”Ne Zararı Var Ki?”: Sahtebilimin Zararlarına ve Tehlikelerine Örnekler… Kesinlikle okunulası bir yazı.

Şüphecilik ve Sahtebilim: Bilim Dışı İddialara Karşı Bilimsel Gerçekler…

Cehalet Kaynaklı Bir Soykırım
Şüpheciler (skeptikler) olarak sıklıkla, başka insanların tıp, biyoteknoloji ve bilim algılarını eleştirdiğimiz için sözlü saldırılara maruz kalıyoruz ve bu yaptığımızla yüzleştirilmeye çalışıyoruz. Sürekli olarak, “Başkalarının inançlarına saygı göstermelisiniz!” gibi tepkiler alıyoruz. Şüpheciliğe pek kulak asmak istemeyen bir kitle ise, çok popüler sahtebilim örnekleri karşısında omuz silkip “Ne zararı var? Ne olacak sanki?” diyorlar.
Zararı şu ki, aslında bu yanlış bilginin bize olan bedeli bunu göz ardı edemeyeceğimiz kadar çok. Zararı gerçek ve yıkıcı. Bize olan zararı görmek çok basit; milyarlarca doların çer çöp tedavilere ayrılması, milyarların önlenebilinecek hastalıkları tedavi etmek için harcanması mesela. Bu zararın sonuçları ise, hatta ömürlerin kısalması, vücutların sakatlanması, gözlerin kör olması ve hatta çocukların ölmesi…
Tıbbi komplo teorilerin ve temelsiz korku tacirliğinin bedeli çok muazzam ve korkunç. Milyonlarca insan bu yüzden yaralanıyor ve hatta ölüyorlar. Adeta cehaletten kaynaklanan bir soykırımdan bahsediyoruz. İşin kötüsü bu katliam sürekli olmakta, her yıl sürmekte, bilim, serbest pazar ve sağlam politikalar aracılığıyla kurtarılabilcek sayısız yaşamı sonlandırmakta.
Karşı karşıya olduğumuz şey soykırımsal bir aptallık, ve bu dünya genelinde. Size burada sahtebilimci komplo teorilerinin ne kadar yayıldığını gösterip, sebep oldukları zararlar bazılarını kanıtlayacağız.
Sahtebilimci Komplo Teorilerinin Egemenliği
Amerika Birleşik Devletleri’nde tıp hakkında komplocu inançlar abartısız bir şekilde aşırı yaygın. JAMA Internal Medicinetarafından gerçekleştirilen bir araştırmaya göre, Amerika halkının yarısı en azından 1 adet komplo teorisine inanıyor, ve %18’i 3 ya da daha fazlasına inanmakta. %20’si (buna karşı yapılan tüm araştırma ve bulgulara ragmen) aşıların otizm ile alakalı olduğuna ve doktorların bunu örtbas ettiğine inanıyor. %37’si ise hastalıklara karşı “doğal çare”lerin ilaç şirketleri ve hükümetler ortaklığıyla engellendiğine inanıyor.
Bu komplocu inançlar aynı zamanda 28 milyar dolarlık organik gıda sektörünü ve 34 milyar dolarlık alternatif tıp endüstrisini teşvik ediyor. Örneğin 3 ya da daha fazla komplo teorisine inanan bir insan, hiç birine inanmayan birine göre, bitkisel takviyeler alıp kullanmaya 3 kat daha yatkın.
Gelişen dünyada AIDS konusundaki komplo teorileri revaçta. AIDS inkarcıları ( AIDS’in varlığına inanmayanlar ya da HIV’nin buna sebep olduğuna inanmayanlar) çoğu Afrika ülkesinde köklenmiş durumda ve sıkça bu görüşler AIDS’in kaynağı konusundaki komplo teorileriyle el ele gelişmekte (ABD’nin AIDS’i siyahileri öldürmek üzere geliştirdiği gibi)
Güney Afrikada, 15-49 yaş arası insanların beşte birinin HIV pozitif olduğu bir klinikte yapılan araştırmaya göre, genç yetişkinlerin %30’u HIV’nin yayılmasında büyücülüğün etkili olduğuna inanırken, %19’u “taze meyve ve sebzenin AIDS’e şifa olabileceğine” inanmakta, hatta %21’i HIV’in CIA tarafından oluşturulduğuna inanıyor. Bu tarz komplo teorilerine inananlar ise korunmak için prezervatif kullanmamaya 1/3 oranında daha yatkın.
Ünlüler, politikacılar, aktivistler ve topluluk liderleri ise bu tıbbi komplo teorilerinin yayılmasında çok kilit bir rol oynadılar. Lew Rockwell, Ludwig von Mises Enstitüsünün kurucusu, HIV/AIDS başta olmak üzere biyoteknoloji şirketleri, aşılar vebaşka tıbbi tedaviler konusundaki yalanların yayılması konusunda çok etkili olmuştu. Liberal bir komedyen ve ateist camianın çok sevdiği biri olan Bill Maher bile, HBO kanalındaki programı aracılığıyla aşılara karşı korkuyu körükledi. Meşhur Oprah Winfrey’in ise alternatif tıp sektörünün “kraliçe arısı” olduğunu zaten biliyoruz.
Aşı Karşıtı Komplo Teorileri
Her yıl 3.000.000 insan, aşılarla önlenebilecek hastalıklar yüzünden ölüyor (bu sayı, sıtmaya karşı geliştirilen yeni aşıları da hesaba katarsak artabilir). 1.5 milyonu ise 5 yaşın altındaki çocuklar.
Gelişmiş ülkelerdeki komplo teorisyenleri aşıların otizme sebep olduğuna dair temelsiz iddialarla yeni korkulara sebep oldular ve aşı olma oranını düşürdüler. Bu ise özellikle de Batı’da yıllar önce ortadan kalkmış kızamık ve boğmaca gibi hastalıkların yeniden hortlamasına sebep oldu. 2007de aşılara karşı kişisel duygularını halka duyurup bir kampanya başlatan eski Playboy modeli Jenny McCarthy ve destekçilerine karşı yapılan JennyMcCarthyBodyCount.com (Jenny McCarthy ceset sayısı) sitesi ABD’de önlenebilir hastalıklara yakalananlar (139.199) ve buna bağlı ölümlerin (6265) ve aşıya bağlı olarak ortaya çıkan otizmin (0) çetelesini tutmakta.
''Ne Zararı Var Ki?'': Sahtebilimin Zararlarına ve Tehlikelerine Örnekler... Kesinlikle okunulası bir yazı. 52141726 measlesjpg
Son yıllarda ABD’ni çok büyük kızamık salgınları vurdu. Bu salgınları başlatanlar genellikle turistler ya da yurtdışına çıkanlardı ve bu aşıyı yaptırmayan amerikalılar bunu bir salgına çevirdiler.
Afrika, Asya ve Orta Doğu’da diğerleri yanında dini ekstremistler aşıların iktidarsızlık ve kısırlığa sebep olarak İslam’ı ortadan kaldırma teorilerinin bir parçası olduğunu savunmaktalar. Nijerya, Pakistan ve Afganistan’da çocukları çocuk felcine karşı aşılayıp bu hastalığı ortadan kaldırmaya çalışan sağlık görevlileri saldırılara uğrayıp öldürülmekteler. Mart 2014’te, Pakistan’da bir aşı ekibinin arabası bombalanarak 1’i çocuk 11 kişinin ölmesine ve 12 kişinin yaralanmasına sebep oldu.
Aşılara karşı komplocu inançlar ve kamusal sağlık birimlerine karşı güvensizlik çocuk felcinin, kızamığın ve benzeri hastalıkların ortadan kaldırılmasına engel olurken, salgın hastalıkların kontrolsüzce yayılmasına da ön ayak olmakta.
Biyoteknoloji Karşıtı Komplo Teorileri
Altın Pirinç
Her yıl 668.000 çocuk vitamin A eksikliği yüzünden hayatını kaybederken 250.000-500.000 arasında çocuk ise kör olmakta. 250 milyon insan vitamin A eksikliği riskinde ve vitamin A eksikliği bağışıklık sistemini de riske attığı için 1 milyon çocuk buna bağlı olarak hasta olup yaşamlarını kaybediyorlar.
Ama 2000’de icadından bu yana, GDO karşıtı fanatikleri şiddetle “Altın pirinç”’in yasallaşmasına karşı çıktılar. Altın Pirinç, genetiğiyle oynanarak vitamin A üretmesi sağlanan bir pirinç türü. Sadece 85 gramı bir çocuğun günlük vitamin A ihtiyacını karşılamaya yeterli. Filipinlerde geçen yıl Altın pirinç ekimi yasallaştığında Greenpeace aktivistleri tarlaları harap etti. Özellikle de bu tarz muhalifler yüzünden geride bıraktığımız 12 yılda 5 yaş altında en azından 8.000.000 çocuk vitamin A eksikliği yüzünden hayatını kaybetti.
''Ne Zararı Var Ki?'': Sahtebilimin Zararlarına ve Tehlikelerine Örnekler... Kesinlikle okunulası bir yazı. 52709166 goldenricejpg
Altın Pirinç
GD Tahıllar ve Gıda desteği
2002 yılında kuraklık ve mahsul kıtlığı Afrika’nın güneyini süpürdü geçti. Devasa bir kıtlık an meselesiydi ve neredeyse 13 milyon kişi açlıktan ölme riskindeydi. Malawi’de çocuklarda yetersiz beslenme sadece 3 ayda %6 dan %19a fırlamış ve bebek ölümleri %71e fırlamıştı.
Dünya Sağlık Organizasyonu (WHO) tarihin en büyük bağış görevini başlatarak 650.000 ton gıdayı 10 milyon kişiye dağıttı, devasa bir faciayı engelledi. Ama özellikle de GDO karşıtlarının talepleriyle Zambia hükümeti milyonlarca vatandaşının talepleri aksine 35000 tonluk gıda desteğini GDO şüphesiyle reddetti.
O zamandan bu yana, düzinelerce ülke eğitimsiz korku tellallığının etkisiyle GD tahılları yasakladı, GD tahılların güvenli olduğuna ve verimi arttırdığına dair bütün kanıtlara rağmen. Bu esnada dünya genelinde 870 milyon kişide kronik yetersiz beslenme görülüyor, gelişen ülkelerdeki çocukların 3te biri buna dahil.
AIDS Komplo Teorileri
1980’lerden bu yana, AIDS salgını 30 milyonun üstünde insan öldürdü. Dünya genelinde 35 milyon kişi HIV pozitif. Her yıl 2.6 milyon insan enfekte oluyor, 1.8 milyon kişi ise hastalığa bağlı olarak ölüyor. Buna rağmen AIDS’in var olmadığını, varsa bile HIV’nin AIDS’e sebep olmadığını savunan insanlar var.
Bu modern Katliam inkarcıları HIV/AIDS’in bir mit olduğunu ve gerçek tehlikenin HIV tedavisinde kullanılan antiretroviral ilaçlar olduğunu söylüyorlar. Iddialarına göre bu ilaçlar FDA ve sağlık organizasyonları insanları kar amacıyla zehirliyor. Prezervatif kullanmanıza gerek yok, seks sonrasında basitçe duş almanız, cinsel yollarla bulaşan hastalıklara yakalanmamanız için yeterli diyorlar.
Bu deli saçması fikirler ölümcül bir karmaşa yaymakla kalmıyor, yeterince yayıldığında politikayı bile etkileyebiliyor. Tahmini olarak 343.000 kişi 1999 ve 2007 arasında Güney Afrika’nın AIDS inkarcı fikirleri benimsemesi yüzünden hayatını kaybetti. Ek olarak 170000’in üstünde yeni HIV enfeksiyonları gerçekleşti, buna ek olarak 35.000 dikey enfeksiyonda (anneden çocuğa) buna dahil.
''Ne Zararı Var Ki?'': Sahtebilimin Zararlarına ve Tehlikelerine Örnekler... Kesinlikle okunulası bir yazı. 52774751 hivjpg
En Eski Düşmanımıza Karşı Kayıplar
Bu problemlerdeki örnekler hep açlık ve hastalık olsa da her bir seferinde çözümü zaten keşfetmiştik, ama yine de çözümü reddettik. Batıl inançlara ve istemli cehalete eğilimimiz bizi geriye götürüyor. Eğer daha iyisini biliniyorsa, cehalet ahlaken nötr değildir. Cehalet insanlığın en temel düşmanıdır. Ve Güney Afrika’da AIDS yüzünden ölen 340000 kişiden vitamin A eksikliğinden ölen 8 milyon çocuğa kadar cehaletin etkisi harap edici.
Fakirliğin, hastalığın ve hatta ölümün kökeninde cehalet yatıyor ve bu çok doğal. Bugün sağlıklı ve hayatta olmanızı sağlayan şey, bir kaç adet kahraman kadın ve erkeğin kararlı çabaları, Maurice Hilleman (14 farklı aşı bularak tahminen 1 milyar insanın hayatını kurtardılar) ve Norman Borlaugh (Genetiği değiştirilmiş Tahıllarla 1 milyar insanı açlıktan kurtardığı tahmin ediliyor) gibilerinin çabasıyla doğanın amaçlarına karşı koyabiliyoruz.
Onların çalışmaları bilimsel enstitülerin cehalete karşı açtığı savaşın bağlamına derinden bağlıydı. Batı’da bizden daha bilgili enstitülerin olmasından harika bir biçimde faydalandık. Bilim ve pazarlar ve bu ikisini kullanan dünya çaplı sağlık kampanyaları çiçek hastalığını ortadan kaldırmamızı sağladı, 7 milyar insanı beslememizi sağladı ve bulaşıcı hastalıklara darbe üstüne darbe indirdi. Fakat yine de bu enstitülerimiz sürekli bir saldırı altında ve biz paranoya ve akıldışı güçlere karşı kayıplar yaşıyoruz.
Bilimsel ve ekonomik gelişimin faydalarını anlamadan da onları kullanarak hayatınızı kolaylaştırabilirsiniz. Kimse sizden sesinizin dünyanın bir ucundan öteki ucuna gitmesini sağlayan teknolojiyi ya da gün be gün sayısız kez hayatınızı kurtaran teknolojiyi anlamanızı beklemiyor. Fakat çağdaşlığın, modernliğin temeline saldırmanızı kimse göz ardı edecek değil. Milyonların hayatını riske atacak bir görüşünüze sadece “ayrımcı” olacak diye karşı çıkmayıp onu “fasülyeden sayacak” değiliz. Dünyanın bilgisiz batıl inançlar ve kendini beğenmiş cehalet çarmıhına asılmasına göz yumacak değiliz.
Carl Sagan’ın Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı isimli şaheserinde de yazdığı gibi:
 “Korkarım ki… Sahtebilim ve batıl inançlar her yıl daha çekici hale geliyor, saçmalıkların siren şarkısı daha gürleşiyor , daha cazipleşiyor… Çağlar öncesinden kalma düşünce gelenekleri kontrolü ele geçirmeye çalışıyor. Mum ışığı titriyor. Karanlık toplanıyor. İblisler kalmaya başlıyor.”
Milyonlarca kişinin aklına karanlık düşmüş ve iblisler serbestçe dolaşmakta. Ve Robert Ingersoll’un dediği gibi, “mantık meşalesini alıp, yükseklere çıkarmak ve böylece karanlıkları def etmek” bizim sorumluluğumuz.
Çeviren: Oğuz Ursus Bolgi (Evrim Ağacı)
Kaynak: Skeptical Libertarian