Merdan Yanardağ kesinlikle okunmalı; Güncel tehlike AKP Darbesidir.

 Merdan Yanardağ kesinlikle okunmalı; Güncel tehlike AKP Darbesidir.

Siyasal İslamcı Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarının, başarısızlıkla sonuçlanan 15 Temmuz darbesinin yol açtığı krizi bir fırsata çevirerek, karşı devrim sürecini tamamlamaya çalıştığı, diğer bir ifadeyle dinci-faşist bir dikta rejimi kurmak için hareket geçtiği görülüyor. Bu nedenle bugün en büyük ve yakın tehdit AKP gericiliğinin karşı darbesi, Cumhuriyetin kurumlarına ve kazanımlarına saldırısıdır.

Darbenin bastırılıp, darbecilerin geri çekilmeye ve teslim olmaya başladıklarının kesinleştiği, 15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan gece de sabaha karşı Tayyip Erdoğan’ın, “Bu bize Allah’ın bir lütfu” demesinin anlamını bu tutumda aramak gerekiyor. Kriz yönetme becerisi bilinen Erdoğan, hızlı bir karar vererek, iktidar olmanın, üstelik darbeyi bastırmış bir iktidar olmanın bütün prestijini ve bu durumun sunduğu tarihsel inisiyatifi kullanmaya karar verdiği anlaşılıyor.

Bu anlamda, içinden geçtiğimiz bu tarihsel dönemeçte asıl ve yeni tehdit, Erdoğan ve AKP iktidarının islamo-faşist bir diktatörlük kurma girişimidir. Çünkü darbe girişimi bastırıldı ve hiç kuşku yok ki, Türkiye’yi kan gölüne çevirme potansiyeli olan bu saldırının püskürtülmesi bütün toplum için çok iyi oldu. Ancak, bu darbe girişimini gerekçe yapan iktidarın, kökleri Osmanlı Türk modernleşmesine dayanan bütün Cumhuriyet kurumlarının tasfiye etmeye başladığını görmek gerekiyor.

HÜKÜMET ARTIK CUNTADIR

Diğer taraftan, bu darbe girişiminin iktidar bakımından da yıkıcı sonuçlarının olduğu unutulmamalıdır. Bu sonuçlardan biri de hiç kuşkusuz, Erdoğan ve AKP iktidarının büyük yara alması, güç kaybetmesi, özetle façasının bozulmasıdır. Erdoğan ve AKP iktidarının sanıldığı kadar güçlü olmadığının, deyim yerindeyse yaşamının pamuk ipliğine bağlı olduğunun görülmesidir.

Krizi fırsata çevirmeye çalışan Erdoğan-AKP yönetimi, bu nedenle Olağanüstü Hal (OHAL) ilan ederek, dağılan iktidarını toparlamaya ve yeniden etkin bir iktidar gücünü elde etmeye çalışıyor. Bunu, kesintisiz bir karşı saldırı taktiğiyle yaşama geçirmeye yöneliyor. Ülke, Meclis onayı aranmaksızın hükümet tarafından çıkarılan kanun hükmündeki kararnameler (KHK) ile yönetilecektir. Bu fırsat verilmemelidir.

Bu saldırı taktiğinin beslediği ya da bağlandığı strateji ise, hiç kuşkusuz dinci-faşist bir dikta kurmaktır. Dolayısıyla AKPhükümeti bir cunta, valiler de birer sıkıyönetim komutanı haline getirilmektedir. Yeni rejimin silahlı gücü olarak polis öne çıkmaktadır.Bu bağlamda bütün ülkede ilan edilenOHAL, Erdoğan yönetiminin elindeki en önemli araçtır.

YENİ DARBE İKLİMİ VE SOKAKLAR

Erdoğan’ın, “Size müjdeyi verene kadar demokrasi nöbetine devam edin” demesinin bir anlamı vardır. Erdoğan’ın sözünü ettiği müjdenin ne olduğunun peşine düşülmelidir. Ülke her an bir oldu bitti ile, yani gerçek anlamda bir sürprizle karşılaşılabilir.

Türkiye fiilen yeni bir darbe iklimine girmiştir. Erdoğan’ın, “Size müjdeyi verene kadar demokrasi nöbetine devam edin” demesinin bir anlamı vardır. Erdoğan’ın sözünü ettiği müjdenin ne olduğunun peşine düşülmelidir. Ülke her an bir oldu bitti ile karşılaşılabilir. Erdoğan’ın sokaklara, meydanlara çağırdığı ve çekirdeğini siyasal islamcı militanların oluşturduğu taraftarlarını geri çekmemesinin nedeni, planladığı büyük bir hamle (müjde) için yeterince güçlü olmadığını bilmesidir.

İronik şekilde “demokrasi nöbeti” denilen, sokaklardaki gerici gösterilerin sürdürülmesinin böyle bir anlamının olduğu açıktır.Tekbirle demokrasi gelmeyeceğine göre, başka şey getirilecektir. Bu gösterilerin yeni rejime sokaktan onay üretilmesi, sanki büyük bir kitle desteğinin bulunduğu algısının yaratılması için kullanılmak istendiği ortadadır.

Ancak Erdoğan, iktidarın bütün olanakları kullanıldığı halde beklediği ya da umduğu gücü sokak ve alanlarda bulamadı. Sokaklara çıkan kesimler hem nitelik bakımınran hem de nicelik olarak son derece zayıftı.

Buna karşılık CHP İstanbul İl Örgütü öncülüğünde 24 Temmuz Pazar günü Taksim Meydanı’nda yapılan, solun büyük kesiminin de katıldığı “Cumhuriyet ve Demokrasi” mitingi, sokaktaki gerici kalabalıkları çok aşan büyük kitleselliğiyle toplumun cumhuriyetçi ve ilerici kesimlerinin gücünü ortaya koydu. Taksim mitingi, laiklik konusundaki büyük toplumsal duyarlılığı açığa çıkardı. Eğer bu etkinliklerin devamı getirilebilirse, inisiyatifin el değiştirmesi ve AKP’nin yenilgiye uğratılmasının hiç de zor olmadığını gösterdi.

DARBE TSK’YA YAPILIYOR

Bilindiği gibi, darbeciler sankiAKP ve Erdoğan’ın eski ortağı Gülen Cemaati’ne bağlı değilmiş gibi bir hava yaratılmak isteniyor. Toplumda inceden inceye bu yönde bir algı oluşturulmaya çalışılıyor. Böylece darbeye yönelik tepki,cumhuriyetten geriye kalan ne varsa ona yönlendiriliyor. Cumhuriyetin kazanımları ve değerlerine saldırmak için uygun bir iklim yaratılmak isteniyor.

Bu anlamda Cemaatin başarısız darbe girişimi, gerçekte Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ve bu kurumun ima ettiği bütün değerlere karşı bir darbeye dönüşmüş görünüyor. Öyle ki, TSK, tarihinin hiçbir döneminde bu kadar gururu çiğnenmiş, onuru ayaklar altına alınmış, saygınlığı neredeyse sıfırlanmış bir duruma düşmemişti.

Askerleri yerlerde sürüklenen ve tekbirle boğazı kesilen TSK, artık Kurtuluş Savaşını yapan, zaferin onurunu taşıyan ve Cumhuriyetin kurucu gücünü oluşturan bir kurum değildir. TSK’ya saldırı ve onu dönüştürme operasyonu, kökleri tanzimat’a kadar gider modernleşmeci kurumlara yönelik gerici saldırının, rövanşist bir bilinçaltının dışa vurumudur.

Bu tablo, Erdoğan-AKP yönetiminin  stratejik ve tarihsel hedeflerine ulaşmak için çok uygun bir siyasal zemin yaratıyor. O nedenle, Erdoğan-AKP yönetiminin, 2023 hedeflerini öne aldıklarına ilişkin bir izlenim güçleniyor. Yani,yeni bir rejim kurmak, örneğin,‘muhafazakar cumhuriyeti’ ilan etmek için yakalandığı düşünülen butarihsel fırsat kaçırılmak istenmiyor.

Devlet mimarisinde bir demokratikleşme tartışması yapılmadan,askeri okulların kapatılması, Kuvvet Komutanlıklarının Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanması, imam hatip liselerine Harp Okullarına giriş yolunun açılması, cami merkezli bir toplumsal örgütlenmenin öne çıkarılması, polisin sistem içindeki gücünün arttırılmasıbu anlama geliyor.

TARİHSEL KIRILMA

Yaşananlar, hiç kuşkusuz 200 yıllık Osmanlı-Türk modernleşme süreci ve tarihinde,yeni ve sert bir kırılmaya işaret ediyor. Süreç, bütün bütün yönleriyle bir karşı devrim karakteri kazanıyor.

Ancak, Erdoğan ve AKP liderliği büyük bir hesap hatası yapmaya devam ediyor. Çünkü gerçek tablo gördükleri ya da sandıkları şekilde olmadığı gibi yaptıkları hamleler de tam tersine sonuçlar yaratmaya da açık görünüyor.

Çünkü, Cumhuriyeti bir avuç seçkinin rejimi sanan ve ancak silahlı bürokrasisayesinde ayakta kaldığına inanan muhafazakar-dinci çevreler, bu hipotez çok yakın bir geçmişte, 2013 Gezi/ Haziran direnişi sonucuyanlışlanmasına karşın, gerekli dersi almamış görünüyorlar.

Oysa Cumhuriyetin ve onun ima ettiği ilerici değerlerin toplumsal temeli sanılandan çok daha geniş. Laikliğin sanılanın ötesinde bir toplumsal desteğe sahip olduğu ve içselleştirildiğinin de farkında olmadıkları anlaşılıyor.

Trajikomik olan da şu; darbeyi yapanların Türkiye’yi 11 yıl birlikte yönettikleri, Cumhuriyeti beraber boğazladıkları eski ortakları olduğunu unutuyorlar. Bu nedenle bütün cumhuriyet güçleriyle, bu toplumun ilerici kesimleriyle, soluyla, emekçileriyle kesin ve nihai (son) bir hesaplaşmaya girmeden, kendi rejimlerini kolayca kuramayacaklarını da görmemekte ısrar ediyorlar.

YENİ DARBE VE İÇ SAVAŞ

Erdoğan-AKP yönetimi, krizi fırsata çevirme anlayışıyla toplumu germeye, ülkeyi bir oldu bitti ile karşı karşıya bırakmaya devam ederse, iktidar, yeni darbelere açık hale gelecektir.Dahası Türkiye kaçınılmaz olarak bir iç savaşa sürüklenecektir.

Başta CHP olmak üzere, bütün sol ve ilerici muhalefet güçlerinin yapması gereken şey, “darbelere karşı demokrasi bloku” oluşturmak gibi, apolitik, süreci doğru okuyamayan ve son çözümlemede AKP iktidarına hizmet edecek bir tutumdan kaçınmakgerekiyor. Çünkü iktidar mücadelesinde en önemli şey kendi siyasal hattını belirginleştirmek ve ayrıştırmaktır. Bu bahiste kamucu, halkçı, laik ve aydınlanmacı bir programı toplumun önüne koymaktır. Tersini söyleyen bütün liberal eleştirileri –ki tümü yaşam tarafındanyanlışlandı- elinin tersiyle itmesini bilmektir.

Sözüm ona ortak “demokrasi nöbeti” tutmak ve böylece “darbelere karşı milli birlik” fotoğrafı vermek, ancak AKP iktidarına, onun ülkeyi islamo-faşist bir rejime sürükleme hesaplarına hizmet edecektir. Çünkü bu tutumun sürdürülmesi, AKP ve Erdoğan’ın, darbeyi bastıran demokrasi kahramanları gibi sunulmalarını sağlayacaktır. Toplumdan yeni bir siyasal ve tarihsel rıza üretmelerine olanak verecektir.

Oysa topluma asıl gösterilmesi gereken şey, ülkeyi Cemaat ve AKP’nin birlikte nasıl mahvettiği ve darbeye sürüklediği gerçeğidir. Toplumu bu yakın tehdit ve tehlikeye karşı uyarmak, Erdoğan-AKP sivil darbesine geçit vermemektir.

Bu dönemin dili, bağlamı olmayan bir demokratizm ya da liberal bir romantizm değildir.

Kaynak: http://m.abcgazetesi.com/guncel-tehlike-akp-darbesidir-7251yy.htm
Merdan Yanardağ kesinlikle   Merdan Yanardağ kesinlikle   Merdan Yanardağ kesinlikle   Merdan Yanardağ kesinlikle   Merdan Yanardağ kesinlikle   Merdan Yanardağ kesinlikle   Merdan Yanardağ kesinlikle   Merdan Yanardağ kesinlikle   Merdan Yanardağ kesinlikle   Merdan Yanardağ kesinlikle   Merdan Yanardağ kesinlikle   Merdan Yanardağ kesinlikle   Merdan Yanardağ kesinlikle   Merdan Yanardağ kesinlikle   Merdan Yanardağ kesinlikle   Merdan Yanardağ kesinlikle   Merdan Yanardağ kesinlikle   Merdan Yanardağ kesinlikle   Merdan Yanardağ kesinlikle   Merdan Yanardağ kesinlikle   Merdan Yanardağ kesinlikle   Merdan Yanardağ kesinlikle   Merdan Yanardağ kesinlikle   Merdan Yanardağ kesinlikle Merdan Yanardağ kesinlikle okunmalı; Güncel tehlike AKP Darbesidir. a bos 11