Neden Karşılaştığımız Her İnsanın Değil de Çok Küçük Bir Azınlığın Kokusu Bize Çekici Geliyor?

Hayatımızda unutamadığımız kokular vardır. Kokularını beğendiğimiz insanlar ise her zaman kısıtlıdır. İngiltere’de yapılan bir deney ile bu durum açıklanmış. Olaylar çok farklıymış.

uğruna dünya’yı mars’a bağlayacak kesintisiz 4 şeritli otoyol uzunluğunda düzülen şiirlerin, methiyelerin yanında, insanın bilinçsiz de olsa içgüdüleri ve mevcut genlerinin etkisiyle yaptığı rastgele gibi görülen seçimlere bir örnektir sevgilinizin mis gibi kokması…

peki neden dışarıda her gün karşılaştığımız her insanın değil de, sadece bu kalabalıktaki çok küçük bir azınlığın kokusu bize çekici geliyor ?

ingiltere’deki bir üniversitede bununla ilgili bir deney yapılıyor (şimdi tam ismini hatırlamadım bu üniversitenin. izlediğim belgeseli bulunca burayı editleyeceğim. “isviçreli bilim adamları” muamelesi çekmeyin…). o sırada kampüste eli cebinde dolaşan rastgele bir bebeyi seçip alıyorlar labaratuvara. daha sonra da önüne 11 tane ağzı sıkı sıkıya kapalı kavanoz koyuyorlar. bu kavanozların içinde de 11 tane t-shirt bulunmakta. bu 11 ayrı t-shirtü de deneyden 4 gün öncesinde 11 ayrı hatuna dağıtıyorlar ve bu 4 gün boyunca yatarken, spor yaparken ve gündelik hayatlarında üstlerinden hiç çıkarmamalarını söylüyorlar. 4. günün sonunda da t-shirtlere sinen ter ve vücut kokularını muhafaza etmek için bu kavanozlara koyup ağzını hava almayacak şekilde kapatıyorlar.

denekten istenilen şey ise kavanozları tek tek açarak t-shirtleri kendisine en güzel ve çekici gelen kokudan, en itici ve kötü gelen kokuya doğru sıralaması oluyor. bizimoğlan rasgele bir kavanozu açıp şöyle derin derin kokluyor ve “oo bu harika kokuyor…” diyip başlara koyuyor. hatta ara ara dönüp o başa koyduğu t-shirtü tekrar tekrar kokluyor “doyamadım ya la…” diye… rasgele bir tane daha açıp kokladıktan sonra resmen yüzünü ekşiterek “bizim spor salonundaki bebeler bundan daha az ter kokuyor yaw bu nasıl bir şeydir…” diye son sıralara atarak sıralamasına devam ediyor. en sonunda da 11 tanesini en güzel kokudan, en kötü kokuya doğru sıralıyor…

şimdi asıl deneyimizin can alıcı kısmına geliyoruz. deneye başlamadan önce deneyi yapan bilim insanları hem bu elemandan hem de 11 hatundan kan örnekleri alarak dna analizlerini çıkartıyorlar… burada incelenen konu ise doğuştan gelen bağışık olduğumuz hastalıklar. her insan kendi gen havuzuna göre doğuştan belirgin hastalıklara bağışık olarak doğarlarmış. yapılan dna analizine göre de bizimoğlanın ve hatunların doğuştan bağışık olduğu hastalıkların bir listesi yapılmış. atıyorum a’dan z’ye kadar bir hastalık skalası belirleyelim örnek verebilmek için. erkek denek a-b-c-d-e hastalıklarına bağışık olarak doğmuş…

sonraki adımda da kendisinden kavanozların altına konulmuş kağıtları açması isteniyor. denek önce kendisine en kötü gelen kokuya ait olan kavanozun kağıdını açıyor ve görüyor ki nasıl kendisi a-b-c-d-e hastalıklarına bağışık doğduysa bu t-shirtü giyen hatun da birebir aynı hastalıklara bağışık olarak doğmuş.

sonra ortalarda bir kavanozun kağıdına bakıyor. bundaki hatun da atıyorum a-b-t-h-j hastalıklarına bağışık doğmuş. en sonunda da koklamaya doyamadığı t-shirtün sahibinin durumuna bakıyor ki hatun oğlanın bağışık olduğu bütün hastalıklardan tamamen farklı hastalıklara bağışık doğmuş. yani oğlan a-b-c-d-e hastalıklarına bağışıkken bu en güzel kokan hatun u-ü-v-y-z hastalıklarına bağışık…

yani burada koku faktörünü etkileyen şey gelecek nesillere en sağlıklı çocuğu getirebilmek… siz kendiniz gibi aynı bağışıklıklara sahip bir kadınla birlikte olduğunuzda çocuğunuz da aynı dar havuzdaki bağışıklıklarla doğma eğilimi gösterebilmekte. lakin siz bu skalayı ne kadar genişletirseniz aynı şekilde doğacak çocuğunuz da o derece daha çeşitli hastalığa bağışık şekilde doğma şansı kazanacaktır. bunu insanın konuşarak ya da görerek anlaması mümkün olmadığı için bu seçimi kokular sayesinde istemsizce yapıyoruz.

kaynak: ekşişeyler