Nedir bu Castro düşmanlığının sebebi?

Hükümete yakın kadın yazarlar, Küba’nın efsane lideri Fidel Castro’ya olan nefretlerini yazdı.

Küba’nın efsane lideri Fidel Castro’nun ölümünün ardından yandaşların ve liberallerin Castro’ya nefreti ortaya çıkıyor. Bugün hükümete yakın gazetelerden 3 kadın yazar köşelerinden efsane lider Castro’ya olan nefretlerini yazdı.

“SOL KENDİNİ AVUTMAYA DEVAM ETSİN”

Daha önce Küba’yla ilgili gezi yazısı yazan ve birçok kişinin tepkisini çeken Milliyet yazarı Nagehan Alcı bugün “Bir katilden kahraman yaratmak” başlıklı yazısında “Her şey tam da tahmin ettiğim gibi oluyor. Fidel Castro, ‘dünyanın en masum, barışçı ve halkına refah ve huzur getiren lideriydi’ masalı anlatılarak uğurlanıyor. Herkes aynı teraneyi okusun, ‘sol’ kendini avutmaya ve kandırmaya devam etsin, ben gerçekleri söylemekten vazgeçmeyeceğim! Fidel Castro ve Küba Devrimi’nin barbarlığı, nasıl önce diktatör Batista rejimini devirmek diye yola çıkıp sonra adım adım kendi destekçileri dışında herkesi yok ettiği, eşcinselleri adeta soykırımdan geçirdiği, bütün bir ülkeyi aç ve sefil bıraktığı bilinen gerçeklerdir” ifadelerini kullandı.

“KENDİ ÜLKELERİNİ SOSYALİZM ADASI OLARAK SATTI”

2009 yılında yolunun Miami’ye düştüğünü söyleyen Alcı Miami’de karşılaştığını iddia ettiği Kübalılarla ilgili şu cümleleri kurdu:

“Ben Küba’da yaşananların hiç de buralarda anlatılanlara benzemediğini bilsem de, Castro’nun zalimliği ve kurduğu diktatörlüğün yarattığı mağduriyetlere ilk kez bizzat Miami’de şahit oldum. 2009’da Obama’nın sandıktan ilk kez çıktığı seçimleri bir gazetecilik programı kapsamında ABD’de izlerken yolum Miami’ye düşmüştü. Şehir bir nevi Castro Küba’sının zulmünden kaçanlar mekânıdır. Orada karşılaştığım önemli bir kısmı da solcu olan Kübalıların Castro nefreti, kaçış öykülerinin vahameti ve hayatlarına nasıl bir zorba diktatör tarafından el konulduğunun ayrıntıları beni allak bullak etmişti.

Castro’nun Küba’sı kapitalist Batı’ya kafa tutar gibi yaparak aslında dünyaya kendi ülkelerini sosyalizm adası olarak sattı. Korkunç bir devlet kapitalizmi yarattı ve halkı fakir bırakırken her şeyi kamulaştırdı. İnsanları hasta edip sonra da iyi bir sağlık sistemi kurmakla övündü.”

Alcı yazısının sonunda da Ufuk Uras’ı Fidel Castro’yla ilgili mesajları için tebrik etti.

FİDEL’İN ÖLÜMÜNÜ FETÖ’YE BAĞLADI

Hükümete yakın Star gazetesinin yazarı Halime Kökçe ise “Nedir bu ‘Comandante Fidel’ sevdası” başlıklı yazısında Fidel Casto’nun ölümünü FETÖ’nün darbesine bağlamayı ‘başardı’. Kökçe yazısında “’Fidel’in 20. yy’ın en yüksek insanlık değerleri üzerine bir devlet inşa ettiğini’ söyleyecek kadar cezbeye gelenler de oldu. Küba’nın ABD’ye karşı Sovyetlerin himayesine girmesini reel politiğe bile ihtiyaç duymadan romantize edebilenler…” ifadelerini kullandıktan sonra şöyle yazdı:

Onlara göre FETÖ darbesinin arkasında ABD’nin olması, CIA’in Küba’ya darbe yapmaya kalkmasından daha az sinir bozucu. Fidel Castro’ya yapıldığı söylenen suikast girişimleri de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 15 Temmuz gecesi bir suikast timince öldürülmeye çalışılmasından daha vahim mesela…

Ülkesini 1959’dan beri seçimsiz yöneten [Doğrusu bu da bir başarıdır!] hastalanınca da yönetimi kardeşine devreden bir adamın, ülkemizin komünist ve sosyalist Atatürkçüleri tarafından bu kadar çok sevilmesi üzerine düşünmekte fayda var. Bu bir ilkele dönme eğilimi mi mesela? Türkiye’yi tek parti rejimine döndürme arzusu mu? Atatürk hep yaşasa, Türkiye’yi hep o idare etse hayalini yansıtma şekli mi?”

AYNI YALANLAR

Kökçe “Kimsenin derdinin demokrasi olmadığı, 14 yılda 11 seçim kazanan bir siyasi lidere diktatör diyenlerin Castro’nun seçimsiz iktidarına övgüler düzmesinden belli. Varsın medya organları tümden devletin denetiminde olsun, varsın muhalefet diye bir şey hiç olamasın, onlar için problem değil” yazdığı yazısına şu ifadeleri de ekledi:

“İmkanı olup gidenler Castro’nun Küba’sını biliyordur; insanları yoksullukta bile değil, onursuzlukta eşitleyen bir rejim hüküm sürüyor. Gündüz öğretmenlik, doktorluk yapan kadınlar akşam olunca gece kulüplerinde çalışıyor. Devletin verdiği maaşla bir çift ayakkabı dahi alınamıyor. Küba sadece doğa güzellikleriyle değil biraz da bu yüzden ‘turist’ çekiyor. Gıda kuyrukları ise ‘halk sosyalleşiyor bu vesileyle’ diye meşrulaştırılıyor.”

“SOL GÖRÜŞLÜ OLDUĞUNU İDDİA EDENLERİN…”

Yeni Şafak yazarı Özlem Albayrak ise “Fidel Castro efsanesi” başlığını verdiği yazıda Castro’nun bir efsane olduğunu söyleyerek “Efsaneler iyiyle kötünün savaşını hikaye eder ve bu savaşın sadece iki rengi vardır: siyah ve beyaz. Fidel Castro’nun uygulamaya koyduğu Küba’daki sosyalizm de, eşitliği, mutluluğu temsil ederken; ABD nezdindeki kapitalizm sömürüyü yansıtıyordu. Dolayısıyla Fidel Castro imgesi sadece Fidel Castro’dan ibaret değil, sosyalizmin kızıl elması olan eşitlik ülküsünün hayata geçmiş, başarılı olmuş yorumuydu. En azından solcuların ya da sol görüşlü olduğunu iddia edenlerin inancı bu. İnanç evet, çünkü efsaneler büyü gibidir ve aşkındır. Taraftarları tarafından neredeyse kutsal görüldükleri için de eleştirilmezler ve inanç nesnesi oldukları için tartışılmazlar” ifadelerine yer verdi.

“MİTLEŞTİRİLMESİ DE İŞİN DOĞASI…”

Albayrak yazısında “Üstelik Castro’nun ve Küba’nın yaptığı bir şey daha var: Sol görüşlülere, tarihsel olarak devletlerin ve liderlerin sosyalizm-komünizm maceralarını bir ‘kişisel yönetim sorunu’na ya da ‘kaza’ya indirgemek için gerekçe vermek” ifadelerini kullanarak şunları yazdı:

“Castro başarabildiyse, tüm sosyalist liderleri acımasız diktatörlere, sosyalist devletleri de mutsuzluk, acı ve ölüm makinesine dönüşmesine neden olan Marksist teorinin ontolojisi değildir. O halde başka bir dünya bunca korkunç örneğe rağmen hala mümkündür.”

Dünyadaki diğer ülkelerin liderlerinden –birçoğu tartışmalı- örnekler veren Albayrak “Castro’nun Küba’sı elbette öncülleriyle kıyas kabul etmeyecek denli başarılı bir örnek. Türkiye’deki solcuların Castro yönetimini eleştiren herkesi ‘burjuva’ olmakla, ‘kapitalist’ olmakla suçlamaları da gayet anlaşılır. Çünkü Fidel Castro solun tarihsel iddiasını tam olarak karşılamasa bile, karşılamaya en yakın örnekti. Efsaneleştirilmesi, mitleştirilmesi de işin doğası gereği… Gelgelelim, Küba örneği solcuların ‘başardık’ demesi için fazla istisnai bir örnek. Bir kere, tek. Tek örnek asıl sayılırken, hepsi birbirinden acı şekilde sonuçlanmış birden çok sayıda örnek neden ‘istisna’ olsun ki…” diye yazdı.

“BAŞARISIZLIĞI KABUL ETMEK OLURDU”

Yeni Şafak yazarı yazısının sonunda şu ifadeleri kullandı:

“İkincisi, Küba örneğinin başarısı da ‘bu kez sosyalizmle eşitlik ve mutluluk sağlamayı başardık’ demek için yeterli derecede görkemli değil. Geçtiğimiz yılın başlarında Havana’da bulunduğum sırada, şehirde internet olup olmadığını sorduğum insanların, ‘genelde evlerde internet olmadığını, olsa bile hızının düşük olduğunu, ama ‘parti’den olan kişilere ‘ayrıcalık’ tanındığını, onlara hızlı internet verildiğini’ söylemesiyle pekişti bu fikrim. Üstelik Castro’nun yönetimi kardeşi Raul’a bırakmasından, 900 milyon dolarlık servetine kadar bu ‘başardık’duygusunu bozan enstanteneler giriyor mutluluk temalı manzaraya… Yoksulluk deseniz Küba’da diz boyu… Yine de Castro’ya toz kondurmayacaktır ama sol ideali. Solun tek efsanesini bitirmek yenilgiyi ve başarısızlığı kabul etmek olurdu çünkü… Toprağı bol olsun, diyelim…”

SALİH TUNA’DAN FİDEL ÇIKIŞI

Yeni Şafak gazetesi yazarı Salih Tuna’nın ise “Hiçbir zaman ABD’nin kulu olmadı” diye yazması dikkat çekti.

Salih Tuna, Twitter’da “Castro’yu iyi bilirdik. Adamdı. Hiçbir zaman ABD’nin kulu olmadı” mesajını paylaştı.

salihhhh  Nedir bu Castro düşmanlığının sebebi? salihhhh

Kaynak: http://odatv.com/nedir-bu-castro-dusmanliginin-sebebi-3011161200.html