Kesinlikle okunmalı. Kadınlarını artık hiç sevmeyen ülke

Dün “Dünya Kız Çocukları” günüydü. Tüm dünyada kız çocuklarının nasıl tehlikelere maruz kaldığına dair raporlar yayımlandı.  Erkenden evlendirilen kızlar… Aile içi cinsel tacize uğrayan kızlar… Ağır ev işlerinde çalıştırılan kızlar… Okula gönderilmeyen kızlar… Çocuk yaşta anne olan kızlar… Sünnet edilen kızlar… Erkek egemen toplumlarda hiçe sayılan kızlar…

Dünyada bu raporlar yayımlanırken biz sosyal medyada dolaşan amatör bir kısa filmi seyrediyorduk.  Filmi Kayseri Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencileri, öğretmenleriyle birlikte çekmişti.  Filmde başörtülü bir genç kız, Merve, onu günaha sokmaya çalışan şeytana direniyor, her seferinde “Hayır yapmamalıyım çünkü ben bir imam hatipliyim” diyerek doğru yolu buluyordu.

Şeytanın cebindeki günahlar sırasıyla şunlardı:

Telefonda erkeklerle mesajlaşmak, kafelerde erkeklerle tanışmak ve Müslümanlık dışı kısacık etek giymek.  İlk iki “günah”ı uzun uzun tartışabiliriz.  Evdeki kız çocuğunun telefonda erkek arkadaşlarıyla mesajlaşmasına veya kafelerde erkeklerle tanışmasına şiddetle karşı çıkabilecek yığınla ebeveyn olduğu gerçeği bu ülkenin ayrı bir sorunu.
Ama Merve yine kendisi gibi başörtülü olan tezgâhtarın elinde tuttuğu diz altı uzunluğundaki etekle, bileklerine kadar inen etek arasında seçim yaparken kan ter içinde büyük bir ahlak bunalımı yaşıyordu. Neticede şeytana uymayıp, bir imam hatipli olduğunu hatırlıyor ve diz altı eteği değil bileğe kadar inen eteği alıyordu.

Eğer bu kısa filmi bundan on sene önce izleseydik, muhtemelen amatörlüğüne ve mesaj kaygısına gülüp geçerdik.  Ama biz bu filmi, tüm devlet okullarının ardı ardına “imam hatip”lere çevrildiği bir ülkede, yeni eğitim politikası seferberliğiyle hızlanan şu karşıdevrim günlerinde izledik.  Bu ülke artık…   Kız çocuklarını ağır bir psikolojik baskıyla varlığından utanmaya, cinsel kimliğinden tedirgin olmaya, toplumsal hayatın içinde korkularla yaşamaya eğiten okullarıyla övünen bir iktidarın hâkim olduğu bir ülke.
Çocukların karanlık ideallere nefer kılınmaya çalışıldığı bir ülke.
Okullarda beyinlerin kirli sularla yıkandığı bir ülke.

Kız çocuklarıyla erkek çocuklarını değil aynı sınıfta mümkünse aynı binada bile okutmak istemeyen bir ülke.  Resmi ve gayri resmi politikalarıyla küçücük kız çocuklarını eve kapanmaya erkenden ikna etmeyi marifet sayan bir ülke.  Onları günahlardan müteşekkil tehditlerle erkeğin gölgesinde silik bir varlık olmaya eğiten bir ülke.  Değil şort, diz altı etek giymeyi bile günah sayacak kız çocukları yetiştirmeyi hedefleyen bir ülke. Kadını hiçe saymak için toplumsal rolünü en baştan en rezil cümlelerle yazmaya ant içmiş bir ülke.

Etrafınızdaki kız çocuklarına bir bakın.  On yaşındakilere bakın, on bir, on iki, on üç, on dört, on beş, on altı…  Çocukluktan genç kızlığa geçişin nasıl bir macera olduğunu düşünün. O tatlı maceranın tam orta yerinde mutluluğundan, hayallerinden, neşesinden, özgürlük bilincinden sökülüp korkularla ve utançlarla donatılmış kapkaranlık bir deliğe sıkıştırılan bir kız çocuğunun hikâyesinde dünyanın bütün kötülüklerini göreceksiniz.
Cumhuriyetin en büyük artısı kadınları sevmesi ve kız çocuklarını eşitlikçi bir anlayışla kollayıp büyütme idealini topluma yaymasıydı.  Bugünkü iktidarsa kadınları hiç sevmiyor…
Ve kız çocuklarını en narin duygularından tutup hırpalamayı marifet biliyor.  

Mine Söğüt – cumhuriyet.com.tr