İhraç edilen doktordan yüreklere umut serpen bir yazı: Kazanacağız!

29 Ekim gecesi yayınlanan Kanun Hükmünde kararname ile kamu görevinden ihraç edilen Mersin Tabip Odası Yönetim Kurulu üyesi Dr. Mehmet Antmen, ihraç kararının ardından hissettiklerini, meslek hayatı boyunca gördüğü sürgünleri, cezaları ve mücadele azmini anlatan bir yazı kaleme aldı. Antmen yazıyı sadece whatsapp ağındaki arkadaşlarıyla paylaştı ancak yazı kısa zamanda sosyal medyada yankı uyandırdı. İşte Dr. Mehmet Antmen’in o yazısı:

Nerede Kalmıştık?

Bundan beş yıl öncesine dek sayıları, yılları, ayları aklımda tutma konusunda ciddi bir yeteneğe sahiptim. Onlarca telefon numarası, onlarca plaka, 20 yıl civarındaki eğitim hayatım boyunca hemen tüm arkadaşlarımın okul numarası, aşık olduğum, arkadaşlık teklifleri aldığım, nişanlandığım, evlendiğim ve ayrıldığım anlar, mahkeme tarihlerim, gözaltına alındığım, cezaevine girdiğim, sürgün edildiğim, açığa alındığım, görevden ihraç edildiğim ve aylar, yıllar sonra göreve geri döndüğüm saat, gün, ay, mevsim ve yıllar… Hepsi ama hepsi beynimin bir köşesinde depolanıyor ve bir daha kaybolmuyordu.

Rakamlar ne kadar aklımda kalıyorsa, isimler de o denli uçup gidiyordu. Çok ünlü bir yazarın ismini anımsayabilmek için bazen gecelerce düşündüğüm olurdu. Çok yakın bir arkadaşımın soyadı, çok değer verdiğim bir sporcu ya da aktör ve bazen de yanıbaşımda dakikalarca konuştuğum bir dost…

Çoğu zaman korkardım, “bunca dakikadır benimle konuşuyorsun da bir kez olsun ismimi söylemedin, yoksa unuttun mu ?” diye aniden soruverirler diye.

Beş yıl önce yaşamımda radikal değişiklikler yapmaya karar verdiğimde, rakamlarla aramı bozup, isimlerle daha sıcak bir ilişki kurmaya da karar vermiştim. Rakamları kafamdan silmek, değer verdiğim isimlere yer açabilmek için kitap okumayı hızlandırmış, sanal alemde okuduğum şeylerden pasajlar paylaşmaya başlamıştım.

Çok başarılı olduğum söylenemez. Beş yıl öncesine göre rakamlarla içli dışlı değilsem de, isimler konusunda hala başarılı değilim. Belki de yaş 55’i bulup da beyin küçülmeye başlayınca rakamlar teker teker siliniyor ama isimler yer edinecek bir bölge bulamıyor !

Böyle bir girişi neden  yaptığımı merak etmişsinizdir diye tahmin ediyorum. Yılını aklımdan silmeyi başarabildiğim bir tarihte, liberal abilerimizden biri bir genel kurulda seçim kazanmıştı, ikinci kez başkan olduğu için de “Nerde kalmıştık?” ile başlayan deli saçması bir konuşma yapmıştı. Tabii genel kurulda ona oy vermeyen benim gibi yüzlerce insan, kendisinin başkan olmadığı dönemi yok sayan bu liberal abimize verip veriştirmiştik.

O gün siyasi yaşamımda çok önemli bir travma geçirmiş olmalıyım ki, “Nerede Kalmıştık” başlıklı bir yazı yazmaya bile karar verdim. Hoş benimkisi ara verilmiş bir mücadeleden kaynaklanmıyor. Ya da ben yokken sürüp giden mücadeleyi yok saymak da değil. O anın yaşattığı travma ile bugün yaşadığım travmanın içimde kopardığı fırtınadaki benzerlik diyebilirim.

Hani yüreğinizin orta yerine koca bir kaya parçası koyarlar ya… Hani nefes almak size dayanılmaz bir acı verir ya… Hani gözünüzü kapattığınızda sanki dünya duracakmış gibi hissedersiniz ya… Hani yıllardır zevkle yaptığınız şeyleri yapmak için en ufak bir istek duymaz ve kendinizi sanki hiç yaşamıyor gibi hissedersiniz ya… Ve dostlarınız, yoldaşlarınız, sevdikleriniz size yardım edebilmek için etrafınızda pervane gibi dönerken anlamsız gözlerle onlara bakarsınız ya…

İşte böyle bir ruh hali içerisindeyim 29 Ekim akşamından bu yana. Binlerce insanın Kamu’dan ihracına üzülmenize bile fırsat kalmadan kendi isminizi buluyorsunuz aralarında. Ciddi bir umutsuzluk sarıveriyor insanı kimi zaman. Ve susmak istiyor, sonsuza dek. Kimi zaman da daha fazla bileniyor zulme, baskıya, haksızlıklara. Avaz avaz bağırası geliyor, sokaklarda koşması, hiç durmadan, yüreği, kasları tükenene dek efor sarfetmesi için çok ciddi bir enerji geliyor insana.

Kimi zaman Gezi sürecinin yarattığı özgürlüğü, kimi zaman 7 Haziran seçim sonuçlarının o dayanılmaz hafifliğini, kimi zaman da 10 Ekim’de Ankara’da yüzlerce parçalanmış vücudun ortasındaki çaresizliğini ve ardından 1 Kasım’da gelen yenilgiye benzer dayanılmaz acıları yaşıyorsun.

2013 Kasım’ında, Gezi sürecini yaşamış biri olarak “Hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacak” diye alanlarda konuşmalar yaparken, 2016 Kasım’ında “acaba, her şey eskisi gibi olabilecek mi ?” diye bir soru tıkılıyor kafana.

Sonra kişisel mücadele tarihin geliyor aklına; 1990 yılında yüzlerce hastaya baktığın bir günün sonunda, Kaymakam’ın gönderdiği acil olmayan hastaya bakmadığın için açığa alındığın ve sonra kendini Pötürge’nin dağlı yollarında sürgünde bulduğun günler… 1993’de “hakkında soruşturma var” diyerek Düziçi yollarını aşındırdığın sürgün günleri, 1994’de önce Cezaevi ardından, kamudan ihraç kararı, bir yılı aşkın bir süre işsizlik, 2000’de adını ilk kez duyduğun Kıbrısçık’ta bir yıl sürgün hayatı, 2001’de iki yıllık Bilecik Sürgünü ve tüm bu travmaların yarattığı bir ortamda 2011 yılında 30 yıllık Adana yaşantımın son bulması.

Adana’dan Mersin’e yerleşmemi bir kenara koyarsak, tüm bu sürgün, cezaevi, görevden almaların sonu mutlu bitti. Hepsinde kazandım. Hepsinde haklı olduğum ortaya çıktı. Ama hiçbirinin açtığı yara tam anlamıyla kapanmadı. Ne işsiz kaldığım günlerde aileme, çocuklarıma karşı görevimi yerine getirememenin acısını, ne cezaevinde, hücremde yaşadığım iç sıkıntısını, ne sürgünde yaşadığım dayanılmaz yalnızlıkları unutmadım, unutamadım.

Eşimden, çocuklarımdan, yakın çevremden, siyasal ilişkilerimden, sendika ve meslek örgütümden aldığım destekler olmasaydı belki o günleri de atlatabilmem çok zorlaşacaktı ama kim ne derse desin böylesine acı ve sürekli yaşanan travmaların insanda açtığı yaralar kolay onarılmıyor.

İşte şimdi yine böyle bir dönemeçteyim; Yine kazanacağım, bunu ismim gibi biliyorum. Hem de bu kez “Nerede Kalmıştık ?” sorusunu ben soracağım. Ama geçmişi inkar etmeden, mücadeleye ara vermeden ve bensiz yaşanılan dönemi de yok saymadan yine geleceğim.

Yine şiirler, şarkılar okunan ortamlarda gelmenin sevincini yaşayacağım sevdiklerimle birlikte ve Ümit Yaşar Oğuzcan’ın şiirinde dediği gibi;

‘Çekip bütün günleri,

bir uzun sicim gibi

inan temiz meleğim 

böyle gittiğim gibi

ben yine geleceğim

yalnız güzel çocuğum

dua et ki çok uzun

sürmesin yolculuğum’

Belki bu kez biraz uzun sürecek, belki bu kez her zamankinden daha çok iz bırakacak ama döneceğim biliyorum. Her zaman bana yol gösteren bir cümle ile yazımı noktalayayım; “Belki mücadele edenler her zaman kazanamaz ama kazananlar hep mücadele edenlerdir”

Güneşli, güzel günlerde buluşmak dileğiyle…

kaynak: http://mersinyasam.net/HaberDetay.aspx?id=838