Ne Kadar Çok Atacak Şeyimiz Var

O neden aldığımı bilmediğim saçma sapan renkli ojeyi, Kilo alınca giyerim elbisemi,
Sadece bir taşı düşmüş ben bunu takarım kolyemi,  Masanın altına itiştirdiğim bir boyasam pırıl pırıl, giyerim ki ben bunu botlarımı, Dolapta gün yüzü görmeden bekleyen o kulpu kırık çok sevdiğim fincanı..

Neyse halim diye aldığım o rengi bana hiç yakışmayan çirkin ötesi ruju, O hiç sevmediğim insanla çekilen sırf güzel çıkmışım diye silmediğim fotoğrafı, Hani çekmecenin en dibinde ben bunu kullanırım diye tuttuğum broşu attım ben.

Oh, şöyle bir kendime geldim, sen de at…  Şimdi de “belki’” leri at. Hele ihtimalleri dök eteğinden gitsin.  Olacaktı, son anda dağlar denize paralel olduğu için olmadı. Kesin olurdu. Olmamış işte…

Takılıp kaldığın o geceyi, Düşünüp durduğun o günü, Kanayıp durduğun o yaratılmışı at.
Yanında olmayanların o aklında kalan görüntülerini, O hiç yapmadığın yüz maskesi tarifini,
Gazeteden kesip sakladığın o diyet listesini,  İçini oyan o son cümleyi at. İçinde kalan ukdeyi at.  O azimle, inançla zamanı gelince yemeyi beklediğin intikam yemeğini de dök gitsin. Soğudu mu tadı olmaz bir kere.

Cevabı olmayan soruları unut. Kaçırdığın fırsatları, yürümeyen ilişkileri, Ucuz aşk romanlarını, bir de o yıllardır sakladığın Antalya’dan kalma şarap şişesini at. Yolunu beklediğini, yolunun tam ortasında bekleyenleri,  O bir türlü alamadığın tüvit ceketin hayalini,  Arkandan konuşanları, aldığın ilk mektubu, Hatta aldığın son mektubu,
Hatıra defterini de at gitsin.

Çalışmayan o kol saati var ya, kaldırıp at gitsin. Kaçan vapuru, yersiz acıları, Zamansız, hem yaş aldıran hem gözü yaşlandıran o konuşmaları at.  “O gün” var ya, işte tam o günü at gitsin.  Yastığının altında sakladıklarını, yorgandan önce üzerini örtenleri at…
Bak, şimdiden aydınlandın değil mi…? At gitsin, kıymetli olan sensin.

Kaynak: https://anetteinselberg.com/2016/11/07/ne-kadar-cok-atacak-seyimiz-var/