Kimi klavye kahramanları bu gerçeği hala görmek istemiyor

Kimi klavye kahramanları bu gerçeği hala görmek istemiyor

“Bizim Mahalle” karıştı; Yenikapı mitingine destek verenler ile Yenikapı mitingine destek vermeyenler arasında bölündü.

Bırakın kulu…
Allah tuzak kurar mı?..
Allah hile yapar mı?..
“Onlar tuzak kurdular. Allah da tuzak kurdu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.” (Al-i İmran, 54)
Hafta sonu -malum gündemimiz sebebiyle- şu kitabı okudum:
“Arap Kültüründe Siyasi Stratejiler; Hileler Kitabı.”
Yazarı belli değil.
Kitabı; 1917 -Osmanlı sınırları içindeki- Halep doğumlu Rene Rizqallah Khawam, Paris Ulusal Kütüphanesi’nde bulduğu özgün Arapça el yazmalarından derledi.
“Hileler Kitabı” Arap stratejik düşüncesinin -Çin merkezli- Uzakdoğu’daki benzerlerinden farklı değil.
Bunların hepsinin temel özelliği; kılıca değil, akla güven’dir.
Ne zaman ki akıl ortadan kaldırılır; çözülüş-mağlubiyet başlar.
Şöyle diyor kitap:
“Akılsız birinin yönettiği ülke, zeki insan için bir gözyaşı vadisidir!”
Bu girişi yapmamın nedeni şu:
“Bizim Mahalle” karıştı; Yenikapı mitingine destek verenler ile Yenikapı mitingine destek vermeyenler arasında bölündü.
Ben, destek verenlerdenim!
Destek vermeyenlerin temel tezleri şöyle:
– Erdoğan’a güvenilmez.
– Erdoğan “tek adam” olmak için darbe girişimini fırsat bildi.
– Erdoğan, özellikle Batı tarafından yalnız bırakıldı, güç toplamak için bize yakınlaşarak takiye yapıyor; “toplumsal uzlaşma” filan umurunda değil.
Bunları söyleyenler, Yenikapı mitingine destek verenleri “saf iyimserler” diye görüyor.
Peki…
Bu değerlendirmede bulunanlar; tespitlerini akılla mı,yoksa duygularıyla mı yapıyor?
Soru önemli…

Nikah yapmıyoruz

“Görüyor musunuz; Erdoğan hile yapıyor, bu oyuna nasıl geliyorsunuz” diye kızıyorlar.
Hile, amaca ulaşmak için kullanılan en incelikli yöntemdir.
Sanırım Hz. Ali‘nin sözüdür:
“Yüce Allah, ona inananlardan birine bahşettiği lütufları geri almak istediğinde, işe ilk önce o kişiyi aklından mahrum etmekle başlar.”
Erdoğan’ın bundan sonraki süreci akılla götürüp götürmeyeceğini bilemem.
Siyasetine aklı hakim kılmasını isterim. Akla dayalı politikaları takip etmesinin ülkemiz ve insanımız lehine olacağı konusunda hepimizin hemfikir olduğunu düşünüyorum.
Peki ya biz akılcı davranıyor muyuz?
Öyle isek şu hakkı teslim etmemiz gerekmiyor mu; büyük ölçüde Erdoğan sayesinde Türkiye büyük bir kanlı tehlikeyi atlattı. Darbe başarılı olsaydı şu an iç savaş yaşıyor olacaktık.
Kimi “klavye kahramanları” Erdoğan düşmanlığı nedeniyle bu gerçeği hala görmek istemiyor.
Oysa. Gerçekler devrimcidir; olguları görmezseniz aklınızla hareket-analiz edemez hale gelirsiniz. Asıl tehlike budur.
Batılı emperyalist güçlerin, Cemaat darbesiyle ikircikli yüzü ortaya çıkmışken; biz hala “orta yolculuk” mu oynayacağız; “ama işte öyle de, ama böyle de” diye laf mı dolandıracağız?
Keza…
“Yenilgicilik” ruh hallerinden kurtulamayanlar diyor ki; “ya Erdoğan bizi kandırırsa?”
Kandırırsa ne olur; mücadelemize kaldığımız yerden devam ederiz!
Ayrıca. Biz kendimize yeni lider, yeni fikir filan aramıyoruz.
Vatanımızı savunuyoruz, hepsi bu.
Gladio ile savaşanlara destek veriyoruz.
Emperyalizme karşı mücadele verirseniz “yanınızdayız” mesajı veriyoruz.
Barış yapmak isteyenlere elimizi uzatıyoruz, hepsi bu.
Evet…
El sıkışıyoruz; aynı yatağa girmiyoruz/nikah yapmıyoruz yani…
Ayrıca…

Yanlış anlaşılmayayım

Evet, Yenikapı mitingine destek verdim.
Ama.
Bu benim “yandaş gazeteci olacağım” anlamına gelmiyor.
Gördüklerimi, bildiklerimi ve fikirlerimi yazmaya devam edeceğim.
Yani…
Totaliterliğe devam ederlerse “diktatör” diye yine yazacağım.
Demokrasinin salt sandığa indirgenemeyeceğini yine yazacağım.
Terör örgütleriyle gizli kapaklı işler çevirmeye devam ederlese yine yazacağım.
Başta Suriye olmak üzere dış politikadaki yanlışlıklara devam ederlerse yine yazacağım.
Ulus-devlet kimliğimizden ödün verilirse yine yazacağım.
TBMM’yi dekor, milletvekillerini konu mankeni olarak kullanmaya devam ederlerse yine yazacağım.
Ötekileştirme/etnik-cinsel ayrımcılık devam ederse yine yazacağım.
Kimi tarikatlar devlet içinde örgütlenmeyi sürdürürse yine yazacağım.
Hırsızlıklara devam ederlerse yine yazacağım.
Yolsuzluklara-rüşvetlere devam ederlerse yine yazacağım.
Yoksulu, acı çekeni yine yazacağım.
Sayıştay gibi devlet kurumlarını görev yapamaz hale getirmeye devam ederlerse yine yazacağım.
Adaleti-yargıyı-hukuku yok etmeye devam ederlerse yine yazacağım.
Vakfın adı ne olursa olsun çocuk tecavüzcülerini yine yazacağım.
Berkin ve İsmail gibi çocuklarımızı, gençlerimizi kör karanlık kuytularda öldürmeye devam ederlerse yine yazacağım.
İslam‘ı bozma gayreti içinde olurlarsa/ dini siyasete alet ederlerse yine yazacağım.
Laiklikten ödün vermeye devam ederlerse “dincilik yapıyorlar” diye yine yazacağım.
Sanatı ve sanatçıları aşağılamaya devam ederlerse yine yazacağım.
Gazeteciler kumpaslarla hapse atıldığında basın özgürlüğünü yine yazacağım.
23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos, 29 Ekim ulusal bayramlarımızın önemini yine yazacağım.
Ve:
Mustafa Kemal Atatürk’ün yol göstericiliğini her koşulda yine yazacağım.
Gazetecilik yapmayı inatla sürdüreceğim.
Bunları peşin peşin yazayım da kimse beni yanlış anlamasın!..

Soner Yalçın
Kaynak: http://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/soner-yalcin/erdogana-guven-sorunu-1345304/
Kimi klavye kahramanları Kimi klavye kahramanları Kimi klavye kahramanları Kimi klavye kahramanları Kimi klavye kahramanları Kimi klavye kahramanları Kimi klavye kahramanları Kimi klavye kahramanları Kimi klavye kahramanları Kimi klavye kahramanları Kimi klavye kahramanları Kimi klavye kahramanları  Kimi klavye kahramanları Kimi klavye kahramanları bu gerçeği hala görmek istemiyor a bos 100