Kimse de demiyor ki “Neyle ödedin o kadar borcu”

IMF ile yeni anlaşma yapmayıp mevcut borçları ödeyerek iç politikada kendini büyük kurtarıcı gibi gösteriyor. Hoş, kimse de demiyor; “Neyle ödedin o kadar borcu?” diye.

Süleyman Demirel Bulgaristan’dan elektrik alımıyla ilgili olarak “Kimse banakomünistlerden elektrik alıyoruz diyemez. Bu gün biz onlardan alırız, yarın onlar bize satar.”yollu bir açıklama yapmıştı. Aynı okulun öğrencisi RTE de dış borç meselesinde benzer bir sihirbazlık yapıyor. IMF ile yeni anlaşma yapmayıp mevcut borçları ödeyerek iç politikada kendini büyük kurtarıcı gibi gösteriyor. Hoş, kimse de demiyor; “Neyle ödedin o kadar borcu?” diye. Evet biliyorsunuzdur tabi ama tekrarda beis yok. Cumhuriyetin yol açtığı ve halkın emeğiyle üretilmiş tüm değerler olağan üstü bir hızla satıldı ve bu borçların ödenmesinde kullanıldı. Peki Türkiye sadece tek bir tefeciden mi borç dileniyordu? Şu an kendi kendine yeten hatta başkalarına borç veren bir ülke mi? Bu konuda da doğru bilgi ve fikirleriniz vardır kuşkusuz fakat burada biraz ayrıntı iyi gider.

2002’de 129.6 milyar dolar olan Türkiye’nin toplam dış borcu, 2012 sonunda 336.9 milyar dolara çıktı.

Bunun içinde kamunun dış borcu 64.5 milyar dolardan 103.1 milyar dolara yükseldi.

Herkes gibi özel sektör de borç almaya teşvik edildi. Özel sektörün dış borcu 2002-2012 döneminde 43.1 milyar dolardan 226 milyar doları yükselerek tavan yaptı.

Yoğun sıcak para girişlerinin döviz kurunu baskılamasıyla özel sektör çılgınlar gibi dış borç aldı. AKP’nin 10 yıllık iktidarı boyunca özel sektör dışarıdan, devlet ise ağırlıklı olarak özel sektörden borç aldı. Özel sektörün dış borcu ile kamunun iç borcu birbirlerine koşut, son sürat büyüdü.

Hane halkı da bu rüzgardan nasiplendi. Tüketici kredisi kullanmayanı adeta dövüyorlardı. Yolda yürürken bankalar yol kesip insanların ceplerine kredi kartları sıkıştırıyordu. Geliri yerinde saydığı halde, finans sektörünün imkanlarıyla çılgınca tüketmeye özendirilen halka yalancı bir bahar yaşatıldı. 2002-2012 döneminde kredi kartlarındaki borç toplamı 4.1 milyar liradan 68.8 milyar liraya yükseldi. Bu da iç tüketimin artmasını sağlıyordu. Zaten Türkiye’nin son beş yıllık büyümesindeki asıl pay iç talep kaynaklıydı.

MERKEZ BANKASI DA PAYINA DÜŞENİ ALDI

Dedik ya herkes bundan nasibini alıyordu. Merkez Bankası da bakacak değildi. Yurda giren paradan o da ilgili yollarla kendi payına düşeni alıyor ve rezervlerini büyütüyordu. Merkez Bankası’nın kasasındaki altın ve döviz rezervlerinin toplam hacmi yine bahsettiğimiz dönemde 27.8 milyar dolardan, 125.4 milyar dolara ulaştı. RTE’nin meydanlarda ki en büyük övünç kaynaklarından biri de budur. “Merkez’in stokunu arttırdık. Bizim gibisini nereden bulacaksınız?” 2016 yılına kadar geçen sürede Merkez elini daha da güçlendirdi. Oysa kazın ayağı öyle değil. Harcadığından fazlasını kazanan ya da borçlanmasını sürdürülebilir yöntemlerle yapan ve bunu en kötü ihtimalle orta vadede yönetebilen ülkelerin merkez bankalarının rezervlerindeki artış mantıken de fiziken de bir anlam taşır. Fakat bizdeki durum, bankadan kredi çekip bunu vadeli hesabına yatıran bireyin durumuna benziyor. Bütçe açığı olan bir ülkenin merkez bankasındaki döviz kısa süreli manevralar dışında hiç bir işlevsellik taşımaz.

2016 son çeyreğinde, Türkiye’nin 421 milyar dolar dış borcu bulunuyor. Bunun yüzde 40’ı kısa vadeli. yüzde 66’sı ise özel sektöre ait. Önümüzdeki bir yıllık süreçte bu yüzde kırklık miktar ve cari açık dikkate alındığında 200 milyar dolardan fazla paraya ihtiyaç duyuyoruz. Satacak pek bir şey kalmadı. Hoş bu seneyi kurtarsak seneye daha büyük borçlar bizi bekliyor. Zira devletin, gerekliliği son derece tartışmalı çılgın proje yatırımları devam ediyor. Bunların yapımı için uluslararası finansman bulunamadı. Bunun için de kamu bankaları devreye sokuldu. Bu bile dev bir riskken bu projelerin işletilmelerine yönelik devletin taahhütleri de cabası. (Fikri takip için: https://ozguratak.wordpress.com/2016/11/14/turkiye-ekonomisinde-acil-durum-canlari/)

Özetle cumhuriyetin kuruluşundan RTE iktidarına kadar geçen sürede memleketimiz 257 milyar lira borçlanmışken, 2002-2012 arasında 316 milyar lira daha borçlanmış oldu. Şimdi; diyorlar ya “AKP ile yollarımız, köprülerimiz oldu”, kamuda onlarca harcama ile hizmet doruk noktasına ulaştı diye, işte bunlar hep borç. Ha evet, halk buna “borç morç sonuçta ben hizmet alıyorum, helal olsun, elbet bulurlar bir yol, öderler” gözüyle bakıyor. Anlık olarak haklı da. Halk sonuçta. Ama ailesine yalancı mutluluk yaşatan kumarcı babanın sağladığı saadet kapıya dayanan alacaklılarla hazin bir şekilde son bulur. Halkın bu dolaylı kazanımı kat kat geri alınır.

Özgür Atak – Odatv.com