Kadının bedensel yapısı yazgısı mıdır?

“Tüm kelimelere ve size dair
ki bir kelimeden ibaretsiniz siz de
ırkı, dini yok çünkü kelimelerin
cinsi var ama ne tuhaf”
H. Meryem

Kadın denildiğinde, herkes –özellikle de erkekler- tanımlamaları, yargıları ve kalıp düşünceleriyle birçok fikre sahiptir. İnsan türünün dişisi, eski çağlardan günümüze hemen hemen nüfusun yarısını oluşturmaktadır. Peki, nedir kadın?

“Kadın nedir?” sorusunun cevabını, birçok düşünürün “erk”likten bağımsız olarak veremediğini görüyoruz. Bazı atasözleri “Erkeğin şaşkınlığıdır” der. Halk arasında ise “Mutfakta aşçı, sokakta hanımefendi, yatakta or.spu” olarak mesleki tanımlamalar yapılır. Bazı yazarlar, “bir aşağılık erkek” diyerek, kadını yaratılan ilk insan olan erkeğin defolu hali gibi görür. “Erkeğin yumuşağı” diyenler; ana, bacı ve vajinası olan insan olarak tanımlayanlar derken binlerce örnekle çeşitlendirebiliriz… 

Peki, biz kimiz? Ya da biz kim değiliz?

“Dişi” sıfatı ve “kadın” sözcüğü erkeğin ağzında bir küfür gibi çınlar, oysa kendisi hayvansı ve “içgüdüsel” davranışlardan hiç çekinmez. “Erkek” dedikçe şişinir de şişinir. Dişi sözcüğü bireyin zihninde bir sürü gürültülü imge oluşturmaktadır. Kocaman bir yumurtalık, kıvrak spermayı hap diye kapıp iğdiş etmektedir. Besiye çekilmiş dev gibi, dişi karınca buyruğundaki erkek karıncalara dilediğini yapmaktadır; aşka doyan mantis böceğiyle dişi örümcek seviştikleri erkeği kıskaçları arasına alıp yutmaktadır; azgınlık dönemine girmiş dişi köpek arkasında garip kokular bırakarak sokaklarda sürtmektedir; dişi maymun hiç sıkılmadan orasını burasını göstermekte, ikiyüzlü bir işveyle kıyıya köşeye gizlenmektedir. En büyük yırtıcı hayvanlar; dişi kaplan, dişi aslan ve dişi panter krallara yaraşır bir çalımla üzerine çıkan erkeklerin altında kuzu kuzu yatmaktadır. Erkek bu kıpırtısız, kabullenmiş, sersem, duygusuz, şehvet düşkünü, açgözlü, aşağılanmış kadın imgesinde bütün dişilerdeki nitelikleri yansıtmaktadır, erk zihniyete göre. Oysaki hayvanlar doğal ortamda bedensel yazgısına göre sadece içgüdüsel davranışlarda ilişkiye girmektedirler. Memeli hayvanların çoğunda olduğu gibi iki cinsin de doğum oranları birbirine yakındır.

kadın-cizim-1  Kadının bedensel yapısı yazgısı mıdır? kad C4 B1n cizim 1
Avignonlu Kadınlar, Picasso

Sürekli empoze edilen “kadın olun”, “kadın kalın”, “kadın gibi davranın”, “kadınlığınıza dönün” diye verilen öğütlerle, erkeklerin bitmek bilmeyen kadın tanımlamalarının sebebi nedir? Beauvoir’a göre temel problem, erkek ve kadın arasında kurulan ve erkeğin varoluşunu ortaya koymasında birincil öneme sahip olan iktidar ilişkisidir. Bu ilişkide erkeğin bilinçli bir “öteki”ye ihtiyacı var ki “kadın” bu ihtiyacı karşılamaktadır. Bu durumda tarih boyunca yaşanan ben-öteki çatışması, erkeğin kadın üzerindeki hâkimiyetiyle sonuçlanmaktadır.

Tanımlamalarda, kadın olmak doğal bir gerçek değildir. Belli bir tarihin sonucudur. Kadını tanımlayan biyolojik ya da psikolojik bir kader yoktur. Kız bebekler kadın olmak için üretilmiştir, toplumsal yazgının üretimidir.

Kadın tanımı neye göre yapılıyor?

Peki, kadınlık dediğimiz şeyi yumurtalıklar mı yaratıyor acaba? Kadın döl yatağından başka bir şey değil mi? Yoksa kadını yeryüzüne indirmek için hışırtılı bir etek yeterli mi? Bazı kadınlar ellerinden gelen çabayı gösterse de genel geçer tanım hiçbir zaman yapılamadı. Kadınlığı, falcıların sözlüğünden ödünç almışa benzeyen parlak ve belirsiz laflarla anlatmaktayız… Oysa birçok feminist gibi Simon de Beauvoir’de kadın tanımın neden yapılamadığını şu şekilde dile getirmiştir.

“[…] insanlık erildir ve erkek kadını kendisi için değil, erkeğe göre tanımlar; kadın özerk bir varlık olarak görülmez… Erkek kadına referansla değil, kadın erkeğe referansla tanımlanır ve farklılaştırılır. Kadın rastlantısal olandır, özsel olana karşıt özsel olmayandır.”

Aynadaki Kadın, Picasso  Kadının bedensel yapısı yazgısı mıdır? kadin cizim 2
Aynadaki Kadın, Picasso

İkinci cinsiyeti önemli bir kitap kılan şey “özel bir kadınlık durumu” olduğunu olumlamasıdır. Bu durum, “ikinci cinsiyet olma” durumudur. Bu durum gündelik hayatta belli bir kadın kişiliği oluşturur ki, Beauvoir ondan eleştirel bir biçimde söz eder. Fakat son kertede bu kişiliği de kurmuş olan şey tarihsel kadın kimliğidir. Ünlü “kadın doğulmaz, kadın olunur” sözünün duruma ilişkin verdiği ipucu, onun tarihsel, toplumsal, kültürel olduğudur. Bu sözün tam kalbinde elbette gizli bir biçimde sonradan “toplumsal cinsiyet” adını alacak olan fikrin ta kendisi bulunabilir. Kadın denen yaratığı üreten şey doğa değil, bütünüyle uygarlıktır.

Hepimiz dünyaya birtakım özellikler taşıyarak geliriz: Gözlerimizin rengi, saçımızın cinsi, cinsel organlarımız, hormon dengelerimiz, zihinsel, duygusal eğilimlerimiz, yeteneklerimiz farklıdır. Ama bu özelliklerin, eğilimlerin ve yeteneklerin biçimlendirilmesi ve onlara değer biçilmesi toplumsal ve tarihsel koşulların ürünüdür. Beauvoir’ın sözünü ettiği tarihsel, toplumsal ve kültürel koşulları yapılandıran şey ise, erkek cinsi ile kadın cinsi arasındaki tahakküm ilişkisi, kadını “ikinci” konumda tutan hiyerarşidir. Beauvoir için sorun biyolojik erkek cinsiyeti değil, toplumsal bir konum olarak erkekliktir, ancak bu toplumsal cinsiyeti de kuran şey erkek egemenlik olduğundan onun birincil derecede hedeflediği tarihsel “erkek egemenliği”dir.

Beauvoir’ın düşüncesinde açık olmasa da gizli bir biçimde bulunan “toplumsal cinsiyet” kavramı bir cinsiyetin diğerini ezmesi, onun üstünde tahakküm kurması sorunsalıyla sıkı sıkıya bağlıdır.

Kadının genel geçer tek tanımını yapamasak da erkeği tanımlamaya dayanan yargıların tam tersi anlamına da gelmemektedir. Genel geçer olarak kabul edilen Türk Dil Kurumu’nun tanımıyla erişkin dişi insan, hatun ya da zen değiliz. Kurumun meşhur örneği, erkeklerin hizmetine koşacak hizmetçi bayan, çocuğunuzu doğuracak ana, cinsel ihtiyacınızı karşılayacak “bayan” hiç değiliz.

Kaynak: https://gaiadergi.com