Kadınların Fısıltılarını Yazan Adamdan; Başak Kadını-Pandora’nın Kutusu

Şimşekler çaktıran, insanın aklını başından alan s*ks kavramı bana hep biraz fazla abartı gelmişti. Hele öyle bir gecelik ilişki ayaküstü s*ks gibi konular benim gibi her şeyi en ince ayrıntısına kadar planlayan, mükemmeliyetçi bir kadına göre hiç değildi. Tam net hatırlamasam da nadiren gördüğüm erotik rüyaların bitişi dışında pek mastürbasyonda yapmamıştım.

Öte yandan bu detaycı ve mükemmeliyetçi yanım beni her zaman güzel giyinen, kendine bakan, dişiliğini dozunda sergileyen biri haline getiriyordu. Hep çalışkan, aklı başında ve güzel kız öğrenci rolündeydim. Bu nedenle lise ve üniversitede yaşıtım erkeklerden çok kendimden daha büyük erkeklerin ilgisini çekiyordum. Zaten ben de hep olgun, başarılı ve biraz da maddi olarak ayakları üzerinde duran erkekleri beğeniyordum.

Cem, bölümümüzdeki araştırma görevlilerinden biriydi. Ela gözleri, kıvırcık saçları, sıcak ses tonu ile bölümdeki kızların gözdesiydi. Amfide en ön sıralara oturur hülyalı bakışlar ile onu seyrederdik.

Bir gün bir takım çeviriler için kendisine kimin yardım edebileceğini sordu. Anadolu Lisesi mezunu ve aldığı İngilizce eğitimin hakkını vermiş bir kız olarak beklediğim fırsattı. Yardımcı olabileceğimi söyleyerek öne atıldım. Bu sayede onla yakınlaşma fırsatım olacaktı.

Verdiği çeviriler için sık sık odasına gidiyor, onun çevirdiklerini her zaman ki titizliğim ile edit ediyordum. Geç saatlere kaldığımız bir akşam beni evime bırakmayı teklif etti.

Şimdi için normal kabul edeceğimiz ama o zaman çok değerli gelen bir Japon markası arabasının ön koltuğuna keyifle kuruldum. İçimden keşke bizim kızlardan birileri olsa da görse diye düşünüyordum. Yolda radyo kanallarını değiştiren elimi birden tutup, karanlık olmasına rağmen gözlerimin içine bakıp, liseli çocukları gibi çıkma teklif etti.

İlişkimiz bu şekilde başlamıştı. Ailem ile aynı şehirde okuduğum için onla çok fazla özel vakit geçiremiyordum. O da bölümün parlak çocuğu olarak yoğun bir şekilde doktorasına çalışıyordu. İlk üç ay el ele tutuşmak ve öpüşmekten öte bir cinsellik pek de gündemimizde yoktu. Belki onun aklının bir köşesinde vardı ama pek hissettirmiyordu. Onun bu cinsellikte talepkâr olmayan hali bana güven veriyor, kendisine daha çok bağlıyordu.

Beraber bir tiyatro oyununa gittiğimiz bir gece, oyun çıkışı önce bara gittik. Bir şişe şarap içtikten sonra şehir dışındaki bir arkadaşının kedisine mama verme bahanesi ile yol üstündeki bir bahanesi ile bir arkadaşını evine gittik. Kahve içelim, biraz açılalım bahanesi ile evde oyalanmaya başladı. Bir süre sonra oturduğum kanepede yanıma gelerek beni öpmeye başladı. Öpüşmeler gitgide daha ateşli bir hal alıyordu. Bugüne kadar sadece üsten ve hafifçe okşadığı göğüslerimi önce bluzumun içine elini sokarak, hatta sutyenimi aşağıya çekerek okşuyordu. Biraz sonra parmak uçlarının, buluştuğu göğüs uçlarımdan karnıma yayılan his beni ona doğru itiyordu. Göğüslerim hemen altındaki kalbimle birlikte ilk kez bir erkek tarafından dokunulmanın heyecanını yaşıyordu

Beni yavaş, yavaş kanepeye yatırdı. Artık bir eli de bacaklarımdan yukarı çıkıyordu. Benim karakterime göre fazla hızlı bir gelişmeydi. İlk kez böyle dokunulmanın heyecanını taşıyan vücuduma karakterim direnmeye çalışıyordu. Bu nedenle tam da oraya sıra gelmişken elini bacaklarımla sıkıştırdım. Zar zor “-Ben hala bakireyim” diye bildim. Şaşırmamıştı, “-Peki” diyerek elini çekti, ama önce gövdesinin üstünü, sonrada bacaklarını üstüme attı.

Artık onu tüm ağırlığıyla üstümde, p*nisinin basıncını cinsel organımda hissediyordum. Boynumdan başlayıp acele ile göğüslerime inen öpücükler bir yandan beri tahrik ederken, diğer yandan tedirgin ediyordu.

İlk ilişkim için tasarladığım zaman ve mekân kesinlikle bu değildi. Öte yandan ilk defa vücudumda hissettiklerimi kontrol etmekte zorlanıyordum. Ya beraber olursam ve sonra pişman olursam? Eve nasıl giderim, yüzümden anlarlar mı? Soruları beni ve aldığım zevki kemiriyordu. Erkek olmak ne güzeldi, hiç böyle dertleri yoktu.

Elini yukarı sıyrılmış eteğimden içeri tekrar sokarak, parmaklarını külotumun üstünden cinsel organıma sürtmeye başladı. Kendi parmaklarım dışında bir parmak tanımayan klit*risimin bu dokunuşlar ile dikleştiğini hissedebiliyordum. Her şey güzel gidiyordu ve ıslanmaya başlamıştım. Bir anda parmağının birini v*jinamın girişinde hissetmemle elektrik çarpmış gibi yerimden fırladım.

“Lütfen, durmanı istiyorum, bu şekilde ve şimdi istemiyorum” diye ağlamaklı konuşuyordum.

“Bir şey olmayacak, kendini bana bırak” diyordu.

“Burası senin evin bile değil lütfen bana zaman tanı” diye sesimi sertleştirerek cevap verdim.

“Hadi ama koca kızsın, bu kadar da korkak olma” diye yanıtladı.

“Hayır. Eve gitmek istiyorum” diyen bağırmaya yakın bir sesle verdiğim cevapla o da kendine geldi. “Peki, o zaman, sen nasıl istersen. Zorladım ise kusura bakma”.

O gece Cem ile en fazla yakınlaştığımız gece oldu. Bir aya kalmadan Cem doktorası için aldığı davet ile İngiltere’ye gitti. Uzaktan mektuplarla ve telefonlarla yürütmeye çalıştığımız ilişki altı ay dayanıp, onunla yaptığımız bir telefon konuşması ve uzun bir mektup ile bitti.

O gece Cem gideceğini tahmin ederek mi böyle bir deneyimde bulundu, yoksa alkolün etkisi ile cesaretlenip mi yaptı asla emin olmadım. Ama ona duyduğum hayranlık birkaç yıl başka erkekleri beğenmeme ve kimse ile çıkmama neden oldu. Daha sonrada ilişkilerde cinselliğin yeri ile ilgili ikilemlerime temel oluşturdu. Ne zaman bir erkek, ilişkimde cinsellik konusunda bana göre hızlı bir tempo ile üstüme gelse kaçıyor ilişkiyi sonlandırıyordum.

Artık 27 yaşıma gelmiştim. Hala bakireydim ve Cem’le yaşadıklarımızdan pek de fazlasını diğer ilişkilerim de yaşamamıştım. Büyük bir şirkette çalışıyordum. Mezun olduğumun ertesi yılı, Cem yurtdışından üniversiteye geri döndüğünden, aynı üniversite de olmamak için mezuniyette mastırımı yapmamıştım ve şimdi özel bir üniversitede yapıyordum.

Okan ile o mastırda tanıştım. Yakışıklı, bakımlı, tatlı dilli bir erkekti. Ama en önemli özelliği karşısındaki kadına verdiği güven duygusu ile en özel konularını bile kendisine anlatabilir hale getirmesiydi. Kadınlar onla konuşmaya bayılıyor, en mahrem sırlarını anlatıyor ve onun kısa tavsiyelerini alıyordu. Hiç bir zaman da bu yakınlığı kötüye kullanmıyordu. Bence psikolog falan olmalıydı ama mesleğim “rehberlik” diyordu. Kışın öğrenci yazın rehber diye ekliyordu.

Ama hakkında dedikodular yok değildi. Dedikodulara göre Okan zengin, kırklı yaşların başında, güzel ve Türkiye’de yaşayan, muhtemelen yabancı bir kadının genç sevgilisiydi. Kadın, Okan’a maddi anlamda destekte bulunuyordu. Yoksa nasıl bu oturduğu lüks ev ve spor arabayı nasıl alıp böyle lüks içinde yaşayabilirdi?  Çevresindeki yaşıtı kızlara ilgili göstermemesi de bu nedenleydi. Tabii özellikle erkeklerce yapılan bir başka yakıştırma da “g*y” olduğu yönündeydi.

Belki de ortak zevklerimiz olduğundan benle hep bir şekilde ilgileniyormuş gibi geliyordu. İkimiz de sağlam bir Buena Vista Club ve Omara Purtonda hayranıydık. Ara ara bana İspanyolca’dan şarkıların sözlerini çevirirdi. İkimizde Latin edebiyatına bayılıyorduk. Çiçeklere ama özellikle orkideler ise ayrı bir tutkumuz vardı.

Master mezuniyet eğlencesine çoğu arkadaşımız çift olarak gelmişti. Tek olan neredeyse sadece ben ve o idi. Bir yandan içip bir yandan konuşuyorduk. Bana ve kıyafet seçimlerime iltifat yağdırıyordu. Onla biraz konuşmak itiraf.com’a içini dökmek veya günah çıkartmak gibiydi.

Birden nedenini bilmediğim bir şekilde  “-Biliyor musun, bunca dişi görüntüme rağmen hala bakireyim. Hem kurtulmak istiyorum hem de bir türlü kendimi bırakamıyorum ” deyiverdim.

Biraz beni süzdükten sonra “Sen Başak burcuydun değil mi?” diye sordu.

“Evet, başak burcuyum, ne alakası var ki bunla” dedim.

“Başak burcunun burçlardaki adı Virgo yani bakire anlamına gelir desem alakası olur mu?” Birden kulak kesilmiştim.

“Zaten başak burcunun titiz, mükemmeliyetçi ve planlamacı bir burç olduğunu şimdi üstüne ekle, tabii burçlara inanıyorsan” diyerek devam etti.

Gerçekten beni tarif etmeye başlamıştı. Her cümlesinde “Killing me softly” şarkısında ki gibi adeta günlüklerimi okumuş gibi beni tarif ediyordu. Nasıl önce karşımdakine çok güvenmem gerektiğini, her şeyi önceden ayarlayıp, kafamda bunları kabul etmemin şart olduğunu ve en ufak olumsuzluktan bile ürküp vazgeçebileceğimi anlatıyordu.

Sözlerini “Neyse 30 yaşından sonra yükselen burcunun etkisi artmaya başlıyormuş” deyip sustu. Hatırladığım kadarıyla yükselen burcum “boğa” dedim.

Gülerek cevap verdi “-O zaman daha iyiye gidecek”.

“-Umarım o zamana kadar karşıma senin gibi rahat olabileceğim, beni anlayan ve tecrübesi ile beni idare edecek birileri çıkar“

”- Gel bir anlaşma yapalım, eğer 30 yaşına kadar hala bakire isen, bunu beraber halledelim”

Belki onun çekiciliği ve biraz da alkolün etkisi ile “Kabul” dedim. “ O zaman bunu bir söz olarak alıyorum ve zamanı gelince sana hatırlatacağım” diyerek yüzüne kocaman bir gülümse koydu.

Biraz düşünerek “ -Söz” dedim.  Söz verirsem mutlaka tutardım ve kendimi hiç yoktan sıkıntıya sokmuştum. Öte yandan önümde daha üç yıl vardı, kadınların hayran olduğu ve onları anlayan biri ile bunu yaşamak kâğıt üstünde çokta kötü bir fikir değildi.

Master bittikten sonra Okan’la iki üç defa daha görüştük, bu konu adeta unutulmuş gibiydi. Ama Okan sonraki iki yıl, her doğum günümde bir kutu Belçika çikolatası ve farklı renklerde canlı orkideler gönderip, kalan yılı hatırlatan esprili bir not iliştiriyordu. Ben de cevaben ona “ Çiçek ve çikolata için teşekkürler, hala sözüm geçerli diyen bir cevap gönderiyordum.

30 yaşına basmama bir hafta kalmıştı. Telefonum çalmıştı arayan Okan’dı. İş yerime yakın bir yerdeydi ve beni yemeğe davet etti. Beraber öğle yemeğine çıktık. Yemekte tatlıya geçmeden önce;

“-Bu sene çiçek veya çikolata göndermeyeceğim, doğum gününden bir gece öncesi özel bir restoranda yemek ve konaklama için lüks bir odada yer ayırttım. Sözünü unutmadım” dedi. Sözümü tutmamak için önce artık bakire değilim demeyi düşündüm, öte yandan kızaran yüzümden yalan söylediğimi anlamasından korkuyordum. Dudaklarım mühürlenmiş gibiydi. Karnımın tam ortasındaki kıpırtılardan gelen iş sesim “bu fırsatı kaçırma, hazırsın işte” diyordu. Benden ses çıkmadığını fark edip, beni bal rengi gözlerinin hapsine alıp, dudaklarında yarım bir gülüş ile kontrol dışılığı çağırıyordu.  Zar zor “Evet, sözümü tutacağım” diye bildim hemen devreye giren fren mekanizmam ise “en azından şimdilik öyle gözüküyor” diyerek kapıyı aralık bırakmaya çalıştı.

“O akşamı beraber geçirelim, neler olacağına ben, sen ve olayların akışı karar verir, tek ricam kafanda bir şeyler kurma” diyerek ısrardan iknaya hızlı bir geçiş yaptı. Benim şifremi de çözmüştü. Sözünde durmalısın dese, espri yapsa veya koca kadın oldun vs. dese kesin geri teperdi. Sözlerinin sonuna eklediği kafanda bir şey kurma sözüyle ilerde yaşayacağım olası tedirginlikler için kapıyı kapatmak istiyordu. Ancak “-Tamam” deyip yüzüme aptal bir sırıtma koyarak cevap verebildim. Yemekten sonra iş yerime kadar sessizce yürüdük. Yine de yanımda onun gibi havalı bir erkeğin olmasının verdiği his hoşuma gitmişti.

O büyük gün gelmişti. Ertesi gün doğum günümdü. Ofistekiler sözde bana çaktırmadan yarın ki organizasyonun planlıyor, yakın arkadaşlarım ise hafta sonu kutlama için nereye gideceğimizi konuşuyordu. Benim aklım ise akşam neler olabileceğini takılıp duruyordu. Dün gece SMS atıp “yanına bikinini, en sevdiğin iç çamaşırını ve pijamanı almayı unutma” yazmıştı. Hadi iç çamaşırı ve bikiniyi anlamıştım ama pijama garip gelmişti. Yani yemek yiyip, ben istemezsem sadece uyuyacak mıydık?  Yoksa o da arkadaşlarımdan duyduğum, seviştikten sonra kadın ile aynı yatakta yatamayan erkeklerden miydi?  Eğer bu gece beraber olursak kesinlikle filmlerdeki gibi sabahleyin çıplak ve koyun koyuna uyanmak istiyordum.

Tam kafamda bunları kuruyorken kulaklarımda onun “rica ederim kafanda bir şeyler kurma” sözü yankılanıyor düşüncelerimi rüzgâra tutulmuş bulutlar gibi dağıtıyordu.

Akşam beni yeni spor arabası ile alıp boğaz manzaralı meşhur bir restorana götürdü. Yeni araba kokusu ile karışan parfümü içimde egzotik hisler oluşturmuştu. Yemek yediğimiz terasta Eylül ayının tatlı esintisi açıktaki omuzlarımı okşuyordu. Kısa kollu gömleğinden çıkan kaslı kolları ve açık düğmelerden gözüken tüyleri kısa kesilmiş geniş göğsü çevredeki diğer kadınların bakışlarını kendine çekiyordu. Bu adam galiba ciddi bir vaktini spor salonunda ve kendine bakımla geçiriyordu. Aklımdan “onları gıpta ile baktıklarını, istersen birazdan okşayabilirsin” diye geçiriyordum.

Balık mevsimi yeni açılmıştı ve yemekte içtiğim beyaz şarap beni gevşetmişti. Bu gevşeme sayesinde artık utangaç ve kaçamak bakışlar yerine onu baştan aşağıya süzüyordum.  Yemekten sonra barda söylediği kokteyle hayır diyemedim. Süt, votka ve badem likörü ve tam çözemediğim bir içki ile yapılan kokteylin adını sordum. Cevap sürpriz oldu “Org*zm.  Org*zm kokteylinin yudumları keyif veriyordu. “Org*zm kokteyli “ candı ve artık otele gitme vakti gelmişti. 5 yıldızlı bir otele gideceğimize, eski bir konsolosluk binasından çevrilmiş, büyük bir butik bir otele gittik. Oteldekiler onu iyi tanıyordu. Önce bunun rehber olması nedeniyle normal olduğunu düşündüm ama sonra acaba buraya benden önce kaç tane kadın getirdi diye düşünmeden edemedim, hoş ben namus bazlı tanıma göre henüz tam bir kadın sayılmazdım.

Otelin klasik bölümünden geçip yeni yapılan bölümüne geçtik. İçimden bikiniyi boşa getirdim, artık otelin Spa’sı kapanmıştır diye düşünüyordum. Ama odanın kapısı açılınca mini bir Spa’nın odanın içinde olduğunu görüp hayrete düştüm. Yemek, otel ve bu oda beni gerçekten şımartmıştı.

Biraz oturduktan sonra odanın salon bölümündeki jakuziye girmenin beni rahatlatacağını söyleyerek bikinimi giymemi istedi. Aslında ben de odanın ortasındaki bu jakuziyi kullanmak için can atıyordum. Banyoya girerek bikinimi acele ile giydim. Belki birkaç saat sonra beraber olacağım adamın önünde giyinip soyunmaktan utanıyordum.  Ama yine de ışıklar birbirlerini hiç çıplak görmeyen çiftlerin olduğunu hatırlayıp güldüm. Esas sürpriz ise beni arkamda bekliyordu. Girerken fark etmemiştim ama banyonun bir duvarının neredeyse yarısı camdı ve direk yatak odasına bakıyordu. Ben soyunurken Okan’ın orda olmadığını umarak oturma bölümüne geri döndüm.

Oturma bölümünde Okan üstü çıplak altında şortu ile beni bekliyordu. Jakuzi sıcak su ile dolmaya devam ediyordu. Yavaşça sıcak suyun içine kayı verdim. Okan küvete bolca köpüren banyo tuzu attıktan sonra bana kaşla göz arasında oda servisinden istediği Mojito’yu ikram etti.

Ne zaman jakuzide yanıma gelecek diye bekliyordum. Görece küçük olan jakuzide onun yanıma gelmesi kucak kucağa oturmak gibi olacaktı. Bunun olmasını istediğime emin değildim. Bu sırada Okan eline döktüğü banyo yağı ile kollarımdan başlayarak masaj ile okşama arası dokunuşlar ile beni köpüklemeye başladı.

“-Başakların büyümek için sulanması ve ekinken iyi bakılması lazım” dedi. Onu ve beni yıkarken ki kaslarının aldığı şekilleri izlemek beni etkilemişti.  Bir süre böyle yağladıktan sonra beklediğim an gelmişti. Jakuzide arkama adeta kayarcasına yerleşti. Ben her an boynuma veya dudaklarıma gelecek bir öpücük beklerken o biraz önce yaptığı masaj okşama arası hareketlere devam ediyordu. Yalnız bu sefer için içine bacaklarım, göbeğim ve göğüslerim de katılmıştı. Özellikle göğüslerime üsten yaptığı masaj içimde kıpırdanmalara neden olmuştu. Göğüs uçlarım dikleşmiş ve kalçamı istemsiz bir şekilde onun kucağına doğru itmiştim. Yarı sert p*nisini kalçalarımın arasında hissedebiliyordum. Öte yandan göğüslerimden öyle hafif dokunuyor ve üstünden geneline dokunur bir şekilde geçiyordu ki bir türlü o engellenemez kıvrılmalar noktasına gelemiyordum.

Sıcak su, kabarcıklar ve dokunuşlar beni gevşetmişti. Benliğimin bir yanı bir sonraki adım ne olacak diye sorgularken geneli Onur’un istediği gibi bir akışa bırakma haline geçmek üzereydi.

Hadi artık çıkalım ve yatak odasına geçelim dedi. Önce sen git ve yıkan sonra ben geleceğim. Bir duvarı cam banyoda duşa girip, hızla yıkandım. Okan görünürde yoktu. Bornoz ile çıkıp, hızla külotumu giyip yatağa uzandım.

Az sonra Okan içeri girip, ben odada yokmuşçasına soyunup duş almaya başladı. Camın arkasındaki onun akan suyun altındaki ıslak ve düzenli çalışma ile biçimlendirdiği vücudunu izlemek en soğuk kadın için bile tahrik ediciydi. Beline bir havlu dolayıp banyodan çıktı. Odadaki ışıkları kısıp, etajerin üzerindeki küçük el çantasını alıp yanıma uzandı. Çevik bir hareket ile çantanın fermuarını açtı. Pandora’nın kutusu açılmıştı. İçinden çıkarttığı siyah, dantel ve yarı transparan göz bandını yüzümün üstüne koydu. Tedirgin olduğumu hissedince  “merak etme ardından kelepçeler ve kırbaçlar çıkmayacak. Burada herhangi bir rengin elli tonu yok. Sadece İnsanın bir duyusu zayıflayınca diğer duyular güçlenir. Dokunuşlarımı ve vücudundan gelen uyarıları daha iyi hissetmen için bunu yapıyorum diye uzunca açıkladı. “İyide o zaman ışığı kapatsaydın “ dedim.

“-Hayır tamamen bir karanlık değil, adeta bir duman gibi yarı görülür bir karartma istiyorum”.

Tanrım bu adam bu şiir gibi lafları nereden buluyor diye aklımdan geçirdim. Göz bandının iplerini kafamın arkasında bağlaması için kafamı çevirdim.

Yavaşça bornozumu çıkardı. Artık yanında üstsüz bir şekilde uzanıyordum ve o da yanımda tamamen çıplaktı. Normalde böyle durumda kendimi hayal bile edemezdim. Galiba kehanete doğru çıkıyor içimdeki  “boğa” kadını otuz yaşıma girerken uyanıyordu. Hafiften yağlı olduğunu hissettiğim elleri omzumdan başlayarak aşağıya iniyordu. Birazdan boynumdan göğüslerime inen tüy gibi dokunuşlar hissettim. Parmağı desem değildi, dudağı desem değildi. Dili olsa sıcak ve ıslak olurdu. Göz bağının altında burnumun oluşturduğu boşluktan göre bilmek için kafamı hafif doğrultup baktığımda, elinde eski zamanın tüy kalemlerini andıran uzun bir tüy ile bana dokunduğunu seçebildim. Tüy dokunduğu yerde adeta görünmez iç gıcıklayan bir çizgi bırakarak göğüslerimden karnıma oradan bacaklarımın arasına ilerliyordu. Belimin yanında gıdıklamaya yakın olan dokunuşlar göğüs uçlarımda ateşler yakan kıvılcımlara dönüşüyordu.

Bu akışın içinde kendimi öyle kaybetmiştim ki elimin istemsiz bir şekilde külotumun üstüne gittiğini neden sonra fark ettim. Elimin oraya koruma amaçlı mı yoksa zevk amaçlı mı gittiğini ben bile çözemiyordum ama ıslandığım kesindi. Bunu fark etmiş olacak ki, külotumun kenar lastiğinden tutarak, çıkarmak için izin istedi. Bu arada tüy bacaklarımın içinde ve külotumun üstündeki elimin parmaklarının arasında geziyordu. Kısa bir an iç gıcıklayan bu dokunuşu klit*risimin üzerinde hayal ettim ve boğuk bir sesle “Çıkar lütfen” diyebildim.

Külotumun da çıktıktan sonra ilk defa bir erkeğim yanında tamamen çıplak kalmıştım.  Korunmasız hissetmekle,  s*kse hazır hissetmek arasında gidip geliyordum. Bana dokunsa çığlık atabilirdim. Tam o an benim aklımı okumuş gibi ufak bir alışma arası vererek cep telefonu başucundaki deck takıp, Omara’nın sesinin ve Latin müziğin odaya yayılmasını sağladı. Latin müzik ezgileri birden oluşan gerginliğimi azaltmıştı.

Yanıma oturup “Artık kontrol sende, elimi ve tüyü sen yönlendireceksin” diye kulağıma fısıldadı. Utangaçlıkla elindeki tüyü önce karnımda biraz gezdirdim. Sonra yavaştan bacak içlerime ve en çok merak ettiğim cinsel organıma doğru elini yönlendirdim. Tüyü cinsel organımın dış dudaklarında gezdirip yaydığı hislerin tadını çıkartıyordum ki diğer elini parmaklarını cinsel organımın üstünde hissetim. Ufak bir şaşkınlıkla “-Hile yapıyorsun” diye uyardım “Hile yapmıyorum, öbür elimi konuşmamıştık ve birazdan parmaklarımı çekeceğim tabii istersen” deyip cinsel organımın dukalarını aralayıp, büyümekte olan klit*risimi iyice ortaya çıkardı. Elini o mu götürdü yoksa ben mi bilmiyorum ama tüy de parmakları da artık o küçük zevk noktasının üstündeydi. Klit*risim üstündeki bütün örtülerini atıp, ortaya çıkacak kadar büyüyünce parmaklarını çekti. Öbür elimle elini yakalayıp “hayır orada kalsın” dedim

Parmakları ve tüy çıldırtıcı bir şekilde cinsel organımın farklı bölgelerinde geziyordu. Hatta tüy ıslaklığıma fazla bulanınca bir kenara bıraktı. Benim kontrol etmediğim elini parmaklarını v*jinamın girişine geliyordu.  O anlarda tedirginlikle kendimi kasmakla, elini içeriye doğru bastırarak zevk almak arasında gidip geliyordum.

Bu tedirginliğimi hissetmiş olacak ki, tekrar Pandora’nın çantasına uzandı. İçimden merakla “ hadi bakalım yine ne acayipler çıkacak “diyordum. Kediyi öldüren meraktır diye de düşünmeden edemiyordum. Ucunda bir parmak kalınlığında ve uzunluğunda bir bölümün olduğu, alt bölümünde tutmak veya bir şeylere takmak için yarım ay şeklinde silikon bir bölümün olduğu bir oyuncak çıkarttı.

Oyuncağı çalıştırarak, titreşen uç bölümü avcumun içine gelecek şekilde parmaklarıma geçirdi. Sonra da elimi klit*risimin üzerine götürdü.

İlk defa böyle bir his yaşıyordum. Bu tarz oyuncakların hep olgun kadınlar için olduğunu düşünmüş ve o kocaman örnekleri ile dalga geçmiştim Oysa şimdi oyuncaktan gelen, titreşimler klit*risim üzerin bütün vücuduma yayılıyordu. Buna artık serbest bıraktığı elleriyle dokunuşları ve öpüşleri de eklenmişti. Özellikle göğüs uçlarımı kondurduğu öpücüklerden yayılan akış, klit*risten gelen titreşimler ile karnımın üstünde birleşiyor ve istemsiz kıvırmalara yol açıyordu.

Artık ben de ona karşılık veriyordum. Gözlerim kapalı olduğu için, el yordamı ile p*nisini buldum Diğer elimle p*nisini okşamaya başladım. Zaten sertleşmiş olan p*nisi sanki okşamalarım ile daha da büyüyordu. Ondaki bu tepkiyi ellerimin arasında hissetmek hoşuma gitse de, içime girdiğinde acı duyarsam düşüncesini harekete geçiriyordu.

Bir süre daha böyle devam ettik. Titreşimler, öpüşler beni iyice org*zma yaklaştırmıştı. Öte yandan hiçbir mastürbasyonumda ıslanmadığım kadar ıslanmıştım. Sanırım artık hazırdım. “Hazırım” dedim.  Bunu duymak onu hem şaşırtmıştı hem de rahatlatmıştı. Gözlerimde ki bağı çözdü.  Bal rengi gözleri ile gözlerimin tam içine bakarak  “Emin misin?” diye en s*ksi sesiyle sordu. “Evet” anlamında başımı salladım.

Kalçamın altına bir yastık yerleştirerek, klit*risime küçük bir öpücük verip bacaklarımın arasına yerleşti.  P*nisinin başı tam v*jinamın girişinde duyuruyordu.

“-Şimdi kontrol sende” diyerek boştaki elimi, kendi kalçasının üstüne koydu. Onun o dar ve kaslı kalçasını hissetmek harikaydı. Oyuncağın olduğu diğer elimi karnımın üstüne koydu.

“-Kalçamdaki elin gaz, karnımda ki elin fren, eğer acı duyarsan durduk ki büyük ihtimalle çok hafif olacaktır. Oyuncağı klit*risinin üzerine getirdiğinde devam olarak algılayacağım.”

Islaklığımdan da faydalanarak p*nisini başının v*jinamın girişine yaptığı baskıyı artırmaya başladı. Uyguladığı baskının gücünü ayarlamak için karın kaslarını kullanmasından dolayı, baklava tabir edilen görüntü daha da belirgin gözüküyordu.

Önce p*nisinin başı, sonra bir bölümü daha yavaşça içime doğru kaydı. Kalçasındaki elimi zevkle ama tedirginlikle etine bastırıyordum. O ana kadar her şey umduğumdan daha kolay ve hızlı oluyordu. Belki de p*nisinin son bölümüne doğru spor salonunda kasınızı zorlayan ters bir hareket yaptığınızda hissettiğiniz keskin bir acı gibi acı hissettim. Sonrasında v*jinamın içine yayılan bir sıcaklık ve ufak bir ıslaklık hissi ile elimi karnına koyup ufak bir çığlık attım.

Yüzüne o yarım gülümsemesi koyup ve bal rengi gözlerini bana gözlerim ile buluşturarak “Bitti” dedi. Sonra karnımdaki elimi alıp, titreşimi tekrar çalıştırıp klit*risimin üzerine koydu. Titreşimle yayılan zevk, duyduğum hafif acıyı bastırmaya başladı. Titreşimle beraber o da kalçalarını oynatarak küçük ileri geri hareketlere başlamıştı. Titreşim ve ileri geri hareketler ile aldığım zevk artıyor, ilk ilişkimde ilk org*zmımı yaşamaya doğru yol alıyordum.

Artık son noktada aldığım zevkle daha hızlı olması için adeta tırnaklarımı kaba etine geçirmiştim. Titreme ve inleme ile karışık ilk org*zmımı yaşıyordum. Org*zmın ilk etkileri geçtikten sonra hafif bir sızı duyuyordum ama bu yaşadığım heyecan ve güzelliklere değerdi. Tekrar banyo yayıp beraber uyuduktan sonra sabah bir kez daha beraber olduk.

Bir yandan bunda zaman boşuna bekleyip, gözümde büyüttüğüm ve bu duygulardan otuz yaşıma kadar mahrum kaldığım için kendime kızıyordum. Öte yandan birçok kadın için korkutucu olan bu deneyimi, Okan sayesinde geçte olsa harika bir şekilde bu deneyimi yaşama şansım olmuştu.

Sabah kahvaltıda onun hayatı hakkında daha çok bilgi almaya çalışıyordum. Ser verip sır vermiyordu. Yine bal rengi gözlerini, gözlerimin tam içine dikerek. “-Bazı şeyler vardır fazlasını bilmek iyi değildi. Pandora’nın kutusundan neler çıkacağı belli olmaz ” diye bir cevap verdi.

Yine adeta zihnimi okumuştu, o çantayı Pandora’nın kutusuna benzettiğimi nereden anlamıştı.

O kendi Pandora kutusunu açıp bana eşsiz bir deneyim ve yeni bir zevk sunmuştu. Benim Pandora kutum ise yeni açılıyordu ve eğer biraz kendimi bırakmayı öğrenirsem yeni zevkler kapıdaydı.

Ertesi gün doğum günümde aynı isme sahip mücevherat markasından küçük bir hediye geldi. Kutuyu açtım için de tüy kalem şeklinde bir kolye ucu vardı.

Kadınların Fısıltılarını Yazan Adam