İbadet, huşu, tespih, dua içinde dünyadan kopmuş sapıkları ABD toplayıp kırdırıyor

On beş yıl kadar önce başarısız bir hikaye yazdım, aslında metin edebiyat olarak çok başarılıydı, bir ağaca olan bağlılığım üzerinden bir insan isterse bir ağacı din haline şeyhi inancı haline getirebilir diye yola çıktım, sonuç derdimi anlatamadım.

Her sabah yürüyüşünden sonra dinlenmek için bir ağacın altına uzanıyordum, ve zaman geçtikçe ağaca yoğunlaşmaya başladım, ağaç sadece yalnızlığımın karşılığı değil ağaç gittikçe ‘anlamım’ olmaya başlar. Metafor güçlüydü ancak metnin filozofisi edebiyatın boğuntusunda kaldı. Sonuç, okuyucu yazarın çok derin bir ağaç sevgisini anlattığını sandı, ki, asıl anlatmak istediğim, hayatta konuşabileceğiniz ağaçtan başka kimseniz kalmamışsa, o ağaç sizin peygamberiniz oluverir, yani hikayenin anafikri: manevi bağlılık eleştirisiydi, başarısız oldu.

Bir insanın sevgisini sayılar oranlarla ölçelim, bir çocuğu, eşi, üç-beş arkadaşı, iş yerinden mesai arkadaşları, vs, ve uzaktan sevdiği siyasiler sanatçılar, olsun.

Tabii ki günlük hayatında en çok yer tutan eşi ve çocuklarına meşguliyeti yoğun olacak, bu meşguliyete yüz üzerinden notlar verelim yüzde seksen çocukları ve eşi diyelim. Mesai arkadaşlarına yüzde beş verelim, uzaktan sevdiği siyasi ve sanatçılara yüzde üç-dört diyelim.

Bu meşguliyetleri yakınlıktan uzaklığa doğru da kodlayabiliriz, tabii ki en yakınımızdakiler en çok puanı alacak. Yurt arkadaşlarımız, sınıf arkadaşlarımız, mahalle arkadaşlarımız, hemşehrilerimiz, kahveden işten arkadaşlarımız, hepsinin az çok yeri vardır hayatlarımızda.

Ancak, mesela, bir rahip düşünün, aileden çevreden sokaktan ve tüm meşguliyetlerden kendini uzaklaştırıp bir manastıra kapanıyor, yani, dışardaki meşguliyetleri sıfır düzeyine indiriyor ve meşguliyetinin yüzde yüzünü sadece İsa’ya ayırıyor.

Aynı şekilde, modern toplumumuzun çok yakından tanıdığı sapık fanatikleri düşünün, adamın doğal olarak, çocuğu, eşi, çevresi ve arkadaşları var, ancak, sapığımız bütün bunları dışlıyor ve sıfırlayıp sadece sevdiği sanatçıya yoğunlaşıyor. Bütün günlük meşguliyeti sevdiği sanatçı haline geliyor.

Rahiple bu fanatik sapığın arasında bir fark yoktur.

DEVRİMCİ SOLCULARI DA KENDİLERİNİ İNSANLIĞIN EŞİTLİĞİ VE KARDEŞLİĞİNE ADAMIŞTI

Bu ‘abartılı delilik’ haline insanoğlu asırlardır ‘manevi bağlılık’ adını takmış, biz buna ‘ruhen bağlanma da’ diyoruz.

Mesela soğuk savaş yıllarının devrimci solcuları da kendilerini insanlığın eşitliği ve kardeşliğine adamıştı, bu uğurda bütün hayatlarını feda ediyorlardı, ne anne ne baba ne çocuklarının varlığı onların yoluna engel olamıyordu.

Gerçekten insan beyninde başkalarına dönük bir mutluluk türü var, başkaları için yardımseverlik, fedakarlık, başkalarının mutluluğunu düşünmek insanı mucizevi şekilde ‘mutlu’ eden bir şey.

Gece gündüz çoluk çocuğunuzu terk edip İsa’yı düşünmek, insanlığın mutluluğunu düşünmek ve kendinizi bu evrensel mutluluk için feda etmek demek.

Aslında ‘feda etmiyor’ İsa’ya yoğunlaşırken beyni çok ‘mutlu’ oluyor. Çünkü tek bir şeye odaklanan beyin, kompleks karışık bulaşık her sorunu devreden çıkarıyor, ve dünyanın bütün ciddi sorunlarını ve hayatını ‘soyutluyor’, karşısına sadece bir görüntü bir nesne sadece bir fikir alıyor.

Kim akıl etmişse bir mucize başarmış ve insanlığı peşinden sürüklemiş, dünyanın bütün dertlerini dışlamak ve dünyayı tek bir soyut resimle açıklamak.

Hatta bütün mutlulukların toptanı bir mutluluk, toptan bir alışveriş.

Tekrar edelim toptan alışveriş şöyle oluyor, çoluk çocuk çevre yakın arkadaş dost hepsinin küçük küçük perakende mutluluklarını bir tarafa itiyor, hepsinin yerini dolduracak evrensel ve tek bir mutluluğa odaklanıyorsunuz.

Bu, alkol ve uyuşturucu derecelerine göre sınıflandırdığımız içkiler gibi bir şey, bira içerseniz sarhoşluk için on-onbeş şişe devirmeniz gerecek, bu tek kadeh rakıda daha hızlı olacak ve uyuşturucu kullandığınızda hepsinden daha hızlı olacak.

Tek bir kişide ve objede ‘sınırsız sevgi’ bulmak ve aramakla uyuşturucu arasında bir fark yoktur.

Siyaseten tehlikeli bulunan ise bu bağlılığın ‘organize bir bağlılık’a dönüşmesi. Mesela ‘dinler’ ‘tarikatlar’ ‘organize bir bağlılıktır’.

Hatta ‘bağlılık’ ritüelleri bu organizmalar tarafından düzenlenmiştir, ibadetleriniz şöyle olacak, şu dualar okunacak, sabah akşam şunu yapacaksın gibi.

Tüm organize bağlılıkların özeti şudur, gün boyu sizi tek bir şeye odaklamak, tek bir konu tek bir resim tek bir fikirde yoğunlaşmak.

BİR İNSAN ARALIKSIZ ON YIL HER GÜN AYNI ŞEYLERİ YAZIYOR VE…

Çok insanın aklına gelmiyor olabilir ama şüphe yok ki organize bağlılığın dışında tek başınıza da takılabilirsiniz, mürid ve rahipler bu kişisel eyleminizi onaylamayacak, ve organize bağlılık içinde olanlarca eleştirilecek küçümsenecek ya da dışlanacak ya da parasız işsiz kalma ve aşağılanma riski taşıyacaksınız.

Tıpkı bağlandığınız manevi şahsiyet gibi bir mağarada, bir manastırda bir ormanda ya da odanızda inzivaya çekilebilirsiniz.

Dünyamızı cehenneme çeviren bu sınırsız sevgi ve organize bağlılık modası bin çağlar geçse de değişmiyor, dinler cemaatler içinde dünyaya hayata gerçeklere gözünü kapatmış adanmışlar içinde helak oluyoruz.

Bu sınırsız sevgimizi etrafımıza eşit derecede bölmek aklımıza gelmiyor, birazını çocuğumuza birazını eşimize birazını sokaktaki arkadaşlarımıza, dini, inancı, tadında ölçüsünde ve toplumsal saygısında bırakanı nerdeyse hiç yok.

Hayır, bütün sevgimizi paketliyor ve tek bir kutsal’a adıyoruz.

Paketleniyor haplaştırılıyor şırıngalık hale geliyoruz.

Bütün bu sevgi matematikleri nerden geldi aklıma, mesela bugün Nuray Mert, ‘kürt düşmanları sevinmesin’ ‘ben sadece eleştiri yapıyorum’ deyince.

Bir insan aralıksız on yıl her gün aynı şeyleri yazıyor ve aynı sevgi sözcüklerini kullanıyorsa, burada, ‘manevi bir adanmışlık’ var.

Eleştiri yapabilmek için dünyada başka hayatların da olabileceğini inanmanız gerekir, mesela, bir yazınızda sinemadan bir yazınızda ekonomiden bir yazınızda başka tür hayat ve insanlardan da bahsedebilmelisiniz.

Yirmi yıl aralıksız aynı etnik milliyetçilik yazısına odaklanmış bir insan, artık bağımsız bir kişilik değildir, organize bir bağlılık içindedir ve bu organize bağlılığın sınırsız sevgisinin tezahürü manevi huşu yazıları yazıyor demektir, yazıyı da geçtik duaları yakarışları içindedir demek.

İSA’YA MUSA’YA APO’YA ŞİRK OLUR

Bugün toplumumuzdaki Fetö travmasını anlamaya çalışan yüzlerce yazı yazılıyor binlerce program yapılıyor, hepsinde gördüğüm şudur, liberallerinden köşe yazarlarına kadar binlerce insan, yememiş içmemiş başka bir işe odaklanmamış, sabah akşam, aynı yazıları aynı hedef doğrusunda aynı organize bağlılığa yazıp durmuşlar.

Yahu yirmi otuz yıllık yazarlık hayatınızda seveceğiniz bir ağacınız bir saksınız bahsini geçirebileceğiniz izlediğiniz bir sinema filmi ya da dikkatinizi çeken bir arkadaş ya da yakınınızın bir nükte cümlesi hiç olmadı mı?

Neden olmadı?

Neden tüm dünyayı ve hayatı bütün kişileri ve nesneleriyle coşkusu ve neşesiyle ve bütün ilişki türleriyle dışlayıp, tek bir konuya odaklandınız!

Bu ‘odaklanma’ bu ‘manastır mağara hayatı’ bu ‘sınırsız sevgi’ kime, nereye, rahipten, cemaat müridinden farkınız ne?

Düşünün yirmi yılda dünya dengeleri hayat ne çok değişti gelişti, ama bu adanmışların yirmi yıl içinde ne düşmanları değişti ne bağlılıkları?

Düşmanları da bağlılıkları da binlerce yıl hiç değişmeyen bu yapıların bir eleştiri yapabilmesi mümkün mü?

Mesela ünvanı profesör oluyor ama ‘Kürt düşmanları’ diyebiliyor, kafasındaki bu düşman kodları değiştirebilir mi, Allah korusun, kürt düşmanı diye bir cümle kurmazsa, haşa dinden çıkar.

Ve bu ‘manevi bağlılık’ın neresinde ‘eleştiri’ olabilir, kafir düşman gibi peşin şartlanmış kodların neresine eleştiri geliştirebilir, bin yıldır ‘kafir’ değişti mi, adam kafasından düşman kodunu çıkarsa bu manastırın sonu olur, İsa’ya Musa’ya Apo’ya şirk olur.

Hangi manevi şahsiyet hayatında hangi eleştiriyi yapabilmiş yapmış, örneği var mıdır?

Dünyanın bin tane derdi bin ayrı zenginliği bin ayrı dostu arkadaşı varken, yirmi dört saat ve yirmi yıl aralıksız aynı övgü ve bağlılık yazılarını yazmak, neyin işareti?

Sevginizin bir bölümünü ayırabileceğiniz bir çocuğunuz bir anneniz, bir köy ve memleket hasreti, bir şairin mısraları, haz aldığınız bir müzik film, hiç yok mu?

Neden yok?

Bu dünyada bağlandığınız manastır dışında başka hayatlar nesneler güzellikler mutluluklar hiç mi yok!

Bütün sevginizi tek bir yapıya tek bir organizmaya tek bir kişiye tek bir davaya tek bir konuya neden odaklıyorsunuz. Bu kadar sanatçı bu kadar siyasetçi bu kadar ses bu kadar çığlık bu kadar çiçek bu kadar müzik bu kadar geçim derdi bu kadar işsizlik bu kadar yangın felaket niçin sesini size hiç duyuramıyor!

Ey manastır neden bu kadar uzakta kaldın!

Bunun adı: uyuşturucudur, uyuşturucunun da eleştirisi olmaz, tedavisi olur, hani uyuşturucuya bulaşmış evlatları için, beni dinlemiyor, ulaşamıyorum ona, uçmuş, diyor ya.

Sadece tek bir konuya odaklanın, diyelim TV’ye, diyelim evdeki çiçeklerinize, diyelim kağıt oyununa, diyelim at yarışına, diyelim şarkı söylemeye, hayatınızda başka bir şey olmasın, sadece bunlardan birine yirmidört saatinizi ayırın, müthiş keyifli olduğunu, uyuşturucu almış gibi bütün insanlığı sevdiğinizi ve bütün insanların mutluluktan uçtuğunu göreceksiniz.

Ama bu kafa ve beyin rahatlığı, sahte bir mutluluk. Yalancı bir mutluluk, gerçek sevgiyi fedakarlığı diğerkamlığı örten maskeleyen ve hepsini paketleyip şırınga haline getiren bir sevgi türü.

İşidcisi, cemaatcisi, etnik milliyetçisi, manastırcısı, meditasyoncusu, hepsinin her gün alıp sattığı organize bir uyuşturucu türü.

Çiçeklerini çok sevenbir anne yirmi dört saatini çiçeklerine ayırıyor ve çocuklarına bir dakika ayırmıyorsa, bu bir delilik türüdür.

İçinde çocukların neşesi yok, aile huzuru yok, tanımadığınız insanlar hiç yok, başkaları yok, sokak yok hayat yok sinema müzik sanat geyik mavra hiç yok, ne var, sabah akşam ayin dua inziva ve adanmışlık.

İyi ki Allah insana zorunlu işemek sıçmak gibi zorunlu ihtiyaçlar vermiş, yoksa, odaklanma yoğunlaşma uğruna işemeyecek sıçmayacak, ki, şeyhleri uçurmak için böyle menkıbeler de vardır. Bir de şöyle düşünelim, çocukluğunuzdan beri spor yapıyorsunuz, beş yıl on yıl aynı spor dalına odaklanmışsınız, gözünüz başka bir şey görmüyor, başarı oranınız çok yükselir, çok.

Tek bir şeye odaklanmak başarı ve zafer getirir.

Ancak hayat ‘spor’a benzemez, öyle olsaydı Kenya’nın Etyopya’nın atletleri dünyanın en büyük yazar ve siyasetçileri olurdu.

Beyinleri toptancı mutluluğun tadını alıp uyuşturucuyla huzura ermiş bu adanmış kitlelerin bu bitmeyen cehennem koşularına uygarlığın hiçbir icadı hiçbir filozofu yetişemiyor, efendim.

Bir yakın arkadaşınızla sıradan günlük bir sorunu çözmeye gücünüz yetmez ama rahibi müridi dünyanın bütün sorunlarını hayatlarını kapatarak ve adayarak, kısa yoldan çözebiliyor.

Bu ne büyük rahatlık, maşallah!

Allah mutluluğunuzu daim etsin efendim, Allah huzur versin efendim, Allah iki cihanda da sizi mutlu bahtiyar etsin, efendim.

Hiç kuşkunuz olmasın, sizi de duymazlar, bu etnik milliyetçi arkadaşlara yirmi yıl önce bir soru sormuştum, hiçbir devlet ikinci bir bayrağa ikinci bir orduya müsaade edemez, böyle saçma sapan şey dünyada yoktur olamaz, şimdi, çözüm diyorsanız, ikinci bir bayrak ikinci bir ordu ortaya koymadan, çözün bakalım, mesela ikinci bir bayrak ikinci bir ordu ortaya koymadan ben de her türlü çözüme varım.

Sesimiz, ne mümkün efendim, ne manastır duvarını aşabiliyor ne mağaraya ulaşabiliyor!

Hazretler ibadet huşu tespih dua içinde dünyadan kopmuşlar!

Malümunuz dünyadan kopmuş sapıkları ABD toplayıp İşid diye etnik diye mezhep diye kırdırmayı dünya siyaseti haline getirmiş, bir büyük uyuşturucu efendim, ne havaya uçurulan masumların sesini duyabiliyorsunuz ne yerle bir edilen şehirleri, ne gencecik yaşta kandırılıp kıyılanları görmek mümkün efendim.

Modern çağ deyip kendimizi mi kandırıyoruz, kilise imparatorluğu fiziken yıkıldı ama manastırları tek tek milyonlarca hepimizin tek tek odalarıyla çoğalttı.

Milyonlarca huşu içinde odasında inzivaya kapanmış adanmış.

Nihat Genç – Odatv.com