Kadınların fısıltılarını yazan adamdan; Kova Kadını-Kusurlu Cinayet

Bir kova kadını olarak hep yaşıtım kızlardan kendimi farklı hissettim.  Galiba bu kova kadının olmanın bir ödülü veya laneti. İllaki farklı olacağız, orijinal olacağız, kimsenin bilmediği meraklarımız olacak. Hele bize birisi bir şey yapmamızı söylerse illa ki aksini yapacağız.

Yaşıtlarım kızlar pembe diziler, Blue Jeanlar, CosmoGirl vs. okurken ben çoktan Agatha Christie’ye sarmıştım. Yirmi yaşlarıma gelince de kitaplardaki kahramanların, özellikle Poirot’un sadece günlük yaşamlarını değil cinsel yaşamlarını da merak ederdim. Tabii Agatha bu konulara pek girmediği için olay hep benim hayal gücüme kalırdı. Cinayet ve cinsellik biraz birbirlerine uzak olsa da Fransızların deyimi ile org*zm, yarı ölüm demekti. Bu benzerlikten yola çıkarak da cinayettin işlendiği bir alet ile org*zm olmak olabilirdi. Yine de daha sonraları keşfettiğim org*zm, bence yeniden doğmak yani candı.

İstanbul’da yaşamama rağmen Pera Palas’a olan tutkum binanın güzelliği kadar Agatha’dan da ileri geliyordu.  Agatha Christie, Şark Ekspresi ile 1926’da İstanbul’a geldiğinde ve 11 gün kaybolur. Daha sonra kendi biyografisinde anlattığına göre” Trende genç bir Hollandalı mühendisle tanışır. Mühendis, sık sık İstanbul’a seyahat etmesinden dolayı kenti iyi bildiğinden bahseder. Agatha, genç mühendisten etkilenmiştir. Adam Agatha’yı tehlikelerden korumak tavsiyelerde bulunur, İstanbul’a vardığı zaman yemeğe davet eder.  Sözünü tutar ve güzel bir akşam geçirdikten sonra mühendis ile otele dönerler. Mühendis kapının eşiğinde , ‘Acaba’ diye soran gözlerle Agatha’ya bakar. ‘-Acaba şimdi.’ Sorunun niteliği daha da belirginleşmiştir. Agatha ise ‘-Hayır, bu soruyu sormamak daha akıllıca olur’ der.

Ee koskoca Agatha “İçeri buyur ettim, içip, birbirimize kur yaptık. Önce ayaklarıma masaj yaptı sonra ben üstüme hafif bir şeyler aldım. Sonra bacaklarımı okşamaya başlayıp elleri yukarı çıktı. Ellerine, dili de katıldı, sonra yatakta kendimizi bulduk” diye anlatmayacaktı tabii.

Bu hikâyeyi gözümde canlandırıp, kendimi kendime dokunurken bulduğum sonra da org*zmın kollarına attığım olmuştur. Hatta o hayalden sıkılınca İstanbul’da olduğu on bir günde başka erkekler ile de beraber olduğunu hayal ederdim. Agatha diyince aklınıza o yaşlı hali gelmesin. Gençliği güzel bir kadın sayılan Agatha, 2 kez evlenmiş, arkeolog ikinci kocası ile dünyayı gezmiştir.

Üniversite çağında kızlar arasında sohbet ne zaman neyi hayal edip mastürbasyon yaparsınız konusuna gelince bunu anlatmaktan utanır, hep o dönemin popüler isimlerini ve Robert Redford’u düşlediğimi söylerdim. Kesin kızlardan biri de “Aman Robert Redford’mu, dede yavv o diye” kestirip atardı.  Ben de “ atlara fısıldayan adamı seyretmedin mi? Keşke bana da belki fısıldasa” diye espri yapardım.

Pera Palas’a olan cinsel tutkumun daha da artması ile tümüyle rastlantı eseri gelişti. Çalıştığım kurum konferans için tam da Pera Palas’ın karşısına gelen modern ve lüks bir otelde yer ayırmıştı. İş arkadaşım ile kaldığım oda Pera Palasın en üst ve köşesindeki odaya bakıyordu. Oda boştu ve perdeleri açıktı. Ben de canım karşına geçip uzun uzun seyrederek içerisinin neye benzediğini görmeye çalıştım.

Akşamüstü boş ve hareketsiz olan odanın gece yarısına doğru ışıkları yandı. Odaya kumral ve tipinden yabancı olduğu belli olan bir erkekle, siyah saçlı ama beyaz tenli belki yaşça ondan biraz büyük gösteren bir kadın geldi. Belki de köşe ve en üst katta olduklarından görülmeyeceklerini düşündüklerinden perdeleri kapatmadılar. Oda arkadaşıma çaktırmadan odayı dikizlemeye çalışıyordum. Biraz sonra ışıkları söndürüp yattık. Beni uyku tutmuyor, odada neler olduğunu merak ediyordum. Yaklaşık bir saat sonra oda arkadaşımı uyandırmadan kalkıp pencereye gittim. Vücudumu tülün arkasına saklayarak odayı seyretmeye başladım.

Adam berjer koltukta altında pantolonu olmasına rağmen üstü çıplak bir şekilde oturuyor, kadın ise beyaz tenine ile kontrast yapan siyah danteli ve sonradan korset dendiğini öğrendiğim, göbeğine kadar inen bir büstiyer ile önünde ayakta duruyordu. Kadının siyah, en üst bölgesinde geniş dantelleri olan jartiyer çorabı korsetten sarkan bağlara tutturulmuştu. Kadının sırtını ve yanını görebildiğim için kalçalarının çıplak olduğunu görebiliyor ama külotu var mı yok mu çözemiyordum. Güzel omuzları biraz kalınca kolları ve ince bir belli vardı. Büyük ama sıkı ve yuvarlak kalçaları kadının dans vari hareketleri ile hafifçe sallanıyor, adamın kaslı ve dövmeli kolu ara sıra onları yakalayıp sıkıyordu.  Üstünde külotu yokmuş gibi gözükse de nedendir bilinmez” belki de g-string giymiştir” diye kendimi teselli ediyordum. Galiba hafiften kadını kıskanıyordum. Kumral ve fit bir erkekle, alabildiğine s*ksi giyinmiş bir şekilde şehvet ve zevk dolu bir geceye başlarken, ben onu 10-15 metre uzaktan camın arkasında, ayakta ve yalnız başıma seyrediyordum. Üstelik bütün bunlar benim kalmayı hayal ettiğim otelin muhtemelen süit olan odasında gerçekleşiyordu.

Biraz sonra adam kadını, adeta bana göstermek istemiş gibi ters bir şekilde kucağına oturtup, bir eliyle göğüslerini, diğer eliyle kadının cinsel organını üstünden okşayamaya başladı. Gerçekten de kadının g-string külotu üstündeydi ancak bu sadece göbek bölgesindeki lastik bölümünden belli oluyordu. Zira adam kadının külotunun ön kısmını da cinsel organına daha rahat dokunmak için adeta bir ip haline getirip, kadının cinsel organların ortasındaki o derin vadiye sokmuştu. Ara sıra okşamalarına bu ipi aşağı yukarı, sağa sola çekmeleri de dâhil ediyordu. Kadınsa bu ipe bağlı bir kukla gibi ipin hareketine uygun bir şekilde kalçalarını kıvırıyordu. Adam diğer elini üsten korsetin içine sokup kadının göğüslerinden birini korsetin üstüne çıkardı. Korsetin üstündeki göğsü bir yandan sıkıyor, ara sıra göğüs ucunu da bu sıkmaya dâhil ediyordu.

Bense diğer otelde camın önünde ve tülün arkasında bu canlı şovu izliyordum. O zaman internet pek yaygın değildi. Arkadaşımın babasının şifresini bildiği için gece yarası açıp seyredebildiğimiz kırmızı noktalı erotik filmler dışında böyle bir şey seyretmemiştim. Zaten onlarda tam burada, yani esas aksiyonun başladığı yerde kesiliyordu. Gözüken kalça, göğüs ve hatta nadiren de olsa cinsel organlar hep kadınlarındı. Bazen erkeğin de arkadan kalçaları gözüküyor ama iş ne zaman or*l s*kse veya ilişkiye gelse sahne değişiyordu.

Kendimi bir elim ıslanmaya başlayan cinsel organımın üstünde içimden “ne olur buradan bir yere gitmesinler, neler olacağını görmek istiyorum” diye söylenirken buldum. Üniversite de, yurtta kalırken bazen erotik rüyalar gördüğümü itiraf edebildiğim bir arkadaşımın tarifi ile nasıl mastürbasyon yapacağımı öğrenmiştim. Bu işte pekiyi değildim, hele hele ayakta yapacak kadar hiç değildim. Şimdi komik gelse de her mastürbasyon yapışımda acaba kızlığıma zarar verimiyim endişesi çoğu zaman beni org*zmdan uzaklaştırıyordu.

Ama bu gece de arzularımın bana gösterdiği yönlere göre parmağı gezdiriyor, o küçük zevk tepesini klitorisimi bulup, nazikçe okşuyordum. Karşı odada ki görüntüler parmağımdan daha etkili olsa da beni mutlu sona ulaştıracak oydu.

Tam bunları düşünürken adam,  daha önce fark etmediğim bir nesneyi sehpanın üzerinden alıp, kadının cinsel organı üzerinde gezdirmeye başlamıştı. Silindirik ve parlak siyah objenin ne olabileceği kestirmeye çalıştım. Üniversitedeyken burs ile yurt dışına giden bir arkadaşım s*ks shoptan şaka olsun diye aldığı silikon yapma p*nise pek benzemiyordu.

Arkadaşım gelirken aldığı içki ve çikolataları denemek için bizi öğrenci evine davet etmiş, gecenin ilerleyen bölümde sürpriz olarak silikondan yapılma, insan teni rengini taklit eden, damarlı bir p*nis görünümündeki dildoyu getirip, kutusundan çıkartmıştı. Sonra kızlardan birinin kucağına atmış, o da adeta kucağında bir yılan varmışçasına çığlıklarla bir diğerine fırlatmıştı. Herkesin yaptığının tersini yapmayı seven bir kova burcu kadını olan ben ise sakince elime alıp, “Ne var bunda, bence kötü bir taklit, hem normalde bu kadar büyük ve damarlı olduğunu sanmıyorum” diye hava atmıştım. Oysa gördüğüm ve dokunduğum tek p*nis bir kez dokunduğum üniversitedeki erkek arkadaşımın p*nisiydi.

Bakire olduğum ve yurtta kaldığım için genelde oynaşmalarımız parklarda, sinemalarda oluyordu.  Bir kez onun ayarladığı arkadaşlarının evinde benim üzerimde külot, onun üzerinde o komik beyaz sliplerden kalıncaya kadar soyunup sevişmiştik. İlk org*zmımı da sürtünme sayesinde orda olmuştum. Zavallı çocuk boşalamadığından onu elimle boşaltmamı rica etmiş, bense ret etmiştim. Oysa o sormadan önce tam da onun p*nisinin büyünce ne hele geldiği ve nasıl boşalacağını merak etmekteydim. Ben böyleydim işte; bir şey benden istenince inadına yapmayan.

Daha garibi ise babasından aldığı araba ile beni yurda bırakırken ormanlık alanda durmasını istemiş, pantolonunun fermuarını açıp, p*nisini dışarı çıkartıp okşamaya başlamıştım. Yakalanma korkusu beni ateşlerken onu korkutmuştu. Zar zor sertleşip, her çıtta tedirgin olup, şuan istemediğini söylemişti. Ben de o gecenin hatırına p*nisinin üzerine güzel bir öpücük kondurmuş, sertleşirken gelen o sıvının tadını dudaklarımda hissetmiştim. Oysa şimdi olsa o ilk org*zm şerefine güzel bir or*l s*ks yapıp üstüme hatta ağzıma bile boşaltabilirdim.

Adam artık silindirik nesneyi kadının cinsel organına, klitorisine sürtmeyi bırakıp, v*jinasına sokmaya başlamıştı. Kadın daha bir yılankavi hareketler yapıyor adamın eline bastırıyor, diğer elini de aynı bölgeye çekiyordu. Kadın ayağa kalkıp kenarlara çekilmekten ve kendi sıvıları ile ıslanmaktan iyice ip gibi olan kilotlunu çıkarttı. Kadının dolgun ve iri uçlu göğüsleri adamın el darbeleri ile korsetten dışarı fırlamıştı. Adam bu sıra da koltuktan kalkarak pantolonu çıkarmış, baksırı ile kalmıştı ama benim olduğum yerden bile ne kadar sertleştiği belli oluyordu. Kadın biraz önceki pozisyona dönemden önce ayaktaki adamın baksırını indirerek ona or*l s*ks yapmaya başladı. Koltuktan kalktıkları için görüş açıp genişlemiş, adamın zayıfta ama biçimli vücudunu, gerçekten güzel dar kalçalarını görmeye başlamıştım. Ama en önemlisi p*nisi dimdik bir vaziyette sahnedeydi. P*nisi kâh kadının ağzında kayboluyor kâh ortaya çıkıyordu. Kadın bir yanda da vibratörü (daha sonra titreşenlere vibratör dendiğini öğrendim) içinde tutuyor aldığı zevk ile adamın p*nisini daha bir ateşli emiyordu.

Ben ise pencerenin önünde sahneleri hayret dolu gözler ile izliyor, arkadaşıma yakalanma ve bekâretime zarar verme korkusuna rağmen elimi cinsel organım üzerinde daha hoyratça gezdiriyorum. Adamın p*nisini görmek ve or*l s*ksi izlemek beni daha da ateşlendirmiş, geceliğini içinden külotumu dizlerime kadar indirmiştim.

Adam ile kadın biraz önce ki ters kucak pozisyonuna döndüler. Kadın bir vibratörü, bir adamın p*nisini içine alıyor, p*nis içindeyken vibratörü yukarılara dokunduruyordu. Vibratör içinde içindeyse adamın p*nisi kalçalarının arasına alıp görünmez yapıyordu. Kadın adamın p*nisini sadece kalçalarının arasına mı sürtüyor, yoksa daha fazlasını yapıyor anlamam mümkün değildi ama o bölge de aynı anda iki zevk objesi olması fikri beni iyice org*zma yakınlaştırmıştı. “Bunu bir gün mutlaka denemeliyim” diye düşünürken parmağım o zevk tepeciğinin doğru yeri bulmuştu.

Gördüklerimin, kendime dokunuşlarımın ve hayallerimin verdiği haz ile daha önce hiç olmadığım kadar ıslanmış, o büyülü his org*zmın kapısına dayanmıştım. Evet, oradaydım, elimden ve ağızımdan çıkan seslere aldırmaz bir halde org*zmı oluyordum. Tam da org*zmın o hız treninden aşağıya inerken yaşadığın hisse benzeyen, içinin hop edip, elini ayağını kesme hissini yaşarken gerçekten bacaklarımın kontrolünü kaybettim. Org*zmın ve dizlerimdeki kilotlumun da etkisi ile dengem kayboldu. Yere düşerken refleks olarak son bir çaba ile arkasına gizlendiğim ve fark etmeden kendime doladığım tüllü tuttum. Tül, dolanmanın ve vücudumun ağırlığının etkisi ile kornişte asılı olduğu yerlerden koptu ve benle beraber yere düştü.

Oda arkadaşım çıkan seslere uyanıp, ışığı yaktı. Bir yanda da olayın şoku ile “Ne oldu, ne oldu” diye sayıklıyordu.  Beni yerde tüle sarılı bir vaziyette buldu. Yüzüm org*zm ve utançtan nedeniyle aynı anda kızarmıştı. Tül dizlerime inmiş külotumu gizliyordu ama ayağa kalkamıyordum.  Oda arkadaşımdan bana bir bardak su getirmesini rica ettim. Fırsattan istifade, külotumu yukarı çekip biraz toparlandım. Arkadaşım getirdiği suyu içip onun yardımı ile ayağa kalktım.

Korkudan kocaman açılmış gözlerle bana bakıp, hesap soran bir şekilde açıklama bekliyordu. İnsanın aklı sıkışınca gelirmiş, yaratıcılığım devreye girip “ -Ben uyurgezerim, aslında baya azaldı ama genelde bir mekânda ilk kez kalınca olabiliyor “ diye süper bir hikâye yazdım. Bu hikâye beni sorgulanmaktan kurtarıp “acınılan” rolüne geçirmişti. Oda arkadaşım çevremde dört dönüyor bir yanda da ilk kez karşılaştığı bir “uyurgezerden” bilgi almaya çalışıyordu. Beni teselli etmek için de kendisinin de zaman zaman uykuda konuştuğunu bile söyledi.

Hava alma bahanesiyle ayağa kalkıp cama yaklaştım. Amacım karşı odadaki şovun ne durumda olduğunu görmekti. Oda arkadaşım o kadar şaşırmıştı ki camların açılacak bir yeri olmadığını bile fark etmedi. Sanırım karşıda aniden yanan ışıktan ve hareketlenmeden rahatsız olmuş, perdeleri açık bırakarak süitin diğer bölümüne geçmişlerdi.

Tanrım ne sevişmeydi! Benim org*zmım kusurlu bitmişti ama ileride adam gibi maaş almaya başlayınca mutlaka sevgilim ile gelip hem otelde kalma hayalini hem de sahnelerin benzerlerini yaşamalıydım.

Hayalimi gerçekleştirmem için neredeyse 15 yıl geçmesi gerekmişti. Aslında Pera Palas’a olan hayranlığıma rağmen galiba o gecenin utancı ile bilinçaltıma gömmüştüm. Ben bu süre içinde İstanbul’a taşınmıştım. İlk yıllarda otelin gecelik ücreti çok yüksek olduğu için hayalimi gerçekleştirememiş, sonra da yaşadığı şehirde bir otelde kalmayı pek düşünmez hale gelmiştim.

Bakire bir kızdan otuzlu yaşların ikinci yarısını yaşayan, cinsellik hakkında fena deneyimleri olmayan bir kadına dönüşmüştüm. Uzun süreli ilişkilerim nedeniyle çok fazla farklı erkekle beraber olmasam da kova burcunun sıra dışılığı ve uzun süreli ilişkinin güvenini birleştirerek heyecanlı deneyimler yaşamıştım. Deneyimlerim mekân ve pozisyon ötesini pek kapsamıyordu.

Cem ile beraber olmaya başlayalı 5 yıl olmuştu. Aslında uzun zamandır tanışıyorduk. Aynı fakültede okumuştuk ama o benden 2 yaş küçük olduğu için sima olarak hatırlıyordum.  Aynı sektörde, rakip firmalarda ama rakip olmayan ayrı rollerde çalışıyorduk. Bir ortak arkadaşımızın düğününde karşılaşmış, tekrar görüşmeye başlamış,  beni çağırdığı kendi doğum günü partisinden sonra çıkmaya başlamıştık.

Ağzı laf yapan, iyi konuşan, kendine iyi bakan bir erkekti. Kolay arkadaş edinir,  karşısındaki insandaki değişiklikleri hemen fark eder, özellikle kadınsa bunu bir şekilde bir iltifata çevirirdi. Arkadaşlarım özellikle kadın arkadaşlarım onu hep severdi. Ben ise onun böyle herkes ile kolay samimi olmasını hem eleştirir hem de kıskanırdım. Zaten o bunun için satış-pazarlama bölümündeydi.  Giyim tarzını hep biraz klasik bulsam da iyi giyinirdi. Ben onun tarzını eleştirir, arkadaşlarım ise beğenirdi. O da benim tarzımı hem biraz fazla rahat bulup, daha kadınsı bir çizgiye çekmeye çalışırdı.  Ne yapayım ben bir kova kadınıydım, klasik şeyler güzel de olsa beni o kadar cezbetmiyordu.

Üniversitede okurken turist rehberliği yaptığı için kadınlar ve ilişkiler konusunda baya tecrübe edinmişti. Ama çapkınlıktan çok ilişki adamıydı hani annenize gururla gidip tanıştıracağınız türden. Saklamaya çalışsa da içinde flörtüz bir tarafı vardı

Beş yıldır birlikteydik. İlk yıllarda tavşanlar gibi sevişiyorduk. İkinci yılın sonuna doğru ilişkinin ve büyük şehirde yaşamanın yükü bizi etkilemeye başlamıştı. Üçüncü yılda onun isteği bazı zamanlar sevişmek istemiyor, olmadık zamanlarda ve mekânlarda onu istiyordum. Yine de o ilişkimize bana hediye aldığı s*ksi iç çamaşırlar renk katmaya çalışırken, ben de farklı mekânlarda onu isteyerek ona eşlik ediyordum.

Onun otuz beşinci doğum günü ile çıkma tarihimiz aynı olduğu için bir anda Pera Palas fantezim için iyi bir fırsat olabileceği aklıma geldi. Artık ikimiz de iyi kazanıyorduk ve Pera Palas’ın fiyatları da turizmin kötü gitmesi nedeniyle daha makul hale gelmişti.

İsteğimi onla paylaştım, zaten onun için benim bir mekân önermem ateşli bir gece demekti. Yalnız bir şartım vardı. Her hangi bir oda değil, en üst kattaki o süiti istiyordum.  “Süit demek iki kat farklı mekân” diyerek onu gaza getirdim. Turist rehberliğinden kalma bağlantıları ile baya bir uğraştı. Ancak en üst kattaki o köşe süit istediğimiz günleri de kapsayacak şekilde 1 aylığına rezerve edilmişti. Yine de eski ilişikleri ve dilbazlığı ile bir alt kattaki aynı konumda ki daha küçük bir odayı ayarladı.

İşten erken çıkıp, gizli âşıklar gibi otelin lobisinde yer alan Kubbeli salonunda buluştuk. Yabancı konuklar aperatiflerini alıyor, biraz kokoş olsa da şık giyinmiş orta yaş üstü kadınlar çay partisi veriyordu.  Tuvalete giderken kadınlar biri “-Şu kubbeler size de taşlı sutyenleri çağrıştırmıyor mu ?“ diye attığı laf sonrası diğerleri “ -Aman sen de alın fikrin nerede diyerek”  kıkırdadı.

Kalmak için can attığım odaya çıkmak için nedense acele etmiyordum. Damağımı harika tatlılarla, ruhumu mekânla şımartıyordum. Sevgilim ise yine laf bazlık yapıp iltifat ile ima arası lafları ile beni kışkırtıyordu. Yatağa atılmak için can atsam da önce şımartılmalı sonra numaradan da olsa teslim alınmalıydım. Zaten o “istemem” eşiği geçildikten sonra karşımdakini esas teslim alan ben oluyordum.

Kahvelerimizi içtikten sonra odaya çıktık. Gerçekten hoş bir odaydı. On beş yıl önce dışarıdan gördüğüm oda gibi bir süit değildi ama oda da ayrı bir oturma grubu vardı ve kaldığım pek çok otelin odasından büyüktü. Beyaz-gri mermerle kaplı banyoda duş bölümünden hariç ortada bir küvet yer alıyordu. Küvetin tam karşısındaki pencereleri buzlu balkon kapısı açılınca Taksim manzarası gözüküyordu.  Önce üstümdeki iş kıyafetlerini çıkartan sonra iç çamaşırlarımı yavaş yavaş çıkartmaya başladım. Cem birazdan sevişeceğimizin hayal ederek omuzlarımdan tutup okşamaya başladı ve boynuma bir öpücük kondurdu. İlk adımı nasıl atacağını iyi biliyordu ama daha vakit vardı.  Benim içimde ki farklı davranmayı seven kadının istekleri henüz bitmemişti. Mayomu giyip havuza ineceğimi, benle yarım saat sonra unis*ks olan saunada buluşmasını istedim.  Önce havuzda, sonra da jakuzi de vakit geçirdim. Jakuzinin ılık ve köpüklü suları beni iyice rahatlatıp geceye hazırlıyordu.

İnternetten bolca otelin odalarına ve en önemlisi SPA sının fotolarına bakmış, ünis*ks bir sauna ve hamam olduğunu okumuştum.  Cem ile sunada buluştuk. Tam da hayal ettiğim gibiydi;  şık, loş, güzel kokan ve tabii sıcak. Saunada biraz kaldıktan sonra,  saunanın girişindeki kar çeşmesinden bir bardak dolusu kar alıp tekrar içeri girdim.

Ben karları yüzüme sürüp kendimi serinletirken Cem’in karla başka planları vardı. Avcuna aldığı karı, mayomun içine elini sokarak göğüslerime sürmeye başladı. Parmaklarının arasına küçük buz parçaları alıp göğüs uçlarımın üstünde gezdiriyordu. Soğuk göğüslerimin uçlarını dimdik yapmış, dokunuşlar ve mekân beni iyice ısıtmıştı. İntikamı ben de avcumu karla doldurup, onun sertleşmekte olan p*nisini ovarak aldım. Soğuk onu geciktirirken, okşamalarım tahrik ediyordu. Çılgınca bir şey yapıp or*l s*ks mi yapsam diye düşünürken Cem benden hızlı davranıp, mayomdan çıkarttığı göğsümü öpmeye, diğer eliyle de diğer göğsümü okşamaya başladı. Sırtım dışarı dönük olduğundan bu yaptığının pek anlaşılma ihtimali yoktu.

Daha önce hiç yapmadığım bir mekân da s*ks yapma fikri isteğimi iyice arttırmıştı.  Nasıl devam edecekti?  Saunada olmazdı ama belki şok duşlarının orada hızlı bir sevişme yaşayabilirdik.  Elinden tutup, saunadan çıkıp, şok duşlarının oraya doğru götürmeye başladım. Şaşırmıştı, sanırım bu kadarını benden beklemiyordu. Ne yapacağız? Diye soran gözlerle bana bakarken büyü bozuldu. Kadınlı erekli kalabalık yabancı bir arkadaş grubu Türk hamamına gelmiş ve şok duşlarını kullanıyordu. Şok duşlarını ateşimizi söndürmek ve zevki ertelemek için kullanmak zorunda kaldık.

Odaya geri döndük. Yemek vakti yaklaşıyordu , sevişebilirdik ama öyle ayaküstü, sıradan birşey istemiyordum. Benim gibi bir kadın için hayalini kurduğum bu otel ve oda da ilk seferi farklı olmalıydı.  Zaten Cem’in ayarladığı geç çıkış sayesinde yarın öğleden sonraya kadar odanın tadını çıkartacak bolca vaktimiz olacaktı.

Giyinmeye ipek külodum ile başladım. Her gördüğüm farklı dantelli veya renkli külotu almak yerine az da olsa özel günler için özel parçalar almaya seviyordum. Diğer günler ise düz pamuklu  hatta bazen çocukca sayılabilecek desenlere sahip külotları tercih ediyordum. Sanırım v*jinamın sağlığ için de en iyisi buydu. Redgalia bile birkez bunu yazmıştı

Daha sonra en hoşuma giden parça olan jartiyer çoraplarımı giymeye başladım.  Aslında benimkiler stay-up denilen en  üstündeki dantellerin arkasındaki silikon bant ile askılara gerek duymayan cinstendi.  Jartiyer kemerine veya korsete bağlı olanlar görüntü olarak hoşuma gitse de pratik gelmiyordu. Benim yıllardır rahat va havadar olduğu için tercih ettiğim ve aman görünürse rezil olurum diye korktuğum stay-uplar son bir iki yılda moda olmuştu, hatta normal kilotlu çorapların bile jartiyer gibi görünen dizayna sahip olanları üretilmemeye başlamıştı.

Yine de yürürken yırtmaçınızdan gözüken çorabın o dantelli bölümü kadar s*ksi bir görüntü azdı. Arkanızda ki kadınsa bu  bir özgüven gösterisi , erkek ise görsel şölendi. Bunu düşünmek beni heycanlandırırken Cem’in beni giyinmeden seyrettiğini fark ettim. Üstü çıplak bir şekilde gördüklerinin keyfini çıkartıyordu. Boynuna bir öpücük kondurdum. Ne ara  o sandal ağacı kokan parüfüm sıkmıştı. Sütyenimi güzel ve ideal boy sayılacak göğüslerimin üstüne geçirdim. Bir dönem ikisinin birbirinden biraz farklı olmasını kafaya takmıştım. Cem ile  yeni çıkmaya birgün göğüslerime iltifat ettiğinde onu yalancı çıkarmak için ikisinin birbirinden farklı olduğunu, hangisine iltifat ettiğini sormuştum. Daha beni bikinili bile görmemişken hangisinin nasıl olduğunu söyleyip, ikisinin de ayrı ve birlikte güzel olduğunu  söylemişti. Üstelik bu kadınlarda yaygın görülen bir durumdu. Kendim yapamazmış Cem’den sutyenin gibi kopçalarını takmasını rica ettim.

Siyah yırtmaçlı, sırtı hafif açık ve gögüslerinin üstü transparan olan elbisemi giydim. Bir babet ve spor ayakkabı tutkunu olarak yüksek topuklu ayakkabılarımı giydiğdim de artık gece için hazırdım. Cem de bu ara giyinmiş,  kanvas pantolonu ve dokusunu çok beğendiğim ama biraz klasik bulduğum hakim yaka gömleğini giymişti. Onun kalçalarını o dar kotu içinde görmek istedim ama benim kıyafetime uygun olan buydu. Son bir hamle ile uzanıp gömleğinden üsten bir düğme açtım. Abartılı olmayan ama belirgin göğüs kasları ortaya çıktı ve  sanki düğmeyi açmam ile parfümü tekrar odaya yayıldı.

Yemeği bir müzenin en üst katındaki terasta yeni açılan bir restoranda yiyecektik. Manzara gerçekten muhteşemdi. Boğaz, Haliç ve eski İstanbul. İstanbul bir usta fahişe gibiydi. Tam o keşmekeşlik, düzensizlikten şikâyet edip gidecekken bu manzara gibi güzel sözlerle yine sizi kandırıyordu.

Benim uykumu getiren kırmızı şarap yerine beyaz şarap ve balığı tercih ettim. Biz aperatifleri bitirip balığa geçmişken Yan masaya yirmili yaşlarda ki kızlardan oluşan bir grup geldi. Kızlar yaşlarından daha büyük gösterecek şekil de makyaj yapmış ve frapan ama s*ksi bir şekilde giyinmişti.

Kadınlık içgüdülerim alarma geçmişti. Cem terasın ucuna manzaraya bakmaya gittiğinde arkasından baktıklarını ve aralarında konuştuklarını fark ettim. Cem masaya dönünce onları göz ucu ile bakıp bakmadığına kontrol ediyordum. Tam o sıra da kızlardan yerinden kalkıp masamızdan geçerken Cem’e başı ile gülümseyerek selam verdi. Daha önce onlarda çalışan stajyermiş.

Kıskanmak ve kontrol etmek bana göre değildi, daha etkili ve s*ksi bir çözüm aklıma geldi. Tuvalete gidip ipek iç çamaşırımı çıkardım. Dönerken Cem’in boynuna sarılıp, çaktırmadan kucağına bırakıp karşısına tekrar oturdum.

Kız yerine dönerken bu sefer, hal hatır sormak için masamızda durakladı. Normalde kıza şimdi ne yaptığını falan sorup, uzunca konuşacak olan Cem, kısaca “iyiyim” deyip “Sevgilim, Ceren bizim bölümün yaz stajyeriydi geçen sene”  diye beni tanıştırdı. Orada öyle tanıştırılmak hoşuma gitmişti. Hatta yan masaya nazire yaparcasına, Cem’i heyecanlandırmak için yerimden ayağa kalkarak uzanıp kızın ellini sıktım.

Ya heyecandan ya da kontrol etmek için Cem bıçağını yere düşürdü. Masa altına eğildiğinde sırada Temel İçgüdü’deki Sharon Stone’a taş çıkartacak bir şekilde oturmaya başladım. Masalarda kısa örtüler olduğu için belki başları da bir şeyler görmüştü ama umurumda değildi. Arka planda Imany’nin “Don’t be so shy” parçası çalıyordu. Cem birazdan daha fazla dayanmayıp, yerinden kalkıp yanıma geçti. Uyanık kalmak istediğimiz için yemeğin sonunda ikimize duble ekspresso söyledik.

Cem ile dışarıya çıktık. Topuklularımı bahane ederek normalden de yavaş yürüyüp, heyecanının artmasının tadını çıkartıyordum. Sokaklar tenhalaştıkça Cem de belime sardığı elini aşağıya indirip elbisenin üstünden kalçalarımı okşuyordu.

Otelin kapsından girip asansöre uzanan yolda iyice yavaşladım. Hızlı olan modern asansör yerine belki de İstanbul’daki ilk asansör olan asansöre yöneldim. Agatha da muhtemelen 411 nolu odasına ona kur yapan Hollanda’lı mühendisle birlikte bu asansörle çıkmıştı. Camlı asansörle çıkarken bir yandan otelin içinin güzel iç mimarisini izleyip, diğer yanda hafif eğilerek yırtmacımdan çoraplarımın gözükmesini sağlıyordum.

Odaya girdiğimizde artık Cem’in sabrı taşmıştı, bense inadına yavaştan alıyordum. Her zaman kibar olan Cem,  beni adeta yatağa yüz üstü fırlatarak, elbisemin fermuarını hızla açtı.  Üstüme ağırlığını vererek, bir yandan boynumu öpüyor, diğer yandan, sıyırdığı elbisemin eteklerinden elini bacaklarımı okşayarak yukarıya çıkartıyordu,  Genelde sertlik ve dominantlıktan hoşlanmasam da onun bu arzudan kaynaklanan sabırsız sert hareketleri beni iyice tahrik etmişti.  Eliyle cinsel organımın ıslandığını fark edip bu ıslaklığı adeta tüm bölgeye yayacak şekilde parmaklarını gezdirmeye başladı.

Ben de ona kıvrılan hareketlerimle eşlik etmeye başladım. Elbisemden kurtulmak istiyordum. Ama sürprizlerim daha bitmemişti.  “Elbisemi çıkart artık” diyebildim titreyen bir sesle.  Beni düz çevirip, elbisemi çekip çıkarttı. Tam sürpriz için yataktan kalkacakken beni geri itti, bacaklarımı hızla açarak kafasını bacaklarımın arasına soktu. Dudakları, cinsel organımın dudakları ile buluşup, onları aralarken, dili zevk tepeciğim klitorisinin çevresinde gezmeye başladı.  Elde olmadan aldığım hazla kendimi geri attım.

Çok zevk alsam da durmalıydım. Bu gece benim hayalimdi ve henüz tamamlamadığım birkaç adım vardı.  Kontrol tamamen ben de olmasa bile akışı ben yönlendirecektim. Yataktan doğrulup, kafasını nazikçe çekip banyoya kaçtım. Banyoda korsetim beni bekliyordu ve giymek için acelem yoktu zira Cem’i n isteği ile birlikte sabırsızlığının artması hoşuma gidiyordu. Sutyenimi çıkartıp siyah çoraplarımın üzerine siyah, korseti giydim. Yandan fermuarlı da olsa ortadaki ipler ile sıkıştırarak göğüslerimi iyice yukarı çıkardım, öyle ki göğüslerimin yarıdan fazlası korsetin dışındaydı. Daha önceden hazırladığım, kurdeleyi elime aldım ve banyonun balkon kapısını açtım. Artık hazırdım.

Küvetin kenarına oturup, Cem’i banyoya çağırdım. Duşun altında veya küvette devam edeceğimizi ve beni çıplak bulacağını düşünen Cem baksırı ile kalmıştı. Beni eskiden daha da giyinik bulunca şaşırdı.  Küvetin yanına geldi, onu biraz önce yaptığına devam etmesi için ellerinden aşağıya çektim. Dizlerinin üstüne çökünce gözlerini siyah geniş kurdele ile bağladım. Kurdele görüşünü neredeyse tamamen kapıyordu ama dili ve dudakları adata oramı ezbere biliyordu.  Hiç ara vermemişiz gibi kaldığımız yerden devam ediyorduk, açık balkon kapısından gelen gece esintisi beni ürpertiyor, uzaklardan da olsa birilerinin bizi izleyebiliyor olabileceği fikri ise ısıtıyordu.

Cem’in gözleri açık olsa izlenebilir olmamıza itiraz ederdi.  Biri izliyorsa muhtemelen sadece sırtımı ve küvetin kenarına koyduğum jartiyer çoraplı bacağımı görüyordu ama mermer ortamla da birleşince sanatsal bir görüntü olmalıydı. Keşke penceren görünen açıdan bu an siyah beyaz bir “ boudoir” fotoğraf olarak çekilseydi.

Artık onu içime almak için zor duruyordum. O ise bir parmağını da oyuna katmış, ikincisi içinde hazırlanıyordu.  Mermer zemin mi, tezgâhın üstümü, yoksa odamı diye düşünürken, Cem “senle bu banyoda, küvetin içinde beraber olmalıyız” dedi. Böyle anlarda bana ne yapmamız gerektiğinin söylenmesi içimdeki o aksi kadını ortaya çıkartıyordu. Su olmayan bir küvette beraber olma fikri hoşuma gitmedi.

Elinden tutup odaya götürdüm. Gözleri kapalı olsa da, kabul etmeme biraz alınmış olduğunu anlayabiliyordum. Kendimi perdeleri açık pencere önünde ki berjer koltuğa atıp, onu karşıma aldım. Belki soğuk mermer zemine oturmasının etkisi ile p*nisi hala büyümüş halde de olsa biraz önceki kadar sert değildi.

P*nisini elimin içine alım ısıtıyormuş gibi okşarken bir yanda çoraplı ayalarımı ayakları üzerinde gezdirip hem onun ayaklarını ısıtıyor, hem de çoraplı ayaklarımın sürtünüşü ile onu tahrik ediyordum. Bir yerlerde okumuştum, ne kadar çorapla yatağa girmeye gülsek de ayakların sıcak tutulması org*zmı kolaylaştırıyor ve alınan zevki artırıyordu. Belki de jartiyer çorapları s*ksi kabul edilmesinin bilinçaltındaki kaynağı buydu.

Birazdan dudaklarım onun p*nisi ile buluştu. Daha da etkili olması için zaman zaman dilimi de için işine katıp,  tam bacaklarının arasındaki o bölgeyi uyardığım ellerim ile destekliyordum. Aldığı zevki dudaklarımın arasında p*nisinin tekrar hızla büyümesinden anlıyor, ne kadar yaklaştığını çıkardığı seslerden ve kafamı kendine doğru bastırmasından tahmin etmeye çalışıyordum.

Artık ikimiz de zevkin dönülmez yoluna hazırdık. Yıllar önceki o gece de olduğu gibi bu sefer onu pencerenin önündeki koltuğa oturtup, üzerine oturdum. Ama bu sefer sahnenin baş ol oyuncuları bizlerdik.  Hala gözleri bağlıydı ama elleri yerlerini ezbere bildiği göğüslerimi korsetin üzerinden baskı ile okşuyordu. P*nisimi klitorisime biraz sürttükten sonra ıslaklığımla onu kolayca içime aldım. Bu şekilde ahenkli bir şekilde hareket etmeye başladık. Koltuğun izin verdiği ölçüde dalga hareketini ben yönetiyordum.  Cem ise dalgalanmanın tam ortasında, dalgayı aşan bir kayık gibi, her seferinde kalçasını yukarı itiyor ve en derin noktalarıma ulaşmayı başarıyordu. Bir eli kalçalarımı okşuyor, diğeri eliyleyse de korsetten taşan göğüslerimin ucaların parmaklarının arasında tıpkı bir üzüm tanesiymiş gibi gezdirip sıkıyordu. Ara sıra doğrularak adeta o üzümlerin suyunu içmek ister gibi uçlarını emiyordu. Artık ikimiz de artık iyice yaklaşmıştık.  Bu perdenin son sahnesini benim hayal ettiğim gibi bitirmeliydik ve benim son sürprizim vakti gelmişti.

Cem’in kucağından kalktım. Bağlı gözleri ile ne yapacağımı anlamaya çalışıyordu. Sehpanın üzerinden küçük  çantasından  bullet tarzı vibratörümü aldım. Oldum olası bazıları p*nis görünümlü o büyük şeyleri sevmezdim. Çantadan aldığım bir prezervatifi açıp Cem’in pensine taktım.  Ne en zevkli anda “boşalıyorum“ diye içimden çıkmasını ne de şehvet ile içime boşalmasını söyleyip ertesi sonra da acaba hamile kalır mıyım stresini çekmek istiyordum.  Gözlerindeki bağı biraz gevşeterek bu sefer kucağına ters oturdum. Kucağına ters oturmamın etkisi ile kasıklarında oluşan baskı onu iyice coşturdu. Oturur pozisyonun izin verdiği kadarıyla kalçasını yukarı kaldırıp kendini daha derinlere itiyordu. Bense bu itişi öne eğilerek v*jinamın önündeki o hassa noktaya yaklaştırmaya çalıyordum. Elimde ki vibratörü çalıştırıp ucunu klitorisimde gezdirmeye başladım.

Cem, göremediği bir nesnenin p*nisinin köküne doğru titreşim yayması ile irkildi ama biraz sonra klitorisimden v*jinama yayılan oradan da onun p*nisine yansıyan bu titreşimden hoşlanmaya başladı. “Ne o elindeki ?”diye sordu.

Cem yatakta oyuncaklara açık hatta seven biriydi. Hatta çift olarak kullanabileceğimiz we-vibe bana iki yıl önce doğum günümde ikinci bir hediye olarak almıştı. Önce “Böyle hediye mi olur” diye kızmıştım. Onun zoru ile kullanmış, bir ucu klitorisi uyarıp, diğer ucu g-noktasına denk gelecek ve p*nisinde altına girmesine izim verecek şekilde dizayn edilmiş bu oyuncak sonra bizim favorimiz olmuştu.

Cem’i içimden çıkartıp, yerine vi*ratörü v*jinama sokup p*nisini kalçalarımın arasında alıp, sıkıştırıp sürtemeye başladım.  İyice ıslanmış v*jinamda vibratörün titreşimi büyüyerek yayılıyordu. Vibratörün ucunu v*jinamın için de en çok zevk verecek şekilde gezdiriyordum.  Cem bana kalçaların arsındaki o yakın temasın erkeklere v*jinadan daha fazla zevk verebileceğini söylemişti. Şimdi yarı kapalı gözler ile o zevki tadıyor ve p*nisinin tam olarak nerede olduğunu anlamaya çalışıyordu. Sanırım bugüne kadar parmaklarından daha ileri gitmediğim diğer deliğime onu alıp almayacağımı merak ediyordu. V*jinamdan yayılan titreşimden ve onun p*nisinin anüsüm ve aradaki bölgeye sürtünmesinden zevk alıyordum. Ama daha fazlasına ne kafa olarak nede fiziki temizlik olarak hazır değildim.

Bir erkeği görsellikten mahrum bırakmak başta ateşleyici olsa da bir noktadan sonra etkisini kaybediyordu. Gözlerindeki kurdeleyi çözüp, onu tekrar içime alıp, öne doğru eğildim. P*nisinin giriş ve çıkışını ve biraz önce onu arasında olmaktan heyecanlandıran bölgeyi görmek onu iyice heyecanlandırmıştı. Son kez biraz klitorisime sürtüp, o noktaya kendimi iyice yaklaştırdım, artık son bir eşik kalmıştı.

Cem’in p*nisinin içimden çıkmamasına dikkat ederek, vibratörün başını üstündeki sıvılarımın ıslaklığından yararlanarak anüsüme soktum.  Bugüne kadar parmak dışında bir deneyimim olamayan deliğimde Cem’in p*nisinden daha ince ve pürüzsüz olan bullet vibratör ıslaklığının da etkisi ile rahatça ilerleyecek gibiydi. O bölge titreşimin hissetmenin verdiği garip zevke eşlik eden hafif bir sızlama olduğu için çok fazla zorlamadım.

Bu sefer arkamdan gelen titreşimler v*jinamı sarıyor, Cem’in p*nisinin içinde olması beni ayrıca çıldırtıyordu. Sanırım aynı titreşimleri hissetmek onun da hoşuna gitmişti kalçasının yukarı itişleri iyice artmıştı. İçgüdüsel bir hareket ile bacağımı koltuğun alçak kolunun üstüne doğru açarak bu itişlere ve titreşimin yayılmasına daha fazla izin verdim.  Onu fiziksel olarak zorlayan bu hareket aynı zamanda zevkini artırıyordu.

Artık eşik atlanmıştı, önce o org*zm olmaya başladı sonra da onun boşalırken ki kasılmaları ve inlemeleri ile ben.  V*jinamdaki p*nisten gelen kasılmalar, vibratörden gelen titreşimler ve son anda klitorisimin üstüne götürdüğüm Cem’in eli mükemmel bir üçlü oluşmuştu.  Kusursuz bir org*zmdı.

Kontrol dışı bir hale kendi geri onun üzerine bırakıp koluna sarıldım. Tam o sıra Cem’in kolunda sürekli görmekten dolayı kanıksadığım dövmeler dikkatimi çekti. Gerçi Cem dövmelerinden birini benle beraber olduğu dönemde yaptırmıştı ama org*zm ile birlikte gözümde daha bir canlı tekrarlanan o ilişkideki adamın dövmesi Cem’in dövmesine çok benziyordu.

Pera Palas’ı benim için daha özel kılan, ilk yıllarda erotik rüyalarımın kapalı gişesi, benzerini yaşamak için hayaller kurduğum o anları aynı adamla yaşıyor olabilir miydim? Bu kadar rastlantı olabilir miydi?  Bir yandan bir hayli uzaktan görmüş olduğum için zihnim bana bir oyun oynuyor olabileceğini düşünüyordum. Öte yandan o gecenin yaşandığı yıl, Cem’in rehberlik yaptığı yıllar ile örtüşüyordu.  İçimdeki Agatha Christie ipuçlarını birleştirmeye çalışıyordu.

Garip bir şüpheyle geceyi zehirlemek yerine geceyi yaşamaya karar verdim. Agatha bile burada dünyadan kaçıp, gizemli bir 11 gün yaşamıştı.  Daha sevişilenecek yatak, küvet ve hatta şanslıysak SPA vardı. Böylece yıllar önce yerinde olmak isteğim o kadınının bile yaşamadığı şeyleri yaşayabilirdim. Hatta bizi seyredenler varsa bu sefer ben onların fantezilerini tetiklerdim.

Yine de kadınsı bir merakla sormadan duramadım;“-Cem, sen hiç daha önce Pera Palas’ta kaldım mı?”

Kadınların Fısıltılarını Yazan Adam

Not: Yazıda ki sansürleme hakkında, sitemizin tek gelir kaynağı google reklamlardır. Sansürlediğimiz kelimeleri de google yasaklı kabul edip, yayımlanması halinde reklam gösterimlerine izin vermemektedir. Bunun için sizlerden özür dileriz.