İslamcı yazar Levent Gültekin’den; ‘Reis’ başkan olursa ne değişecek?

Başkanlık sistemi tartışmalarının iki yönü var.

Birincisi: Türkiye’yi 14 yıldır AK Parti yönetiyor. Bu sürenin son üç yılında da Tayyip Erdoğan neredeyse tek başına yönetiyor. Üç yıldır her şeye tek başına Tayyip Erdoğan karar veriyor.

Kimin milletvekili olacağına da o karar veriyor, kimin bakan olacağına da. Kimin başbakan olacağına da o karar veriyor, kimin meclis başkanı olacağına da.

Hangi üniversiteye kimin rektör atanacağına da o karar veriyor, hangi okula kimin müdür olacağına da. Kimin emniyet genel müdürü olacağı da onun iki dudağı arasında, kimin general olacağı da.

Ondan bağımsız bir eğitim politikası da oluşturulamıyor, ekonomi politikası da. Yeri geliyor eğitimcilere eğitim dersi veriyor, yeri geliyor ekonomistlere ekonomi dersi.

Barış sürecinin devamı da onun kararına bağlı, buzdolabına kaldırılıp çatışmaya dönülmesi de.

Mimariye, yapılaşmaya da o karar veriyor; telefonlarda 4G mi kullanalım yoksa 4.5G mi kullanalım gibi teknolojik yeniliklerin içeriğine de.

Dış politikada da tek söz sahibi o.

İşine geldiğinde ABD ile dost olup, AB’ye yanaşıyor, işine geldiğinde bunları ‘üst akıl’ ilan edip “En büyük dost Rusya” diyerek Şangay beşlisine yanaşıyor. Sonra bir bakıyoruz Rusya ile de kavga edip yeniden ‘üst akıl’ ile dostluk kurmaya çabalıyor.

Yani anlayacağınız dış politikada da, iç politikada da tek söz sahibi o.

Sadece devlette tek söz sahibi değil…

Kimin, hangi gazetede yazacağına da o karar veriyor, kimin hangi TV’de program yapacağına da.

Milli takıma kimin teknik direktör olacağı da, hangi sanatçının‘makbul sanatçı’ sayılacağı da onun tavrına bağlı. Kimin ‘makbul Müslüman’ sayılacağı da, nereye cami yapılacağı da onun yaklaşımlarına bağlı.

Toplum olarak nasıl giyineceğimiz, kaç çocuk yapacağımız, ne yiyip ne içeceğimiz… Hepsi ondan soruluyor.

Adeta 78 milyonluk bir ülkeyi kulağından tutmuş istediği yere sürüklüyor. Medya teslim olmuş, iş adamları biat etmiş, sivil toplum örgütleri onun arkasında hizaya dizilmiş, yargı sistemi çökmüş. Yargı mensupları adeta muma dönmüş.

Muhalefet partileri bile ürkmüş vaziyette. O gel deyince geliyorlar, git deyince gidiyorlar. Adeta ülkeyi bir başkan gibi değil, bir kral gibi yönetiyor.

‘Başkanlık sistemi’yle hangi sorunlar çözülecek?

Üstelik tüm bunlara rağmen hala “Başkanlık sistemi olmazsa sorunlarımızı çözemeyiz” diyerek toplumun ensesinde boza pişiriyorlar.

Peki başkanlık sistemi olursa bugün yapmak isteyip de yapamadığı neyi yapacak? Bunca yetkiye rağmen ülkenin hangi sorununu çözemiyor da başkanlık sistemi olursa çözebilecek?

Hangisini?

Farklı bir dış politika mı uygulayacak? İçeride farklı bir siyaset mi izleyecek? Ekonomide, enerjide, tarımda, eğitimde yapmak isteyip de yapamadığı ne var ki başkanlık olursa yapabilecek?

Mesela “Mucizevi bir eğitim sistemi önerisi var ama uygulayabilmek için başkanlık yetkilerine ihtiyaç var” mı diyor?

14 yıldır iktidarda ama iç barışı sağlayamadı. Başkan olunca mı sağlayacak?

Başkanlık sistemi ısrarının arkasında yatan esas neden şu: Tüm bu yaptıklarını hukuksuz, kanunsuz, teamüllere, kurallara, kanunlara yani anayasaya aykırı davranarak yapıyor. Başkanlık istemi gelirse bu yaptıklarına hukuki bir zemin sağlamış olacak.

Hepsi bu.

Niye bu suça ortak olalım ki?

Yoksa mesele ülkeyi daha iyiye götürme meselesi değil. Dert ülke olsaydı elindeki bu güçle burayı cennete çevirirdi. Elinde bunca güç varken yapamıyor ama başkanlık sistemi gelirse yapacak öyle mi?

Hal böyleyken ne yapalım? “Nasıl olsa fiili olarak başkanlık yapıyor” deyip Erdoğan’ın ülkeyi felakete sürükleyen bu politikalarına, siyaset tarzına “Başkanlık sistemine evet” diyerek yasal zemin mi sağlayalım?

Niçin? Niye bu suça ortak olalım ki? Niye tüm bu kabahatlere yasal zemin sağlansın ki? Var mı mantıklı bir izahı?

Meselenin bir diğer yönü daha var:

Velev ki başkanlık sistemi bize yarar mı, zarar mı getirecek bilmiyoruz. Diyelim ki üç yıllık ‘tek adam’ tecrübesini hiç yaşamadık.

Sırf başkanlık sistemi için birkaç yıldır ülkeye yapılan kötülükleri sineye mi çekeceğiz?

Anayasayı, yargıyı, medyayı… bütün kurumları yerle bir ettiler. Ne kanun kaldı, ne kural. Ne değer kaldı, ne teamül. Başkanlık uğruna iç barışı dinamitlediler.

Sırf başkan olmak için ülkeyi adeta cehenneme çevirdiler.

Tüm bunlara boyun mu eğeceğiz? Bunca tehdide, bunca şantaja teslim mi olacağız?

Medya köşelerinde başkanlık sistemini kabul ettirmek için yapılan o pervasız tehditlere boyun eğmiş insanlar olarak mı hayat süreceğiz?

“400 milletvekili verin bu iş huzur içinde çözülsün” cümlesini sineye mi çekeceğiz? “Huzur içinde” alamadığını tehditle, şantajla, yaydığı korkuyla almasına destek mi olacağız?

“Seçimde barış sürecinin zararını çok gördük” diyerek başkan olmak için barış sürecini bile gözden çıkardılar. Bu vicdansızlığı ödüllendirecek miyiz?

Göz önündeki hakikat değişmeyecek

Barıştan zarar gördüğünü açıkça itiraf eden bu zihniyetin “Sorun sistemde” demesine kanacak mıyız? Başkan olma hırsıyla uygulanan politikalar neticesinde ölen onca çocuğun acısını unutacak mıyız?

Toplumu başkanlık sistemine ikna etmek için yapılan hamaseti, başta inancımız olmak üzere bütün değerlerimizin harcanmasını dert etmeyecek miyiz?

7 Haziran seçim sonuçlarını tanımayan, eline geçirdiği güçle, muhalif gördüğü insanlara hayatı zehir eden, barış sürecini gözden çıkaran, toplumun yarısını düşman gören, düşman gördüğü bu insanları tehdit eden, aşağılayan, ötekileştiren bu zevata “Buyur geç, ne istersen yap” demekten hicap duymayacak mıyız?

“Başkanlık hırsıyla hem kendini mahvettin hem de ülkeyi. Artık daha fazla inat etme yeter” diyeceğimiz birine “Nasıl olsa engelleyemiyoruz, bari başkan ol” demek kötülüğe teslim olmaktan başka bir şey değildir.

Velev ki medya, işadamları, yargı, sivil toplum kuruluşları… Herkes teslim olsun. Velev ki toplumun yüzde 99’u başkanlık sistemine‘evet’ deme aşamasına gelmiş olsun, bu, göz önündeki hakikati değiştirmez ki.

Aliya İzzetbegoviç’in çok anlamlı bir sözü var: “Tarihi insanlar değil Allah yazar. İnsanlar sadece sözleriyle, davranışlarıyla nerede durduklarını gösterirler.”

Bu nedenle sözlerimiz, davranışlarımız belki tarihi değiştirmeye yetmeyebilir. Ama nerede durduğumuzu, nasıl bir insan olduğumuzu göstermeye yarar.

Bizim görevimiz Tayyip Erdoğan’ın başkanlığını engellemek değil. Bunca kötülüğe, bunca şantaja, bunca hakarete, bunca zorbalığa, bunca vicdansızlığa boyun eğen, sineye çeken ve bu kötülüğün zaferine ortak olan insanlardan olmamak.

Bırak toplumun çoğunluğunun neye destek olduğunu sevgili okur. Sen nerede duruyorsun, nasıl bir insansın ona bak.

Levent Gültekin – 13/12/2015 diken.com.tr