Mustafa Kemal –ismi dahil- öğretmenlerin eseridir!

Yılmaz Özdil: Öğretmen

Fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi, hem çalıştı, hem okudu. Arapça, Farsça, Fransızca öğrendi, öğretmen oldu. Yabancı bir özel okulda Türkçe öğretmeni olarak mesleğe başladı. Özel ilkokul açmaya karar verdi. Harap haldeki tek katlı, bahçeli bir mescidi onardı, sınıf haline getirdi.

Ezberci, ilkel eğitim metodlarını elinin tersiyle itti. O dönemin “ilk mektep”lerinde varolmayan tarih, coğrafya, matematik gibi dersleri okutmaya başladı. Okuma yazma öğretiminde uzuuun uzun heceleme metodu kullanılıyordu, bunun yerine, günümüzde kullanılan, harflerin seslerine dayalı, kelimeyi doğrudan okuma yöntemine geçti. Kızlar için sınıf açtı. Devrimdi. İlk kız öğrencilerinden biri, kendi kızı Yekta’ydı. Derslerin süresini bir saat tutar, ders aralarında öğrencilerine avluda jimnastik yaptırırdı. Öğrenci sırası, öğretmen masası, harita, karatahta, tebeşir, silgi gibi araçları kullanan, tarihimizdeki ilk öğretmenlerden oldu.

Okuluna yeni başlayan talebeye, eski ve çalışkan talebelerinden birini “lala” tayin ediyordu, bugünkü manasıyla mentorluk sistemine geçmişti. Öğrencileriyle birlikte, meşrutiyet lehine düzenlenen “hürriyet” mitinglerine katıldı. E haliyle, din tüccarları tarafından hedef haline getirildi… “Çocuklara gavurluk öğretiyor, dinsizlik öğretiyor” denildi, okulu defalarca basıldı, sınıfı darmadağın edildi, sıraları, masası, karatahtası parçalandı. Bu tür yobaz saldırılara maruz kaldığı dönemlerde, okuldaki eğitime geçici olarak ara verir, öğrencilerinin tek tek evlerine gider, derslere bu şekilde devam ederdi.

Kültür gezileri başlattı. Aileler öylesine güvenirdi ki, taa iki gün mesafedeki İstanbul’a düzenlediği yatılı gezilere, kız öğrencileri bile gelirdi. Sadece çocukları değil, ahaliyi de eğitirdi, mesela kendi cebinden satın alır, okuma alışkanlığı kazansınlar diye, okulunun etrafındaki esnafa ücretsiz kitap ve gazete dağıtırdı. Örnek oldu, rol model oldu, modern eğitim veren özel okulların sayısında adeta patlama yaşandı.

Şemsi efendi bu.

Mustafa Kemal –ismi dahil- öğretmenlerin eseridir.

Seneler sonra… 22 Eylül 1924’te Samsun gezisindeyken, kendisine eşlik eden gazeteciler “nereden ilham aldığını, kimlerden kuvvet aldığını” sorarlar. Atatürk ayağa kalkar, kendisini karşılayan kalabalığa doğru birkaç adım yürür, hoşgeldiniz diyerek, fötr şapkalı birinin elinden tutar, gazetecilere döner, şu tarihi konuşmayı yapar.

“Bizler dünyaya geldiğimiz zaman, bu topraklar üzerinde yaşayan herkesle birlikte, yokedici bir zorbalığın pençesindeydik. Ağızlar kilitlenmişti. Öğretmenler, yalnız bir noktayı dimağlara yerleştirmek zorunluluğunda tutuluyordu: Benliğini, her şeyini unutarak, bir korkunç hayale boyun eğmek, onun kulu kölesi olmak…
Bununla birlikte, hatırlamak gerekir ki, o baskı altında bile, bizi bugünler için yetiştirmeye çalışan gerçek ve fedakar öğretmenler eksik değildi. Şimdi burada bir büyük kişiye rastladım. Nakiyüddin bey, askeri rüşdiye birinci sınıfında öğretmenimdi. Bana henüz ilk bilgileri öğretirken, gelecek için ilk düşüncelerimi de vermişti.
Baylar, açıklamak istiyorum ki… İlk esin kaynağı, ana baba kucağından sonra, okuldaki öğretmenin dilinden, vicdanından, eğitiminden alınır.”

Ve, seneler sonra… Ağızlar kilitli. Zorbalığın pençesinde benliğimizi unutup, kul köle olmamız, baskıya boyun eğmemiz isteniyor.

Unutanlara gururla hatırlatmak gerekir ki…
Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller yetiştiren, gerçek ve fedakar öğretmenler eksik değil!

sozcu.com.tr