Kız çocuklarını evde tutma projesi başarıyor!

Bu yasa çıkarken kelimenin tam anlamıyla çırpın çırpın çırpındık! O zamanlar bugüne göre daha özgür bir ortam vardı. Ve herkes elinden geldiğince, dili döndüğünce 4+4+4 eğitim sisteminin kız çocuklarını eve kapatacağı, kız çocuklarının ‘sözde çocuk gelin’ olacağı endişesini haykırdı.

Zaten bu endişeye kapılmak için öyle onlarca yıllık eğitimci, engin bir bilgi ve birikimine sahip olmak gerekmiyordu. Azıcık bu ülkede yaşamış, ülkenin doğusunu-batısını birazcık olsun tanımış insanlar çok endişelendi.

Hepimiz çok endişelendik. Ve ne yazık ki endişelenmekte haklı çıkıyoruz. Burası, söz konusu kadınlar olduğunda haklı çıktığınıza çok üzüldüğünüz bir ülke uzun zamandır.
‘Eğitim Sen’in kadın sekreteri Ebru Yiğit’in açıklamasına göre 2014 yılında ortaokuldan mezun olan 36 bin 401 kız çocuğunun açık liseler dahil hiçbir eğitim kurumuna kaydı yaptırılmamış.

İktidar, o yıllarda kız çocuklarının açık liseye yönelip eğitimini tamamlayacağından çok emindi. Bu ülke öyle bir kırılma noktasında ki her bireyin üretime ve hayata katılmasının büyük önemi var. Ama biliyoruz, biz kadınlar evde oturalım, hatta çocuk yaşta adımıza gelin deyip hiç çıkmamacasına eve kapatılalım ve gerektikçe, yani o günkü iktidar kaç tane öngörürse çocuk yapalım istiyorlar.

Ve bu konuda çok ciddiler!

“O saatte orada ne işi varmış?” sorusuyla başlıyor her cümle biliyorsunuz…
Üstelik 4+4+4’ün tek sıkıntısı kız çocuklarının eğitim ve dolayısıyla hayatın dışında kalması değil, çağın ve ülkenin ihtiyaçları doğrultusunda küresel normları yakalayamamış olması.
Ülkenin eğitim geleneğini geliştirmiş, nesilden nesile kurum kültürü oluşturup velilerin saygısını kazanmış okulları bir bir imam hatip okullarına dönüştürüyorlar. Böylece birçok veli mecbur tutuluyor çocuğunu bu tarz okullara yollamaya.

Eğitim bu ülkenin birbirine yabancılaşmaya başlamış insanlarını yeniden barıştırmanın yolu aslında. Kadınların kimseye muhtaç olmadan onurlu bir hayat sürmesinin garantisi. Ama ne yazık ki güncel eğitim sisteminin amacı bunlar değil.
Kindar bireyler istiyorlar…
Oysa ‘kindar’ ne tatsız bir kelime…

Livaneli albümünden haber var

Birkaç hafta önce bir Zülfü Livaneli hayranı olarak albümle ilgili bir sitem dile getirmiştim.
Livaneli’nin müzik kariyerini kutlama albümü olan yeni bir albümden bahsetmiştim. Çok sevdiğimiz isimler Livaneli şarkılarını seslendiriyordu ve bu albümde Livaneli’nin yol arkadaşı Sevingül Bahadır’ın ismi yoktu. İşte bu sitemimi dile getiren bir yazı yazmıştım. Dün sabah Sevingül Bahadır aradı. Sesi titriyordu telefonda. Yazım üzerine Seyhan Müzik’ten aramışlar ve şimdi kendisi bu albüm için bir şarkı seslendiriyormuş. Sevindim bu habere. İnşallah yıllar boyu dinleyeceğimiz bir albüm olur.
Böyle adalet sistemi mi olur?

Dün yazdığım ‘ödüllü çocuk istismarcısı’ gazetelerde çıkan haberler üzerine yeniden tutuklanmış. Cümlenin kendisi bile ne kadar absürd değil mi? Şortlu kızcağızın yüzüne tekme atan şahıs için de aynısı olmuştu. Sosyal medya ve basın ayağa kalkınca işin rengi değişmişti.

Gerçekten sesle çalışıyor adalet sistemimiz. İyi de kamuoyunun fark etmediği ve hakkında çığlık atmadığı onca mağdurun hakkını kim koruyacak? Adalet sistemi böyle olur mu?
Yazıklar olsun bize adalet konusunda böyle hissettirenlere

Rahşan Gülşan