Kürk Mantolu Eğitim Sistemimiz

Not: Başlık popüler kültürden beslenerek yazı çok okunsun diye özellikle seçilmiştir.

Bu haftanın en çok konuşulanı, bir televizyon kanalında Sabahattin Ali’nin romanı ile ilgili yaşananlardı. Sabahattin Ali’nin “Kürk Mantolu Madonna’sını” şarkıcı Madonna zannetmiş biri. Hemen yapıştırmışız ağzına tokadı durur muyuz tabi, “Cahil kadın ne olacak!” demişiz ve ardı arkası kesilmeyen gülme sesleri eklemişiz üstüne. Neredeyse tüm hafta memleketin varsa yoksa tek konusu bu kadının “cahil cesareti” oldu. Bu yaşananları sadece birinin yaptığı küstahlık olarak görmek ve bu olayın da iki gün sonra diğerleri gibi unutulacak olması beni rahatsız etti. Bu durumun eğitim sistemimizle ilgisi olduğunu söylemeye gerek olmadığını düşünüyorum.

Sabahattin Ali’nin ne ilginçtir ki ve ne yazıktır ki okuduğum ilk kitabı Kürk Mantolu Madonna’ydı. Ne yazıkkinin nedeni Sabahattin Ali, aşklı meşkli bir kitabın yazarı olarak uzun süre kalmıştı zihnimde. Dinlediğim kimi şarkıların sözlerinin Sabahattin Ali’ye ait olması şaşırtırdı beni. Yıllar sonra bir drama projesine danışmanlık yaparken karşıma toplumcu gerçekliğin en can haliyle çıktı Sabahattin Ali. Danışmanlık sürecinde neredeyse tüm kitaplarını okudum ve bu arada meraklarım başladı. Ailesini, siyasi düşüncesini, yaşadıklarını, Nazım’la bağını, öldürülüşünü öğrenmeye, Sabahattin Ali’yi farklı sözcüklerle okumaya çalıştım. Benimkisi kişisel bir arayıştı, kitaplarını severek okuduğum her yazar için bu kadar özenli davranmıyordum. Amacım yaratıcı yazma atölyelerimden birinin Sabahattin Ali kökleri ile beslenerek onu yaşatmasıydı. Bu araştırmalarım aslında ne kadar da cahil olduğumu ortaya çıkarıyordu. Her yeni okumanın yazarla ilgili, dönemle ilgili, politik tarihle ilgili ayrı bir derinlik gerektirdiğini görüyordum. En son  Bekar Örüm’e ait “Bayram değil seyran değil, Kürk Mantolu Madonna bizi neden öptü?” adlı bir yazıyı aynı heyecanla okudum.  Nazım’ın,  “Kürk Mantolu Madonna ile” ilgili yorumu olduğunu o zaman öğrendim. Nazım’ın bu kitap için bir şeyler dediğinden bihaberdim, bu cahillik mi, inanın artık ben de bilmiyorum. Cahillik ve derinlik nerede başlar, nerede son bulur konusuna girmeyeceğim.  

Bu yazıyı yazarken “Madonna” sözcüğünün altını çizdi bilgisayar ve kendi kendime güldüm, tam da bunu anlatmak istiyordum. Neyi ne kadar biliyoruz ki? Bir şarkıcı ile roman adının karıştırılmasına tersten bakalım; şarkıcı Madonna’yı ne kadar tanıyoruz, Breakfast Club’ı, Ray of Light’ı, Evita’yı duyduk mu veya duymak zorunda mıyız? Tüm yaşananlarda aslında farklı bir alt okuma yaparak bu “cahil cesaret”lerinin son dönemlerde neden arttığı irdelenmeli ve tartışılmalı.   

Ciddi hiçbir konuda konuşmayan, yorum yapmayan, sosyal medyada politik konularda yaz(a)mayan sevgili halk kahramanlarımız, bu suya sabuna dokunmayan “vurun abalıya” konusunda hemen ortaya çıkarak, parmakları ile bir suçlu gösterip gülmeye başladılar. Ülke olarak cehalete pirim verdiğimizi gözden kaçırıyoruz. Cahil biri çıkıp aslında William Shakespeare gizli müslümandı diyebiliyor, Tuğçe Kazaz siyaset uzmanı olarak anılıp ciddi haber kanallarında saatlerce konuşabiliyor. Benzer örneklerle her gün karşılaşıyoruz. Kitap özetleri cenneti haline getirilen, bilimsel tezin parayla fotokopicide yazdırıldığı memleketimizde, birine gülerek olayı bireye indirgemek yerine gün geçtikçe daha su yüzüne çıkan cahillikle mücadele edilmesi gerektiğine inanıyorum. Biz eğitimcilerin yaşamın hiçbir alanında cahilliğe pirim vermemesi ve Dunning-Kruger Sendromunu (“daha az bilgi sahibi olan kişilerin, çok daha fazla bilgi sahibi olan kişilerden daha fazla şey bildiklerini sanmaları”) tanımamız gerekiyor. Öncelikli hedefimiz cahillikle mücadele olmalı ardından cahilin cesaretini konuşmalıyız. 

Bir yakamız kültürle yoğrulduğunu düşünüyorken, bir yakamız en cahil ve hatta cahil cesaretli  haliyle yaşayıp gidiyor. Sorun şu ki iki yakamız bir araya gelmiyor ve yakalar iyice birbirinden ayrılırken işteşli nefret giderek büyüyor. Tam bu yol ayrımında biz eğitimcilere düşen görev, iki yakayı bir araya getirmek için çalışmak, çalışmak ve daha çok çalışmak.

İki yakanın bir araya gelebilmesi umuduyla…

Kaynak: mujdatataman@gmail.com – https://twitter.com/ataman_mujdat