların olabileceğinin unutulmaması

Sağlık Bakanlığının bu konuda gerekli tedbirleri aldığını söyleyen Dr. Aygen Tümer, “Türkiye’de kan nakli ile bulaşma çok azaldı ve bu oran 1 milyon 800 binde 1 oranlarına düştü. Kan ile bulaşmanın dışında önemli bir konu ise damar içi madde kullanımı. Bazı damar içi madde kullananlar enjektörü paylaşmakta. HIV pozitif kişinin damarına girmiş çıkmış olan enjektörü bir sonraki kullanırsa kaçarı yok, HIV pozitif kan bulaşmış oluyor.” ifadelerini kullandı.
Türkiye verilerine bakıldığında damar içi madde kullanımından kaynaklanan riskin yüzde bir olduğunu ifade eden Tümer, “Esas bulaşma yolu korunmasız yapılan her türlü cinsel temas. Oral, vajinal, anal, heteroseksüel ve homoseksüel, ne türlü olursa olsun bir kere bile korunmasız, kondomsuz yapılan cinsel temasta bulaşma riski var. Tabii ki matematiksel olarak daha fazla korunmazsanız daha fazla risk altında oluyorsunuz.” açıklamalarında bulundu.
HIV’in bir diğer bulaşma yolu ise anneden bebeğe bulaşma; ancak gebelik sırasında anneler HIV taramasından geçiriliyor.  Annenin HIV pozitif olması durumunda anneye gebeliği süresince tedavi başlanıyor, doğum sezaryen ile gerçekleştiriliyor ve doğumdan sonra da bebeğe tedavi verilerek HIV geçmesi engelleniyor. HIV’in anne sütü ile de bebeğe geçişi olduğu için bebeğe anne sütü verilmiyor.

“Dünyada 34 milyon civarında HIV’li hasta var”
2015 yılında DSÖ tarafından sunulan verilere göre,  tüm dünyada HIV ile yaşayan hasta sayısı 34 milyona ulaştı.  Dünya genelinde HIV’li hasta sayısı azalırken, Doğu Avrupa ve Orta Asya’daki hasta sayısı artıyor. Türkiye de Ukrayna, Moldovya ve Rusya ile birlikte hasta sayısı artan ülkeler arasında.
Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Bulaşıcı Hastalıklar Daire Başkanlığı 2015 yılı Haziran ayı verilerine göre, HIV’in olası bulaşma yolu oranlarına bakıldığında heteroseksüel ilişki yüzde 24,5, homoseksüel ya da biseksüel cinsel ilişki yüzde 16,7 iken, damar içi madde bağımlılığı yüzde 1 oranında. Nedeni bilinmeyen bulaşmalar ise yüzde 56,7 ile ilk sırada yer alıyor.

“HIV bilgilendirmesi örgün eğitim müfredatına girmeli”
Tümer, “HIV/AIDS hastalığı bugüne kadar Afrika’da, kasları erimiş, yatağa bağımlı ve iskelet hâlindeki kişilerin fotoğrafları ile bize gösterildi. Oysaki bunlar doğru değil, eğer hasta uyumlu ise çok başarılı tedaviler yapıyoruz. Bu konuda bilinçlendirmeler yapılmalı. Ayrıca bunu örgün eğitime de sokarak daha etkili bir mücadele sağlayabiliriz.
HIV’li hasta sayısı azalan ülkelere baktığımızda hepsinin örgün eğitime bu hastalıkla ilgili bilgilendirmeyi eklemiş olduğunu görüyoruz. İdeali altıncı sınıf, ancak bunu yapamıyorsak, ortaöğretim programına ekleyerek çocukları üniversiteye başlamadan bilinçlendirmek önemli.” bilgisini verdi.
Türkiye’de 1996 yılında 33 kurumun bir araya gelerek kurduğu Ulusal AIDS Komisyonu bulunduğunu ve komisyon başkanlığını Sağlık Bakanlığının yürüttüğü bilgisini veren Tümer,  Türkiye’de HIV/AIDS hastalığı ile ilgili stratejik plan çalışmalarının başladığını ve düzenlemelerin devam ettiğini söyledi.
Mevzuatla ilgili de detaylı çalışmaların devam ettiğini dile getiren Dr. Tümer, “Sağlık Bakanlığı çok eski yıllardan kalma mevzuatlarda değişiklikler için çalışma grubu kurdu. Bu önemli bir gelişme; çünkü 1963 yılından kalan genelgeler ve yasalar ile hareket ediyorduk. Bu da elimizi kolumuzu bağlıyordu. Örneğin; HIV pozitif hasta huzurevine alınacaksa alınabilir mi alınamaz mı, gibi her konunun ayrı ayrı ele alındığı mevzuatlar var. Sosyal Güvenlik Kurumu ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının da içinde olduğu çok geniş kapsamlı bir program devam ediyor.”  açıklamalarında bulundu.

Kaynak: MediMagazin