Nasıl Kendim Olabilirim?

Bu dünyadaki en kolay şey olmalı ama değildir. Kendisi olmak için kişinin bir şey yapmasına ihtiyaç yoktur; o zaten odur. Başka türlü nasıl olabilirdin? Nasıl başka birisi olabilirdin?

Fakat sorunu anlayabiliyorum. Sorun çıkar çünkü toplum herkesi yozlaştırır. O zihni, varlığı yozlaştırır. O sana şeyleri dayatır ve sen de kendinle temasını kaybedersin. O senden, olman gereken kişiden daha başka bir şey çıkartmaya çalışır. Seni merkezinin dışına çıkarır. Seni kendinden uzaklara sürükler. O sana bir İsa gibi ya da bir Buda gibi olmayı ya da şöyle ya da böyle olmayı öğretir; asla sana kendin olmanı söylemez. Asla sana olma özgürlüğünü tanımaz; zihnine yabancı, dışsal imajları zorla yerleştirir.

O zaman sorunlar çıkar. Rol yapabilirsin ama rol yaptığında asla tatmin olmazsın. Her zaman kendin olmak istersin – bu doğaldır – ve toplum da ona izin vermez. O senden başka birisi olmanı ister. Senin taklit olmanı ister. Senin gerçek olmanı istemez çünkü gerçek insanlar tehlikeli insanlardır; gerçek insanlar asidir. Gerçek insanlar öyle kolaylıkla kontrol edilemez, sisteme uydurulamaz. Gerçek insanlar kendi gerçekliklerini kendi tarzlarında yaşar; onlar kendi işlerine bakar, başka şeylerle uğraşmazlar. Onları din adına, devlet, ulus, ırk adına feda edemezsin. Onları herhangi bir şeye feda olmak için baştan çıkarmak imkânsızdır. Gerçek insanlar her zaman için kendi mutluluğu için vardır. Onların mutluluğu en son noktadadır: Onu başka hiçbir şey için feda etmezler. Problem budur.
O yüzden toplum her çocuğun aklını çeler: Çocuğa başka birisi olmayı öğretir. Ve çocuk da yavaş yavaş ikiyüzlülüğü, böbürlenmeyi öğrenir. Ve bir gün – ironi buradadır – toplum seninle şu şekilde konuşmaya başlar, sana der ki: Sana ne olmuş böyle? Niçin mutlu değilsin? Niçin perişan haldesin? Niçin üzgünsün? Sonra da din adamı gelir. Önce seni yozlaştırırlar, mutluluktan yolundan uzaklaştırırlar – çünkü mümkün olan tek mutluluk vardır ve o da kendin olmaktır – ve sonra da gelip sana derler ki: Niçin mutsuzsun? Niçin sefil bir haldesin? Ve sonra da sana mutlu olmanın yollarını öğretirler. Önce seni hasta ederler ve sonra da ilaç satarlar. Bu muhteşem bir tezgâh.

Bir gün…
Yaşlı, ufak-tefek bir Musevi bir bayan uçakta iriyarı bir Norveçlinin yanına oturur. Gözlerini dikip, adama uzun, uzun bakar. En sonunda ona dönüp, ‘Affedersiniz siz Musevi misiniz?” diye sorar.
Adam, “Hayır” diye yanıtlar.
Birkaç dakika geçtikten sonra adama bakıp yeniden, “Bana söyleyebilirsiniz; siz Musevi’siniz değil mi?” diye sorar.
Adam üzerinde çalışmaya devam ederek tekrar der ki: “Sizin bir Musevi olduğunuzu söyleyebilirim.”
Kadının kendisini rahatsız etmesine bir son vermek için beyefendi yanıtlar: “Tamam, Musevi’yim.”
Kadın adama bakıp kafasını ileri geri sallayarak, “Hiç benzemiyorsunuz” der.
İşte böyledir. “Nasıl kendim olacağım” diye soruyorsun. Sadece şu öykünmeyi bırak, sadece şu başka birisi olma güdüsünü bırak, sadece İsa, Buda gibi olma arzusunu, komşun gibi görünmeyi bırak. Rekabeti ve karşılaştırmayı bırak ve kendin olacaksın. Karşılaştırmak zehirdir. Her zaman için başkalarının nasıl yaptığına odaklı olarak kafan işliyor. Onun büyük bir arabası ve büyük bir evi var ve sen ıstırap çekiyorsun. Onun çok güzel bir kadını var ve sen acı çekiyorsun. O iktidar ve politika merdivenlerini tırmanıyor ve sen mutsuzsun. Karşılaştır ve taklit edeceksin. Şayet kendini zengin insanlarla karşılaştırırsan, onlarla aynı yönde koşmaya başlayacaksın. Şayet kendini okumuş kişilerle kıyaslarsan, bilgi depolamaya başlarsın. Şayet kendini şu sözde azizlerle kıyaslarsan, erdem biriktirmeye başlarsın ve bir taklitçi olacaksın. Ve bir taklitçi olmak tüm kendin olma fırsatını kaçırmak demektir.

Kıyaslamayı bırak. Sen eşsizsin. Hiç kimse senin gibi değil, senin gibi bir kimse hiçbir zaman olmadı ve hiçbir kimse de asla senin gibi olmayacak. Sen basitçe eşsizsin ve ben sen eşsizsin dediğimde sen başkalarından daha iyisin demiyorum, unutma. Sadece onların da eşsiz olduğunu söylüyorum. Eşsiz olmak her varlığın sıradan bir niteliğidir. Eşsiz olmak bir kıyaslama değildir, eşsiz olmak nefes almak kadar doğal bir şeydir.

Herkes nefes alıyor ve herkes eşsiz. Canlıyken eşsizsindir. Sadece cesetlerin hepsi birbirine benzer; canlı kimseler eşsizdir. Onlar asla benzemezler; olamazlar. Hayat asla kendini tekrar eden bir döngü izlemez. Varoluş asla tekrar etmez: O her gün yeni bir şarkı söyler, her gün yeni bir resim yapar.

Kendi eşsizliğine saygı duy ve kıyaslamayı bırak. Kıyaslamadır suçlu olan. Bir kez kıyaslarsan kötü yola düşmüşsündür. Kimseyle kıyaslama; diğer kişi sen değilsin, sen de diğer kişi değilsin. Bırak başkaları olsun ve sen de kendi varlığının içinde rahatla. Her kim olursan ol tadını çıkarmaya başla. Sana sunulan anlardan zevk al.
Kıyaslama geleceği araya koyar, kıyaslama hırsı araya koyar ve kıyaslama şiddet getirir. Savaşmaya, mücadele etmeye başlarsın, düşman hale gelirsin.

Hayat bir eşya gibi değildir. Mutluluk eşya gibi bir şey değildir: Eğer birileri ona sahipse sen olamazsın – “Şayet birileri mutluluğa sahipse ben ona nasıl sahip olacağım?” – Mutluluk bir eşya falan değildir. İstediğin kadar alabilirsin. Bu sadece sana bağlıdır. Onun için kimse rekabet etmiyor, senin bir rakibin yok. Tıpkı bahçenin güzelliği gibidir; ona bakıp beğenebilirsin, başka birisi de bakıp beğenebilir. Başka birisi bahçeyi beğenip güzel bulduğunu söylediği için sen engellenmezsin; diğeri seni sömürmüyor. Bahçe, başka birisi onu beğendiği, güzelliğinden başka birisi heyecan duyduğu için azalmadı. Aslında bahçe daha güzel çünkü birisi onu beğendi, bu kişi bahçeye bir boyut kattı.

Mutlu olan insanlar – sırf mutlu olarak mutluluk titreşimleri yaratırlar – esasen varoluşa bir nitelik katarlar. Eğer daha çok ve daha çok insan mutlu olursa bu dünyayı daha çok ve daha çok beğenebilirsin. Rekabet terimleri ile düşünme. Onlar mutlu iken nasıl mutlu olabilirsin gibi değildir. O yüzden de onların üzerine atlayıp mutluluk kopartmak ve rekabet etmek zorunda değilsin. Unutma, insanlar mutsuzsa senin mutlu olman çok zor olacaktır. Mutluluk herkese sunulmuştur; kalbini açan herkese mutluluk her zaman sunulmuştur.

Bu birisinin bir şeyi elde etmesi gibi değildir. Bu politik bir iş değildir: bir kişi bir ülkenin başkanı olmuştur şimdi hiç kimse başkan olamaz. Fakat birisi aydınlandığında, bu hiç kimsenin aydınlanmasını engellemez, hatta yardım eder. Buda aydınlandığı için senin aydınlanman kolaylaşmıştır. İsa aydınlandığı için o senin için de kolaylaşmıştır. Birisi yoldan yürümüştür; ayak izleri oradadır, bu kişi sana ince ipuçları bırakmıştır. Daha kolay daha derin bir güvenle, daha az çekince ile ilerleyebilirsin. Bütün dünya aydınlanabilir; her bir varlık aydınlanabilir. Fakat herkes bir başkan olamaz.

Bir ülkede yüzlerce milyon insan vardır; yalnızca tek bir kişi başkan olabilir: elbette ki o rekabetli bir şeydir. Fakat yüzlerce milyon insan aydınlanabilir bu sorun değildir.
Aşkın olan her şey rekabetsizdir ve senin varlığın aşkındır. O yüzden sadece onu araştır. Toplum senin kafanı bulandırdı; sana rekabetçi bir hayatı öğretti. Toplum hırstır; meditasyon hali, farkındalık hırssızdır. Ve sen hırssız olduğunda, sadece o zaman kendin olabilirsin bu çok basittir.

* OSHO