İyi okuyun bence. Duvara toslama noktasına geldik

Gündeme getirilen önlemlerin, daha sağlıklı bir ekonomik yapının oluşturulmasını sağlama olasılığının çok da yüksek olmadığı kanısındayım.

Her ne kadar, ekonomideki kötüleşme 15 Temmuz darbesine bağlanarak, 36 yıldır uygulanan serbest piyasacı, özelleştirmeci, borç paraya bağımlı neo-liberal ekonomik model aklanmaya çalışılsa da, işin içerisindeki herkes gerçeğin söylenildiği, gösterilmek istenildiği gibi olmadığını biliyor. 36 yıldır uygulanan borç paraya ve tüm topluma her tür kaynağın (akarsular, ormanlar, vergi gelirleri, vb.) “ekonomiye kazandırmak” yalanıyla, sınırsız bir şekilde özel sektöre tahsisine (bizce talanına) dayalı neo liberal ekonomi politikaları, ülkenin tüm kaynaklarını tüketerek duvara toslama noktasına gelmiş durumda.

Gelinen noktanın sorumluluğu başarısız darbe girişiminin üzerine atılarak, yıllardır söz konusu modeli canla başla savunan kişiler, kendilerini temize çıkarmaya, krizin yükü vatandaşın sırtına yüklenerek, kendi çıkarlarına çalışan sistemin devamını sağlamaya çalışıyorlar. Kim bunlar derseniz, 12 Eylül Özal/Evren ekonomik ve siyasi darbesinden bu yana iktidar olan, iktidar sorumluluğunu paylaşan istisnasız tüm siyasi partiler. 12 Eylül darbe yönetimi de dahil tüm bu siyasi iktidarları, devleti vatandaşa değil özel sektöre hizmetkar kılacak“reformlardan” dolayı destekleyen ve sayıları 12 Eylül darbesi sonucu hızla artan sanayici-iş adamı dernekleri (SİAD’lar), ticaret sanayi odaları, yani özel sektörümüzün “saygın”temsilcileri/kuruluşları. Yalılarında hükümet kurup düşüren “saygın” iş adamları, vatandaştan değil bu iş adamlarından icazet alarak iktidar olma peşinde koşan, serbest piyasa rekabet, rekabet ucuzluk getirecek diyerek insanları kandıran “saygın” siyaset erbabı.

PARA BOLLUĞU BİTİNCE ÇATIRDAMAYA BAŞLADI

Para bolluğu sürdüğü sürece, sessizce dönen saadet zinciri çarkları, para bolluğunun biteceği yani değirmenin suyunun azalacağı/kesilebileceği sinyalleri ortaya çıktığı andan itibaren çatırdamaya, iktidar bloğunu oluşturan sermaye ve siyaset kesimleri arasındaki gerginlik artmaya başladı.

Sermaye kesiminin çabası; bir yandan işbirliği yapar gibi görünürken, diğer yandan yaşananlardan dolayı iktidarı sorumlu tutarak, kendi çıkarları için var olan neo-liberal sistemin toplum gözünde meşruiyetini korumak, el altından neo-liberal politikalara, küresel güçlere bağlılıktan taviz vermeyecek, mevcut iktidar dışı siyasi alternatifler üretmeye çalışmak. Hükümetin çabası ise teşvik politikaları, vergi afları vb. yollarla, sermaye kesimiyle geçici bir ittifak sağlamak. Sağlanan bu barış ortamının katkısıyla, içeriden-dışarıdan ne kaynak bulabilirlerse bulmak. Bulunan parayla en azından mevcut projeleri sürdürmek, ekonominin çarklarını döner durumda tutarak, krizin ciddi boyutta etkilemeye başladığı, iktidar partisinin seçmen tabanını oluşturan dar gelirli kesimlerin siyaseten alternatif arayışlarını engellemek.

Bunun için yapılması gerekenleri iki aşamada toplamak mümkün. Birinci aşamada, ne şekilde olursa olsun ekonomiye yeni para girişinin sürmesini sağlayacaksınız. İkinci aşama ise toplanan paranın dağıtımı. Bu noktada, hem iktidar, hem de her iki taraf arasında geçici de olsa bir konsensus sağlanmış görünüyor. Konsensusun zemini, neo-liberal politikalara tavizsiz bağlılık. Alınan tedbirlerin neo-liberalizmin sınırları içerisinde kalması. Muhalefetin sessiz kalarak sağladığı destek konusunda ise geçmişten günümüze bir değişiklik söz konusu değil.

TÜRKİYE PARA BULMAKTA ZORLANIYOR

Para bulmak için iki temel kaynak söz konusu. Yurt dışı, yurt içi.

Başta da söylediğimiz gibi, dışarıdan para bulmak geçmişe nazaran hem zorlaşmış hem de pahalanmış durumda. Dünyanın başka coğrafyalarında, neredeyse faizsiz para verecek kimseyi bulamadığı için “negatif faiz”e katlanan küresel mali sermaye, konu Türkiye olunca, ciddi bir faiz kazancı vaadine karşın nazlanıyor. Bunun nedeni mucize ekonomimizin içinde bulunduğu, ancak televizyonlara çıkan herkesin, ekonomimizin müthiş performansından bahsederek, toplumdan gizlediği acıklı durum, yani borç verenlerin, borçlarımızı ve faizlerini zamanında ödeyebileceğimize olan inançlarının azalmış olması. Bayram sonrası günlerde gelmesi beklenen Moody’s açıklaması “hal ve gidişimizi” bir kez daha ortaya koyacak.

Yurtiçi kaynaklar açısından da durumun söylendiği kadar kolay olmadığını belirtmeliyim. 15 Temmuz sonrası karmaşası içerisinde gerçekleştirilen hukuki düzenlemelerle, “akla gelen” tüm önlemler alınmış durumda; varlık barışı, vergi affı, zorunlu/cebren bireysel emeklilik (BES), ulusal yatırım fonu kurulması, vb. Taksitli satışların kapsamı genişletilerek, tüketemez hale gelmiş tüketicinin biraz da olsa tüketebilir hale gelmesine çalışılıyor. Merkez Bankamız da boş durmuyor. Rezerv Opsiyon Katsayısı (ROK) ile oynayarak, zorunlu karşılıkları düşürerek, piyasaya para enjekte etmeye, piyasayı canlandırmaya çalışıyor.

AYLIK 20 MİLYAR DOLAR DIŞ KAYNAĞA İHTİYAÇ VAR

Soru; büyük kısmı ancak ve her şey söylendiği gibi giderse dahi, orta ve uzun vadede sonuç verebilecek bütün bu önlemler sayesinde, aylık, 20 küsur milyar dolar dış kaynak/borç girişine ihtiyaç duyan ekonomimizin, ihtiyaç duyduğu ekstra kaynağın sağlanıp sağlanamayacağı.

Dışarıdan kaynak girişi sürmediği sürece, içeriden yaratılacak kaynaklarla bu açığın kapatılma şansı olduğu kanısında değilim. Bu noktada, Moody’s’in bayram sonrası açıklanması beklenen not kararı ve ABD Merkez Bankasının (FED) beklenen faizi artışını ne zaman yapacağı önem taşıyor.  Neyse, her şeyin planlandığı gibi gittiğini ve aranan kaynağın bulunduğunu varsayıp devam edelim.

Bulduğunuz paranın büyük kısmı, mevcut borç servisinin döndürülmesine gidecek doğal olarak. Kalan kısmıyla ise yap-işlet-devret yöntemiyle yapıldığı için sözde kamuya yük değil para getirecek projelerin, ironik bir biçimde kamu kaynağıyla devamını sağlayacaksınız ki, vatandaş “niçin durdu bu projeler” demesin. Bankacılık sistemine yeni kaynaklar yaratacaksınız ki (zorunlu karşılık ve ROK değişikliği gibi) mevcut kredilerin vadeleri uzatılabilsin, esnaf, tüccar, sanayici temerrüde düşmesin, ekonominin çarklarının dönmesi sağlanabilsin, yenilikçi ve katma değer yaratacak projeler teşvik edilsin. Yerli yabancı yatırımcıya vergi muafiyeti sağlansın, bedava arsa verilsin, hatta gerekirse fabrikanın kendisini devlet yapabilsin. Daha çok katma değer yaratacak bir ekonomik dönüşüm gerçekleştirilebilsin, vb.

Burada ikinci ve esas önemli soru akla geliyor. İyi de, bütün bunlar gerçekleştirilirse, zora girmiş ekonomimizin durmaya yüz tutmuş çarkları, üstelik de daha sağlıklı bir ekonomik yapıyı oluşturacak şekilde yeniden döner hale getirilebilir mi?

Gerek kaynak yaratma, gerekse yaratılan kaynağın dağıtım biçimlerine ilişkin olarak bugüne kadar yapılan düzenlemeleri, hükümet kanadından yapılan ve kendi içerisinde bütünlük arz etmeyen çok sayıda açıklamayı, geçmişte alınmış olan benzer önlemlerin sonuçlarını dikkate aldığımızda, gündeme getirilen önlemlerin, daha sağlıklı bir ekonomik yapının oluşturulmasını sağlama olasılığının çok da yüksek olmadığı, tam tersi olarak tüm ulusa ait ve devamı olmayan kaynakların yok olması sonucunu doğurma riski taşıdığı kanısındayım. Dün (09.09.2016) yayınlanan ve ayrı bir yazıda ayrıntılı olarak değerlendireceğimiz 2. çeyrek büyüme rakamları, bu konudaki olumsuz yargımızı daha da artırmış durumda.

Ahmet Müfit – Odatv.com