Hoşça kal dünya: Atmosferik karbon düzeyinde kritik noktayı aştık

Bu hafta, gezegenimiz için kritik. Çünkü, atmosferik karbon düzeyinin milyonda 400 partikül olan üst sınırını resmen aşmış bulunuyoruz. Hem de geri dönüşü olmayan şekilde. 

Scripps Institution of Oceanography‘den (Scripps  Okyanus Bilimi Kurumu) geçtiğimiz cuma günü yapılan açıklamada, “artık şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, bu yıl (karbon emisyonlarının atmosferik yoğunluğunda) 400 ppm düzeyinin altında aylık bir değer görmemiz mümkün değil. Üstelik, bu düzeye inmemiz yakın gelecekte de mümkün görünmüyor,” dendi.

Söz konusu açıklamaya temel oluşturan bulgular, iklim araştırmacıların 1958’den bu yana karbondioksit düzeylerini ölçtüğü Hawaii’deki Mauna Loa Gözlemevi’ndeki karbon gözlemlerinedayanıyor.

atm  Hoşça kal dünya: Atmosferik karbon düzeyinde kritik noktayı aştık atm

Bu rakamlar ne ifade ediyor?

Peki, bu rakamları bu denli korkutucu kılan nedir?

İklim ve atmosfer araştırmacıları, atmosferik karbonun milyonda 400 partikül düzeyinin, iklim açısından önlenemeyecek ve son derece olumsuz sonuçlara doğru yelken açmadan önceki son nokta olduğu konusunda bizleri uyarıyor.

2012 yılında, Kuzey Kutup Bölgesi bu kırmızı çizgiyi geçmiş olan Dünya üzerindeki tek bölgeydi. 3 yıl sonra, 2015 yılında araştırmacılar bu bölgede karbon düzeylerini ölçemeye başladılar. Karbon düzeyleri bir ay boyunca milyonda 400 partikül düzeyinin üzerinde seyrediyordu!

Bu düzeyi aşarsak felakate doğru yol alıyoruz

Üstelik, karbon düzeyleri her yıl eylül ayında en düşük değerlerde seyrediyor. Scripps’in açıklamasına göre, bu yıl aynı değerler şimdiden milyonda 401 partikülün üzerinde. Araştırmacılar, bu yıl ve yakın gelecekte daha düşük değerler görebileceğimizi düşünmüyor.

Ne olacak?

1. Bazı türlerin nesilleri tükenecek 

Açıklamaya gerek var mı? Tahminler değişiyor, ancak kesin olan bir şey var: Türlerin yok olması,modern Homo sapiens‘in oluşmasından öncekinden 1000 kat daha hızlı!

Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF), bu yıl yaklaşık 10.000 türün yok olacağını tahmin ediyor.

İklim değişikliği nedeniyle, 2050’ye geldiğimizde (gezegen hâlâ yaşıyor olursa tabii) Dünya’daki toplam türlerin dörtte biri yok olmuş olacak.

2.Besin döngüleri sarsılacak 

Türlerin yok olmasına bağlı olarak, uç yırtıcıların ve avlarının yok olmasıyla besin döngüleri de daimi olarak istikrarsız hale gelecek.

Kuzey Kutup Bölgesinde, okyanus sıcaklıklarının yükselmesi deniz alglerinin gelişimini engelliyor. Bu da, plankton yaşamını, sazanları, fokları ve kutup ayılarını temel besinlerinden mahrum bırakıyor.

atm2  Hoşça kal dünya: Atmosferik karbon düzeyinde kritik noktayı aştık atm2

Son 50 yılda, Alaska ve batı Kanada’da ortalama sıcaklıklar yaklaşık 4*C yükseldi.

3.Deniz suyu seviyeleri yükselecek

Okunduğunda çok can alıcı bir etki gibi gelmese de, deniz suyu seviyelerinde değişimin insan ve diğer türler üzerindeki etkisi inanılmaz derecede büyük.

2100 yılında, yaklaşık 13 milyon insanın evlerini kaybedeceği düşünülüyor.

Dünyanın bazı bölgelerinde, örneğin Büyük Okyanus’un bazı kıyılarında, bu gerçekleşmeye başladı bile!

Bilim insanları, ortalama küresel sıcaklığın 2*C’nin üzerine çıkmasını engellesek bile (ki mevcut eğilimler bu yönde değil), deniz suyu seviyesindeki değişimlerin geri döndürülemez olduğunu savunuyor.

4.Okyanuslar asitlenecek

Okyanus asiditesi, çevre sağlığının önemli bir ölçütü. Geldiğimiz noktada asidite düzeyleri nedeniyle, deniz ekosistemleri tehlikede.

Gezegenin okyanusları sürekli olarak fazla CO2’yi absorbe ediyor. Bu da asidite ölçütü olan pH düzeyinin düşmesine, yani suyun asitlenmesine neden oluyor.

Sonuç ise vahim: Canlılık için kritik öneme sahip mercanlar, örneğin Avustralya’daki Büyük Set Resifi (Great Barrier Reef) beyazlaşıyor ve yok oluyor.

Mercanlar hâlâ bazı resiflere tutunarak hayatta kalmaya çalışıyor. Ancak araştırmacılar beyazlaşmasının durdurulmadığı takdirde, okyanus ekosistemlerinde öldürücü etkisi olacağını belirtiyor.

Harekete geçme zamanı

Aksi halde pek vaktimizin kalmadığı söylenebilir.

Geçtiğimiz aylarda gerçekleşen Paris İklim Zirvesi olarak bilinen 21. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansında (COP21), katılımcı ülkeler atmosferik karbon düzeylerini düşürmeye ilişkin bazı hedefleri ortaya koymuştu. Konferans sonucu imzalanan Paris Anlaşmasında da, iklim değişikliğine ve etkilerine karşı mücadele gündemlerinde uzlaşma sağlanmıştı.

Türkiye de dahil olmak üzere, anlaşmayı imzalayan tüm ülkeler, küresel ortalama sıcaklığın sanayi öncesi 1.5*C düzeyinden fazla yükselmesini engellemek için gerekli tedbirleri almak zorunda.

Bunu sağlamanın en önemli yollarından biri, emisyonları sınırlandırmak ve temiz enerji tedbirlerini hızla işler hale getirmek.

Ancak anlaşmayı bugüne dek imzalamış olan 60 ülkenin, dünyanın karbon emisyonunun yalnızca %47.76’sından sorumlu olduğunu unutmamak gerekiyor. Yani bu ülkeler anlaşma maddelerinin yaptırımlarını yerine getirseler bile, atmosferik karbon emisyon miktarının yarısından fazlası için herhangi bir uluslararası yaptırım bulunmuyor.

 

(Kaynak: motherboard.com)