Org*zmınızı Nasıl Olurdunuz?

Aslında başlığı “V*ajinal org*azm yalanı!”, “Bizimki sizinkinden büyük!”, “Klit*oris çok yaşa!” gibi daha heyecanlı ve biraz da agresif tahayyül etmiştim, ama bu da iş görür.

Bir kadının doğumundan itibaren gerekli takım taklavata sahip olduğu, kullanım kılavuzu olmasa da yıllar içindeki deneme-yanılma yöntemleriyle kendi vücudunun biricik parçası olan organlarını tanıyacağı düşünülünce, “kadın org*azmı”nın sadece erkekler için değil, kadınlar açısından da neden üzerine bunca tartışılası, gecelerce düşünülesi, gizli gizli internetlerde araştırılası, üzerinden bir pembe diziye yetecek mutluluk, hüzün, öfke ve gözyaşı üretilesi bir olgu oluşuna insan gerçekten hayret ediyor.

aa002  Org*zmınızı Nasıl Olurdunuz? aa002ünite 1: vücudumuzu tanıyalım

Kadın meclislerinde bir hayli gündeme gelen sorular ilk kadehten sonra “Siz şimdi her seferinde..” ile başlayıp üçüncü kadehten sonra “Ben v*ajinal org*azm olAmıyorum:(” itiraflarına ilerleyebiliyor. Okuryazar olmanın yüke dönüştüğü konulardan biri şu org*azm meselesi olabilir. Vakt-i zamanında Freud Bey “Klitor*l org*azm olan kadın toydur, cinselliğini keşfedememiştir, cinsel olarak olgunlaştığında ise v*ajinal org*azmı öğrenir.

Birleşme ile org*azm olamayan kadın frijittir.” buyurduğundan ve bunu da genital anatomiye yahut fiziksel muayenelere değil, hikaye edilen olaylara ve gözlemlerine dayandırdığından, entelektüel kadınlar nesiller boyu adeta armut gibi olgunlaşıp v*ajinal org*azm çığlıkları atacakları günleri bekledi. Kadın cinselliğiyle ilgili zaten pek az bilimsel veri olduğundan, Freud’un öğretisi çok fazla kadının aklında, kitaplıklarında ve cinsel deneyimlerinde yer etmiş oldu. O yüzden belki bu konuda hiçbir ön bilgi edinmemiş, org*azm hakkında araştırmalara girişmeyip sadece bedenini dinleyerek çıkarımlar yapan kadınların önyargısız org*azmlara ulaşması daha kolay olmuştur.

feeee  Org*zmınızı Nasıl Olurdunuz? feeee“v*ajina mı lan o?”

Başka mevzularda “Neyse ki sene 2013 ve elimizin altında internet var” diyebiliyorken, v*ajinal ve klitor*l org*azm hakkındaki araştırmalarda maalesef bu tavrın pek geçerliliği yok. Anatominizi keşfetmek isteyen yeni ergen bir genç kız ya da daha çok bilgi edinmeye çalışan olgun bir kadınsanız dahi, arama motorlarından bulacağınız überbilimsel Cosmo tavsiyeleri “V*ajinal org*azmın 12 yolu”, “Yoksa siz hala annenizin klit*orisini mi kullanıyorsunuz?”, “G-noktanız yoksa da üzülmeyin, org*azm olamıyorsanız çay demleyin” seviyesinde olacak. Anatomi bilgimiz sıfır da olsa insanı şüphelendirecek kadar taraflı “Bazı kadınlar maalesef v*ajinal org*azm o-la-maz-lar, ama tabii bu s*eksten zevk almayacaklar demek değil” iddiaları, elimizde bir adet v*ajina, çifter dudak, bir klit*oris ve bir vücut dolusu libido varken neden bazı zavallı kadınların bu şerefli başarıya nail olamayacağının defaten yazılıp çizildiğini merak ettiriyor.

Sağ olsun, Anne Koedt 70’lerde “V*ajinal Org*azm Miti” başlıklı yazısıyla bu soruları kırk yıl öncesinden sormuş. Freud’un kadınları ikinci sınıf yaratıklar olarak gördüğünü anlattıktan sonra, çok haklı olarak klit*orisin bu kadar ayan beyan zevk verici bir organ olmasına rağmen her nedense beklenen rağbeti görmeyişini sorguluyor. Erkeklerin zevk organları p*enisin dahil olmadığı bir sevişme kafada canlanmazken, kadının p*enise tekabül eden klit*orisinin penetrasyon esnasında çoğunlukla devredışı kalması ve birleşme esnasında sadece v*ajinaya odaklanmak bir şekilde normalleşmiş. Hatta olması gerekenin zaten bu olduğu kabul edilmiş gibi. Erkeği bir makine gibi v*ajinasına penetre ederken Niyagara şelalesi gibi boşalmayan kadın da, cinsel açıdan gelişmemiş, frijit ve toy sıfatlarını hak edecek elbette!

V*ajinal ve klitor*l org*azmın uydurma hiyerarşisi bugün kafalarda ve internetlerde yerini koruyor. Ama 2013’te olmanın bize getirdiği büyük bir şans var ki, o da 2009 senesinde ilk kez 3 boyutlu olarak çizilen kadın cinsel organı modellemesine ulaşımımız olması. Ürolog Helen O’Connell’ın 2005 yılında yazdığı bir makalede, klit*orisi de içeren (iç) anatomi çizimlerinin hep iki boyutlu olmasının sıkıntısı vurgulanmış. Aynı makalede MR aygıtının 70’lerden beri erekte olmuş p*enis yapısını incelemekte kullanılırken, aynı stimülasyondaki klit*orisi gözlemlemeye ancak 90’ların sonunda başlandığı da anlatılıyor. Kadın cinselliği araştırmaları erkeklerinkini on yıllarca geriden takip ederken, en nihayetinde klit*orisin v*ajinanın ucundaki bezelye tanesi kadar nokta değil de, vücudun içinde rahmi saran kocaman bir organ oluşu da herkes için çok yeni bir bilgi. Evet, emniyet kemerinizi takıp yeniden okuyun: Klit*orisiniz zannettiğiniz noktacık, buzdağının görünen tepesi yalnızca!

Odile Buisson ve  Pierre Foldés’un 3D modellemesi ile haşmetli klit*oris karşımızda (sarı kısım).

aa0013  Org*zmınızı Nasıl Olurdunuz? aa0013Klit*orisin p*enis gibi erektal bir dokuya sahip olduğunu biliyorduk ama yüzölçümü açısından p*enis kadar büyük olduğunu biliyor muyduk? V*ajinamızın hemen altında durup rahim yolunu çepeçevre saran şu güzelliğe bir bakın! Buisson ve Foldés araştırmalarına G noktasının varlığını kanıtlamak için başlıyorlar, ama sonuçta vardıkları yer daha da heyecanlı oluyor. Bir nevi, v*ajinal org*azmcıları da, klitor*lcileri de haklı çıkarmaca: Evet v*ajinal penetrasyonla org*azm elbette mümkün, ama zaten v*ajinanın etrafını saran ve s*eks sırasında erekte olup zevki sağlayan organ bildiğimiz klit*oris. G noktası diye karanlıkta lamba düğmesi arar gibi arayıp durduğumuz yer de, v*ajina duvarı ile klit*oris yüzeyinin birbirine baskısından oluşan hassas nokta(lar). Fark ettiğiniz gibi, 2009’da yapılan bu modelleme ile bir anda kadın cinselliğinde devrim olmadığı gibi, halen bu büyük olaydan pek az insan haberdar (bilenler bilmeyenlere aktarsın, lütfen). İlginç şekilde, iki boyutlu da olsa 90’lardan beri vücudun içindeki büyük organ olarak varlığı tanınmış klit*oris ise, genelgeçer şemalarda hala yerini minicik bir nokta olarak koruyor. Ataerkil yapı (ataerkil demek istememek, ama yerine koyacak terim bulamamak) basbayağı klit*orisin boyutunu tanımıyor yani anlayacağımız. Zaten Koedt de 70’lerdeki feminizm dalgasının ucunu, klitor*l org*azmı keşfeden kadının aslında erkeğe ve p*enisine ihtiyacı olmadığını idrakine bağlıyor. Freud’un “erkek içerme zorunluluğu olan v*ajinal penetrasyon”lu tanımlarından sonra, etki-tepki hususunda feministler v*ajinal org*azmı hor görmeye, lezbiyenliği ve klitor*l org*azmı kutlamaya başlıyor (masal anlatır gibi feminizm anlatmak).

Velhasıl, şahsımda bütün bu modellemelerin, klit*oris bulgularının, org*azmın yeniden tanımlanması süreçlerinin şöyle bir etkisi var: OH BE. Kadınlar zaten nerelerinden ve nasıl uyarıldıklarının hesabını kimseye vermek zorunda değildiler tabii, ama içselleştirilegelmiş “v*ajinal org*azm yaşayan mükemmel kadın ve klit*orisiyle oynayan yavrucak” ikiliğinin suçluluğu altında ezilmeden, kafası rahat, kukusu rahat bir nesil yetiştirecek olabilme ihtimali yine de bir coşku seli. V*ajinalı, klit*orisli, memeli, anüslü, istediğiniz org*azmı seçin, talep edin, ayağınıza gelsin (ayaklı da olur mu ki acep?).

Sadece diz kapağının arkasından ya da meme ucundan stimüle edilince org*azma erişen kadınlar mevcutken, bu mefhumu kategorilere sığdırıp, bazı kadınlara bedenlerindeki ya da ruhlarındaki bir “eksik” nedeniyle belli bir tür org*azmı yaşayamayacaklarını söylemek saçmalığın daniskası oluyor. Org*azm gibi fizyolojik olduğu kadar, psikolojik de olan bir olguyu tanımlamaya elbet sadece şemalar, çizimler yetmez. Üstelik her klitor*l uyarılmayla aynı şiddette org*azm yaşanmadığı gibi, v*ajinal uyarılma ya da bir başka fiziksel stimülasyonla da her seferinde bambaşka sonuçlar almak olası.  O yüzden iş başa düşüyor, kimselerin vücutlarımız hakkında vardıkları yargılara kapılmadan, bedenimizi dinleyip ona cevap vermeyi öğrenmemiz gerekiyor.

Biterken:

Kaynak: http://www.5harfliler.com/