İnternetten Tanışılan Kişilerle İlginç İlk Buluşma Hikayeleri

Birileriyle internet üzerinden tanışıp buluşmak artık günümüzde çok normal bir aktivite haline geldi. Normal hayatta biriyle tanışmaktan daha fazla avantajları olduğu gibi birtakım dezavantajları da olabiliyor. Ekşi Sözlük yazarları, bu konudaki kendi hikayelerini anlatmışlar.

bundan neredeyse 8 bucuk yil once basima gelendir. kiz halimle beni yarim saat bekletmisti taksimdeki tramvay duraginda. nihayet geldi, mephistoya gittik. ben bi cafe latte ictim, o cay icti. hic begenmemistim kendisini. o ise begendigini fazlasiyla belli etmisti. sirf ilk bulusmada kestirip atmak ayip olur diye ikinci kez bulusma teklifini kabul ettim. bu sefer daha sicak ve sevimli gelmeye basladi.

3. bulusma: ya aslinda o kadar da fena adam degilmis

4. bulusma: sanki hoslanmaya mi basladim ne?

5,6,7,8,9……… diye gecti gitti aylar, yillar. sirf adama ayip olmasin, gururu kirilmasin diye kabul ettigim 2. bulusma teklifi meger hayatimin donum noktasiymis. 8,5 yillik sevgilimi, 1,5 yillik kocami, kizimin babasini reddedecekmisim nerdeyse.

***

6 sene önce ben de deneyim ettim bunu, kızılay ykm önünde buluşmak için sözleştik, birbirimizi gördüğümüz an ikimiz de etkilenmedik, hatta dürüst olayım beğenmedik ama konuşulacak, paylaşılacak şeyler olduğu aşikardı. derken bir mekana gittik, elma dilim patates ve ikişer bira ila günü noktaladık, metroya inerken baktık ki el ele, kol kolayız. tabii durum böyle olunca buluşmaların ardı arkası kesilmedi. 19 ağustosta 6 yılı geride bırakacağız ve 7. yıla gireceğiz kısmetse, bu işin sonu evlilik gibi görünüyor ama hadi bakalım hayırlısı. bu aralar en büyük hayalim 3-4 yıl sonra bu entrilerin hepsini “aldık beyler kızı, sıkıntı yok” diye editleyip, okuyan insanların içini ısıtabilmek, inşallah o da olur.

edit: olamadı.

***

sanirim herkes hoslandigi, begendigi kisilerle bulusmus ama ben bu deneyimi en yakin arkadasimla yasamistim.

12 yasinda bi sims forumunda tanismistik. bir iki seneye, artik ne konustuk, nasil yakinlastik cok hatirlamasam da, yakin arkadas olduk. internete girdigimde ilk yaptigim msn’i acip online mi diye bakmak olurdu. aramizda 4 yas vardi ama en az benim kadar cocuksuydu, muhabbetimiz cok cocuksu ve tatliydi. sanki kardesimle konusuyormus gibi hissediyordum. birlikte super kahraman oldugumuzu hayal ederdik, ayni online oyunlari oynardik, ayni animeleri izlerdik, tanistigimiz forumdaki insanlari cekistirirdik. okulda da cok yakin arkadasim vardi ama onu en az okul arkadaslarim kadar cok seviyordum, baskalariyla paylasamadigim seyleri onunla paylasiyordum.

sonra ben liseye gectim, o universiteye gecti. ben lise 1 ve 2de cok arkadas edinemedim, diger arkadaslarim da baska liselere gitmisti. kendimi yalniz hissediyordum. o ise universitedeki bolumunden memnun degildi, cift anadal yapmaya calisiyordu, dolayisiyla cok fazla calismasi gerekiyordu. ben cok mutsuzdum, onun da mutsuz oldugunu tahmin ediyorum, cok belli etmezdi boyle seyleri. okuldan doner donmez internete giriyordum, msn’de saatlerce konusmak icin can atiyordum. okuldakilerin ergen muhabbetlerinden sonra birlikte yaptigimiz cocuksu muhabbetler bana cok iyi geliyordu.

derken lise 3’e gectim, hala okulda kendimi yalniz hissediyordum. 6 senedir arkadastik, artik en yakin arkadasim olmustu. hep ergenken soyledigimz bir sey vardir ya “beni en iyi anlayan oydu” diye, benim icin o insandi. fakat ben ankara’da yasadigim, o istanbul’da yasadigi icin hic bulusmamistik. o senenin temmuzunda bir dugun icin ilk kez istanbul’a gittim, hemen bulusma karari aldik. birlikte benim kaldigim otelin cevresinde dolandik, ozsut’te tatli yedik. bır suru fotograf cekildik. ikimiz de biraz utangactik fakat cok eglendik. yolda annemlerle karsilastik, annem ve babamla tanisti. annem “seninle yasit gibi duruyor, dedigin kadar cocuksu ve neseliymis” dedi onun icin. o gun uzulerek ayrildik.

dort ay sonra bir gun, sebepsiz yere okuldan kacip eve geldim. msn’e girer girmez ortak bir tanidigimiz bana bir link atti. linki actim. linkte arkadasimin okula giderken trafik kazasi gecirdigi, kamyonun altinda ezildigi ve hayatini kaybettigi yaziyordu.

o gun hem hafizama kazinmis, hem de surekli agladigim icin biraz bulanik. annemin “keske o gun sizinle karsilasmasaymisim, o kizla tanismasaymisim” diyerek benimle birlikte agladigini, abimin beni alip ozsut’e goturdugunu, orda birlikteyken yedigimiz tatlidan yedigimi hatirliyorum.

uzerinden 5 sene gecti, onun vefat ettigi yastan 1 yas buyugum. hala arada onu animsatan bir sey oldugunda aglayabiliyorum. fakat bunun disinda onu dusundugumde hep gulumserken buluyorum kendimi. oldugune uzulmektense onu tanimis oldugum icin, bana kattigi seyler icin mutlu oluyorum.

en cok da o olmeden once bir kez olsun gorusmus oldugumuz icin mutluyum. o gun utanip haber vermesem, o da uc saat otobuse binip yanima gelmese bir zamanlar en yakin arkadasim olan insani hic gormemis olacaktim. ve hayatimin o donemiyle ilgili bir seyler hep eksik kalacakti.

***

yaklaşık 4 saat kadar otobüs terminalinde bekletmiş olmama rağmen hiç sıkılmamış , sinirlenmemiş, masum bakan bir adam vardı karşımda. bri kafeye gidip oturduk , konuştuk. çok hoş geldi ama biter dedim , uzaktan uzağa ilişki mi olur?

bir sene oldu evleneli , yine gelsem dünyaya yine aynı adam olur eşim.

***

hayatımdaki enteresan ve en sonunda “nereden nereye geldik vay .mna koyiim” dediğim hikayedir.

karadenize gideceğim. hayatımda ilk kez. adnan menderes havaalanındayım. aldım biletimi, kapıya geçtim bekliyorum. uçağın kalkmasına 1 saat 15 dakika var ve o kapıdan uçağa binecek herkes kuyruk oluşturmuş bile.

evet gideceğim yer trabzon.

aklım almıyor. tiplere bakıyorum tek tek. lan diyorum yaz mevsimi, gittiğim yere bak. bi tane mi yaşıtım insan olmaz. alayı teyze, amca .mna koyiim. taktım kulaklıkları zaman öldürüyorum. artık o kuyruk baskısına dayanamadım uçağa binmeden 15 dakika önce sıkıntıdan gittim o kuyruğa girdim. daha karadenize gitmeden içim karardı popülasyonun cinsliğinden. ama tam o esnada birini gördüm. belki o tipler arasında gördüğüm içindir çölde vaha efekti yarattı. sapsarı saçlar, renkli gözler. daha da dayanılmazı minyon mu minyon bi kız. kuyruğun yanından geçti gitti öyle. arkasından baktım sadece.

şans olsa zaten bizde dedim. neyse. bindik uçağa gittim koltuğumu buldum. e sırası. “s.k gibi ortadayız ya etrafa da bakamıcaz” diyorum. telefona gömdüm kafayı uçak kalkana kadar müzik falan takılayım diyorum. biri omzuma dokundu. kaldırdım kafayı, kimi göreyim? (kesin tahmin edememişsinizdir)

minyon sarışın. elim ayağıma dolandı. önce telefon düştü, sonra kız pencere kenarına geçsin diye yer verirken kulaklığın kablosu kolçağa takıldı falan. elli tane maymunluk. benim paniğim kızı panik yaptı, arkadakilerin de sözsüz baskısı nedeniyle hemen oturdu yerine. 2 dakika sonra fark ettim kızın kucağında kocaman çanta var. eğer isterse çantasını yukarı koyabileceğimi söyledim, yüzüme öyle tatlı tatlı güldü ve olur dedi ki size bunu oturup da tarif edemem. ederim etmesine de bu yazı olur 3 sayfa.

uçak kalktı, artistlik yapıcam ya. taktım kulaklığı arada pencereden bakıyorum ayağına kızı kesiyorum. yüzü görünmüyo saçlarından. o da sürekli dışarı bakıyo. izmir-trabzon arası 2 saate yakın bi uçuş. 1 saat geçti, 1 buçuk saat geçti. “olm ne kaybediceksin lan?” dedim. “ta anasının nikahına gidiyosun, hayatında bi daha rast gelmiceksin zaten, yardır” dedim. çıkardım kulaklıkları saçma sapan trabzona gidişimiz hakkında konuşmaya başladım. ilk cevabından bu konuşmanın 2 cümle ile bitmeyeceğini anladım. yüzüme tatlı tatlı gülerek cevap veriyor, sorduğum sorulara uzun cevaplar veriyor daha da önemlisi o da sorular soruyodu. muhabbet kişisel bilgilere geldi ve kızın her yazının doğduğum yerde geçtiğini öğrendim (izmirin kuzey kısımları). izmir’de okuduğunu, ailesinin karadenizde kaldığını ama aslen akdenizli(şehir isimlerini pek veresim yok) olduklarını, dıdının dıdısını falan öğrendim. hatta ikimiz de trabzona inmemize rağmen trabzona gitmeyecektik.

neyse. indik, valizleri aldık yavaş yavaş dışarı çıkıyoruz. gideceği yere nasıl gideceğini sordum. servis kullanacağını söyledi. dedim kasma ya, beni alacaklar, gel beraber gidelim seni yolda gideceğin yerde indiririz.

aradı anasını babasını, iznini aldı, haberini verdi çıktık yola. az gittik uz gittik. kızın ineceği yere geldik. kızı anası babası dayısı karşıladılar. orda ayak üstü biz de tanışmak zorunda kaldık. “ay ne iyi insanlar var bey” falan gibisinden anası bi övdü bizi. orda beni karşılayan akrabam kartını verdi ailesine, olur da ihtiyacınız olur, ararsınız falan diye. çünkü akrabayla da özel konuşamadık. herif dumur oldu havaalanından sarışın bi kızla çıktım diye. manita ya da manita adayı diye düşündü herhalde zaar.

karadenizde 3 hafta kalacaktım. kız ile bildiğim doneler şu şekilde:
yazın gittiği yer, aslen akdenizli oluşu, karadenizde ailesinin olduğu, okuduğu okul-bölüm ve ismi.
ama sadece ismi.

karadenizdeki son 1 haftamda çılgınlar gibi sosyal medyada kızı aramaya başladım. yok anasını satayım. ortak tek bi kişi yok. bulamıyorum kızı. bazı hesaplar var ama fotoğraflardan bi b.k anlaşılmıyo.

neyse izmire döndüm en sonunda. okulu ve bölümü biliyorum ya. herkese sorup bulucam eninde sonunda bu kızı. sikimsonik bi bölümde okuyodu kız. aynı okuldan 40 kişiye sormuşumdur. ulan o bölümden bir insan evladının arkadaşı olmaz mı ya? okulun kapısına gidip beklicem artık kızı o seviyedeyim.

en son dedim ki yok abi bulamıcaz bu şekilde. kızın bölümünün facebook gruplarına falan bakınmaya başladım. en son random bi kız ekledim ordan. bizim kızla uzaktan yakından alakası yok.

kız kabul etti. bodoslama girdim muhabbete. şu ana kadar yazdığım tüm hikayeyi kıza anlattım. bildiğim özelliklerini saydım ve bu sarışın, minyon kızı tanıyıp tanımadığını sordum. tanımıyomuş ama biliyomuş kızı. biliyomuş .mk. öyle tanımak, arkadaş olmak falan değil. bu kız zaten büyükmüş benim minyondan. okuldaki son senesiymiş falan filan. sonra daha önceden sosyal medya taraması yaptığım bazı profilleri bu kıza gönderdim. bunlardan hangisi sence diye. bi tanesini denememi söyledi. söylediği profili de ekleyemiyoruz. ortak arkadaşımız yok çünkü. bu kızdan ortak olabilecek bi arkadaş daha buldum. neyse gittim ekledim kızı. 5 gün sonra kabul etti. kalbim çarpa çarpa gittim fotoğraflara bakmaya başladım. bizim kız lan! sanki sevgili olduk o kadar mesudum, heyecanlıyım.

neyse benim sonradan eklediğim kız benle muhabbet kesmedi. kafa da kızdı aslında. her allahın günü yazmaya başladı. ben ısrarla benim minyonu falan anlatıyorum kıza. 2 hafta geçti. haydeeeeeee… benim minyon ilişkisi var yaptı. ay ben şok tabi.

hayattaki tüm amacımı kaybetmişim sanki. savaş alanında tüm ordusunu kaybetmiş loser bi general olarak arkamı döndüm gidiyorum. bu diğer kız bi ara yazdı bana. yarın akşam buluşalım mı diye. dedim buluşalım anasını satayım. kafa dağıtırız.

gittik alsancağa muhabbet, alkol, goygoy falan derken saat 01.00e gelmiş. lan taksi parası yok yanımda, son otobüsle gidicem diye bütün planımı yapmışım. benim evin oraya da baykuş(gece otobüsü) yok. bünyede de alkol var sıçtık ya burdan yürüsem 2 saatte eve gidemem diyorum. dedim ben seni otobüs durağına kadar bırakayım, ordan yoluma bakarım. kızın otobüs kalkacak, tuttu kolumdan, “bırakmam ben seni bu saatten sonra. benim yüzümden kaldın burda” dedi. ya dedim saçmalama ne işim var benim bucada, giderim ben. neyse bırakmadı. zorla götürdü. ben de arkadaşları falan var sanıyorum evde. bi gittik kimse yok.

başbaşa kaldık evde .mk. kahve yaptı bana. önce mutfakta oturduk konuştuk, sonra salona geçtik. uzun süre konuştuk. oturmaktan sıkıldım koltuğa yatar pozisyonda uzandım. bi ara yanıma geldi oturdu. saçlarımla oynamaya başladı. çok hoşuma gitti. çünkü ben küçükken nerdeyse her akşam annem de saçlarımla aynen öyle oynardı. uzun zaman sonra o hissi hatırlamak çok acayipti. kafamı kucağına koydum, 1,5 saat falan yaptı bunu.

en son, ben dayanamıyorum dedim. okul da var ertesi gün. şu salondaki koltukta yatayım ben dedim. sabah direk okula giderim. içimde gram yavşaklık yok. kız bana güzelce yatağımı hazırladı. çarşaftır yastıktır jilet gibi yaptı salon koltuğunu. direk yattım. ışığı kapattı arkamdan çıktı.

uykuya daldığımı hatırlıyorum. heralde 20 dk falan ya geçmiştir ya geçmemiştir. salon kapısının açılma sesiyle uyandım. sırtım dönüktü kapıya. dönmedim, bakmadım. üstümdeki pike havalandı. yattığım koltuk hafifçe sarsıldı. sonra yine duruldu ortalık. arkama doğru döndüm, baktım. kız çıkmış gelmiş, yanımda yatıyo. hala da bi şey yapmıyorum. birbirimizi hiç görmeden 5-10 dakika daha sohbet ettik. ben tam gözlerimi kapatıyorum önce ılık bi nefesi ardından da ıslak dudakları hissettim. hiçbi şey görmüyorum. anlamıyorum da. neden, ne zaman, nasıl oldu bu olay. iş dudaklarda bitmedi, eller kollar girdi devreye. birbirimizin vücudunu taradık. gözlerin görmediğini ellerle keşfettik.

o gece öyle bitti. sabah ayrı yataklarda uyandık. çok fazla konuşmadık. yatağımı topladım güzelce, üstümü başımı toparladım ve “ben çıkıyorum” dedim. okuluma gittim.

sonra mı?

bi daha tek bir mesaj dahi atmadık birbirimize. ne konuştuk, ne karşılaştık.

çok s.kim olaylar zinciri değil bu. ama bana garip geldi .mna koyim. iş nereden nereye geldi. ne umdum ne buldum. o yaşta çok garip geliyodu. aslında hala da geliyo.

ha bizim sarışın minyona ne mi oldu? memleketimde bi kere denk geldik, buluştuk, o ve yazlık arkadaşlarıyla kumsalda kocaman bi gece geçirdik. karanlıkta bildiğimiz yıldız takımlarını birbirimize gösterdik. karanlıktı ya. o bucadaki gece gelmişti aklıma. ama kumsalda geçirdiğimiz ve yalnız olmadığımız gece yüreğimde küçük çarpıntılara sebep oluyordu. dolayısıyla istemsiz şekilde kıyas yapıyordum. bazı şeylerin hissiz yaşanmasının bi s.ke yaramayacağını ilk kez o gece anladım.

günümüzde ne oldu peki? şimdi bizim minyon, instagramda sevgilimle olan fotoğraflarımı beğeniyor. ben mi? ben hayatımdan hiç olmadığım kadar memnunum, mutluyum.

not: ders mers yok işte. çok yazmak istedim, çünkü sikimsonik hayatımda yaşadığım en güzel anılardan bi tanesi bu kızlaydı.

***

sene 2010, aylardan ekim. facebook üzerinden tanışılmış daha sonrası sırasıyla msn ve telefona geçilerek hergün konuşulmaya başlanmış. ve tam 5 ay boyunca resmen telefonda sevgili olunmuştur. 2011’in mart ayına gelinmiş ve trabzon havalimanından istanbul havalimanına inecek uçak beklenmeye başlanmış. bendeniz heyecandan ölecek durumdayım birde üstüne anonstan uçağın indiğine dair duyduğum ses heyecanımı iki katına çıkarmıştır. resmen 5 aydır telefonda sevgili gibi konuşuyorsun şimdi görünce ya öyle olmassa diye iyice panikliyorsun falan.

bir baktım karşımda canlı canlı duruyor 🙂 atladım boynuna sarıldım ama ölücem hala heyecandan allah’ım diyorum içimden görmeden,dokunmadan sevdim resmen şimdi daha çok severim ki diyorum. elini tutuyorum çıkıyoruz havaalanından kahvaltı etmeye. hala günün en sevdiğimiz öğünü kahvaltı bence. tanışmamızın 5. yıldönümünde nişanlanıyoruz ve hala ilk günkü heyecanımla seviyorum onu.

kaynak: https://eksisozluk.com/entry/52572762