Ne Paris’in kruvasanı ne Avrupa’nın monotonluğu

Ne Paris’in kruvasanı ne Avrupa’nın monotonluğu

Beş gün Avrupa’da gezindim ve memleketin kıymetini anladım. Teşbihte hata olmaz da, Türkiye animasyonlu tatil köyüyse, Avrupa Emekli Sandığı kampı! Ha evet, işler rahat, trafik yavaş, insanlar geç ölüyor, tamam. Ama bence o ölenler sıkıntıdan ölüyor. “Gidelim buralardan” diye ötenler, bu kadar adrenaline alıştıktan sonra çok ararsınız burayı!

Biz adrenalin bağımlısı olmuşuz, Avrupa bizi keser mi?

Yine de iki kruvasan yeriz, sokaklarda geziniriz filan diye kalktık gittik. Öncelikle, Avrupa’da sokaktaki muhabbetin hiç tadı tuzu yok. “Naptın”, “Notere gittim, arabamın vergisini ödedim”, “Akşamüstü ne yapacaksın?”, “Belki bir bira içerim, katılmak ister misin?” filan falan. Oysa ben daha pasaport kontrolünden çıkarken buraların sohbetini çok özleyeceğimi hissettim. Bizim polisin önüne SGK bildirisiydi, Hürriyet’te çalıştığıma dair belgeydi şuydu hepsini yığdım. Sonra şöyle bir diyalog yaşandı: “Bunları niye veriyorsun ki?” dedi. “Sen niye almıyorsun ki, mecburi değil mi?” dedim. “Niye, sen o kadar tehlikeli biri misin?” gibi bir çıkış yaptı. “Tehlikeli ha? Sen beni tanımadın galiba?” diye gördüm ve artırdım! Birkaç saniye dik dik birbirimizin gözünün içine baktık. Sonra hemen sarılıp resim çektirdik!

Şimdi, bu 40 saniye içindeki diyalog ve duygu durumu değişikliği ancak filmlerde yaşanır! Sevgili ‘Gelecekten endişeli kardeşim’, tut ki Avrupa’ya taşındın, bunu özlemeyecek misin? Gözlerimin içine bak ve söyle! Zaten ne dersen de, üç saniye sonra muhtemelen birbirimize sarılıp ağlar, sonra derhal siyaset konusunda küfürlü bir kavgaya girişiriz. Anlatabildim mi?

Avrupa şehirleri bizim memleketin yanında Akdeniz kasabası gibi. Kötü anlamda. Her şey yavaş, monoton, mıy mıy… İnsanlar sonsuza kadar yaşayacaklarını zannediyorlar. Oysa biz gerçeği biliyoruz. Her an ölebilirsin! Her an darbe olabilir. Herkesin gizli kimlikleri olabilir. Takma isimlerle tarikat kurmuş tipler ülkeye komplolar yapabilir. Öte yandan, her an düne kadar birbirine gıcık olanlar el ele tutuşabilir! Aşağı yukarı her şeyi görmüş bir millet olarak, bizim felsefemiz çok daha pratik: En iyisini ümit et, en kötüsüne hazırlıklı ol!

Koca ülke düşünün ki, bir hafta boyunca ana haber bültenlerinin bir tane ‘Son dakika’sı olmasın. Hâlâ Nice saldırısı konuşuluyor. Bize ise Atatürk Havalimanı saldırısı 20 yıl önce yaşanmış filan gibi geliyor. Böyle bir hız. Woody Allen’ın ‘Annie Hall’ filminde dediğine katılıyorum: “Fazla yumuşak ortamlar bana iyi gelmiyor, hemen olgunlaşıp çürümeye başlıyorum.” İyi tarafından bakmalıyız. Stres, gerilim, insanı diri tutar, genç tutar, çakı gibi olursunuz. En azından böyle düşünürseniz daha iyi hissedersiniz.

Avrupa’da gazeteciler beleşe para kazanıyor! Dediğim gibi, ne bir son dakika, ne patlayan bombalar altında yayın, ne hayati tehlike… Neymiş, hayvanat bahçesinden kaçan ayı bir yazlığın bahçesinde yakalanmışmış! Ve bütün gün bu haber tekrar tekrar dönüyor iyi mi? Bizde gazetecilerin, hele ki CNN Türk, Hürriyet filan gibi haberciliğin zorluğu yanında, bir de binaları sürekli basılan yayın organlarının çalışanları Fransız starlarının standartlarını hak ediyorlar. Hande Fırat, Marion Cotillard’ın evi gibi evde otursun, İsmail Saymaz Gerard Depardieu’yle aynı parayı kazansın. (Zaten reytingi de Gerard’dan fazladır bu aralar.) Avrupalı gazeteciler de bence asgari ücretle çalışsın. Birincisi bizimkilerle karşılaştırınca icra ettikleri bildiğin part-time ‘Yan uğraş’. İkincisi, zaten asgari ücret orada 2000 dolar! Hayvanat bahçesinden kaçan ayıya iyi bence.

Günlerdir hangi astrolog darbeyi tahmin etti, önümüzdeki aylarda gezegenlerin dizilişi bir darbe kalkışmasını daha haber veriyor mu filan diye gözümüz burç tahminlerinde! Oysa Avrupa, astroloji konusunda çok avam. Aşktı, paraydı bunlara bakıyor. Bizse siyaset bilimiyle astrolojiyi bir potada eritip dert edinen tek milletiz.

Her Türk asker doğar, evet. Ama biz artık onu aştık, “Her Türk asker doğar ve bilahare savunma stratejileri uzmanı olur” diyebiliriz artık. Gelişigüzel seçilmiş bir Avrupalı, son üç genelkurmay başkanını ezberden sayabilir mi? Hangi şehrin neresinde askeri üs var söyleyebilir mi? Bir F-16 pilotunun eğitim süresini sorsan bilir mi bu insanlar? Cahil bunlar ya, bırak Allasen.

Bir de malumunuz “Türk gibi güçlü” lafı vardır. Bu güne kadar ben dahil herkes, bunu kas gücü zannediyordu. Meğer psikolojik dayanıklılık anlamındaymış. Son bir ayda yaşadıklarımızı uzayda 3 yıl kalan astronotlara filan yaşatsan şimdi hepsi kafasında huniyle dolaşıyordu. Oysa bakıyorum, fıstık gibi mitingler, şarkılar türküler, sokaklarda çoluğunu çocuğunu gezdirenler, tatil beldelerinde beach partiler, çarşıda pazarda meyve seçenler, parka bahçeye yayılıp güneşlenenler… ‘Öldürmeyen her şey güçlendirir’ klişesi doğruymuş. Artık ekonomik kriz, bilmem ne gribi, hatta terör şu bu, vız gelir tırıs gider. Ben düşman bir ülkenin yöneticisi olsam Türklerden çok fena korkardım, “Bunlar yedi canlı” der, huzursuz olurdum.

Ezcümle, son günlerin gerilimini kaldıramayıp, morali bozulup, Avrupa’ya filan yerleşmek isteyen varsa, tavsiyem şu: Oturma izni, paraydı puldu, işti evdi, onlar mesele değil, halledersiniz de… İki haftada sıkıntıdan kendinizi kesersiniz, ben söyleyeyim! Sabah kahvaltısında iki kruvasan yiyeceksiniz diye çekilmez o monotonluk. Sen kal burada, atla Nişantaşı’na gel, ben ısmarlarım.

Gülse Birsel
Kaynak: http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/gulse-birsel_488/ne-parisin-kruvasani-ne-avrupanin-monotonlugu_40183779
Ne Paris'in kruvasanı ne  Ne Paris'in kruvasanı ne  Ne Paris'in kruvasanı ne  Ne Paris'in kruvasanı ne  Ne Paris'in kruvasanı ne  Ne Paris'in kruvasanı ne  Ne Paris'in kruvasanı ne  Ne Paris'in kruvasanı ne  Ne Paris'in kruvasanı ne  Ne Paris'in kruvasanı ne  Ne Paris'in kruvasanı ne  Ne Paris'in kruvasanı ne  Ne Paris'in kruvasanı ne  Ne Paris'in kruvasanı ne  Ne Paris'in kruvasanı ne  Ne Paris'in kruvasanı ne   Ne Paris'in kruvasanı ne Ne Paris'in kruvasanı ne Avrupa'nın monotonluğu a bos 83