Nereden çıktı bu halifelik sorusunun yanıtı; ABD’de Erdoğan’a halifelik teklifi

Önce Fetullah Gülen’in “misyonu” ile ilgili iki yanlışı düzeltmek gerekiyor.

“TSK’yı ve devleti ele geçirmek istiyordu”deniyor. Hayır. Ele geçirmek değil, yıkmak istiyordu ve halen de istiyor.

“Başarılı olsa Türkiye’ye Humeyni gibi dönecekti” deniyor. Hayır. İsteği veya ona vaadedilen “halifelik”tir.

Benzer “yıkım, hedef, halifelik” her ne derseniz deyin, BOP (Büyük Ortadoğu Projesi)’ta da var.

Erdoğan’ın son ABD ziyaretine geleceğim.

Fetullah Gülen başta olmak üzere PKK, PYD, Suriye, Musul, Kıbrıs konularında ne elde ettik; İnsaniyet namına duyan, gören, bilen var mı?

Erdoğan’ın oradaki Türk sivil toplum örgütleri ve dönüş yolunda gazetecilere şikâyetlerinden anlıyoruz ki, koca bir hiç.

Adamlar, Erdoğan’ın karşısına bir kez daha PYD’den plaket alan Obama’nın IŞİD’le Mücadele Özel Temsilcisi McGurk, Dışişleri Sözcülüğü döneminde yöneticilerimizi defalarca“azarlayan” Bakan Yardımcısı Vekili Victoria Nuland gibi isimleri oturtuyor.

Veya Erdoğan “Başkan Obama’yla konuştuk ama dinletemedik” diyerek, terör örgütü PYD-YPG’ye verilen silahların IŞİD’in eline geçtiğini, o silahlarla tanklarımızın vurulduğunu bir kez de Biden’a anlatıyor, ama “haberim yok” cevabı alıyor… Bu arada Savunma Bakanı Carter, “Kürtleri silahlandırmaya devam edeceklerini” açıklıyor…

Yani adamlar artık Türkiye karşısında “diplomatik rol” yapmaya bile gerek duymaksızın, bildiklerini aleni şekilde okuyor.

Biz de tüm bunlara rağmen, ABD’yle “dostluğumuzdan, müttefikliğimizden” bahsedip, “yola devam” diyoruz.

Kısaca bir tarafta koca bir pervasızlık… Diğer tarafta teslimiyet/mecburiyet hâli!..

Sebep ne ki?!.

SARRAF DOSYASINI KİM AÇTI   

Bence gezinin en önemli sonucu Rıza Sarraf dosyasının açılması oldu. Bunu da Erdoğan’dan öğrendik.

Biden’la 1.5 saatlik görüşmede konuyu kendisinin açtığını belirten Erdoğan, şunları anlattı:

“Bu kişi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Eşi ve çocuğu ile birlikte ABD’ye giriş yaptığı anda tutuklandı, eşi ve çocuğu da Türkiye’ye gönderildi. Bu tutuklama hangi kurala göre yapıldı diye sordum. Neticede vatandaşımız olduğu için hukukunu aramak zorundayız. Rıza Sarraf değil de bir başka vatandaş da olabilirdi. ABD, bir vatandaşının diyelim ki, George’un Türkiye’de tutuklanmasına nasıl duyarsız kalamıyorsa, biz de bir başka ülkede vatandaşımızın tutuklanmasına kalamayız. Kaldı ki, gerek Adalet, gerek Ekonomi Bakanlığımızın çalışmalarına göre, bu kişinin bir suçu da bulunmuyor. İran da aynı şeyi söylüyor. Buna rağmen bu kişi 6 aydır ABD’de tutuklu. ABD Adalet Bakanlığı’nın davayı havale ettiği mahkeme de ilginç. Savcı Bharara da Hakim Richard Berman da Türkiye’de daha önce FETÖ tarafından ağırlanmış isimler. Yani Adalet Bakanlığı, Sarraf’ı tutup FETÖ’nün yedirip içirdiği isimlere teslim ediyor… Enteresandır, mesela tutup iddianameye eşimin TOGEM’in kurucusu olduğu, benim o dernekle ilişkim olduğu falan yazılıyor. Ama o derneğin kurucuları arasında ne eşim var, ne de ben. Buna rağmen söz konusu edilmesi adamların art niyetlerinin ne istikamette olduğunu gösteriyor. Halbuki Dışişleri Müsteşarımın da gayet güzel ifade ettiği üzere, ABD hukuk sisteminde ‘egemen bağışıklık’ diye bir madde var. Devlet başkanlarının herhangi bir mahkemeye konu yapılabilmesi mümkün değil. Buna rağmen iddianamede adımızın geçirilmeye çalışılması, işin içinde art niyet olduğunu ortaya koyuyor.”

Sadece FETÖ değil, PKK’lara ilişkin olarak yargı meselelerinde bugüne kadar ABD ve AB’den gördüğümüz hep şu oldu; “Bu yargının konusu, karışamayız” dediler.

Nitekim Erdoğan’ın açıklamalarına göre, ABD’liler Fetullah Gülen’in iadesi konusunda bir kez daha, “Konu yargı sistemiyle alakalı. Gönderdiğiniz belgeler mahkemelerimizde değerlendirecek, olumlu karar çıkarsa gereğini yaparız, endişeniz olmasın” mesajı vermiş.

Ya Sarraf dosyasında tepkileri ne oldu acaba; Topu yine mahkemeleri mi anlattılar, yoksa uzun uzun konuştular mı? Yine Erdoğan’ın anlattığı kadarını biliyoruz; Biden, “Ben bu kadarını bilmiyordum” demiş.

Bu konuyu Erdoğan’ın, “Hukukla değil, ilişkiler ağıyla başka işler çevirme peşindeler”tespitiyle bitirip, ABD’deki önemli bir diğer görüşme ve mesaja geçelim.

SULTAN ABDÜLHAMİT TARTIŞMALARI

Türkiye’de Sultan Abdülhamit tartışmaları yaşanıp, Erdoğan ve Abdülhamit benzerlikleri konuşulurken, Erdoğan başkanlığındaki heyetimiz ABD’de bir grup yatırımcı ile biraraya geldi. Toplantıda Henry Kissinger’ın yanısıra ve ünlü Rotschild ailesinin üyesi James Rotschild de vardı.

Rotschild’lerin Filistin topraklarını satın alma çabası ve bu yüzden Sultan Abdülhamid ile giriştikleri mücadeleyi anlatmaya bilmem gerek var mı? Ancak özellikle Erdoğan’ın yetiştiği camiada Sultan Abdülhamid’in, “Siyonistlerle bu mücadelesinin efsane” gibi anlatıldığını, dahası Abdülhamid’i “tahttan indirenlerin” Siyonistler olduğuna inanıldığını hatırlatalım.

Erdoğan’ın ABD’li yatırımcılarla yaptığı toplantının notlarını Cumartesi günü bizzat AKP Genel Başkan Yardımcısı Yasin Aktay Yeni Şafak’taki köşesinde, bugün de Abdülkadir Selvi Hürriyet’te yazdı.

Dikkatimi çeken, Erdoğan’ın BM’nin yapısına yönelik eleştirileri üzerine Blackstone Başkanı Hamilton E. Jones’un yaptığı yorum oldu.

Jones, “İslâm Dünyasının dağınıklığına ve temsil sorununa bakıldığında, siz şu anda fiilen İslam dünyasının ihtiyaç duyduğu sesi temsil ediyorsunuz” demiş.

Ne kadar tanıdık ifadeler!..

Nereden mi tanıyoruz bunları?

Dönemin ABD Başkanı Bill Clinton’dan mesela… Marmara depremi sonrası Türkiye’ye geldiğinde, 20’inci yüzyılda yarım kalan hesapların 21’inci yüzyılda tamamlanacağı, haritaların yeniden çizileceği, bunun merkezinin de Türkiye olacağı mesajını verdi. Öncesinde de şunları söyledi:

“İslâm dünyasının bir başı yok. Hıristiyanlığın papalık gibi bir kuruluşu var. İslâm dininin gerçek bir lideri olsa, onu Beyaz Saray’a çağırır, diyalog başlatırdık.”

Ünlü işadamımız Rahmi Koç’tan tanıyoruz mesela. O yıllarda o da, “Müslümanların da bir başı olması lâzım. Tek söz sahibi olan, tek güç olan, tek patron olan, tek din lideri olan birisinin olması lâzım. Çünkü her ülkenin kendine göre bir dini lideri var. Bakın bizde bu yok ve bu bir eksikliktir diye ben hissediyorum. Çünkü bütün dünyadaki dini liderleri bir tarafa topluyorlar. Müslümanlardan yok. Müslüman caimasının bir patronu yok, dini patronu…” dedi.

Keza Türkiye dahil 36 Avrupa ülkesindeki Yahudi toplumlarını çatısı altında toplayan Paris merkezli Avrupa Musevi Kongresi’nden tanıyoruz. Bu Kongrenin başında olan Fransız vatandaşı Pierre Besnainou 2006’da İran’la aralarında çıkan krizin ardından Ocak 2007’de Türkiye’ye geldi, dönemin Başbakanı Erdoğan, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve MİT Müsteşarı Emre Taner’le görüştü, ardından 15 Şubat 2007’de İsrail Haaretz Gazetesi’nde özetle şunları yazdı:

“Türkiye ziyaretinde Başbakan Erdoğan’a, Ortadoğu’da lider rolü oynayabileceğini söyledim… İslâm dünyası Ahmedinejad’dan daha iyi sözcüyü hak ediyor… Erdoğan’ın İslam dünyasının sözcüsü olması gerekiyor…”

Avrupa Musevi Kongresi 2008’de de benzer bir mesaj verdi. Kongre’nin başında bu defa eski Rusya Yahudileri Başkanı, Putin’in yakın arkadaşı Moshe Kantor vardır. Ankara’ya gelen Kantor ve beraberindeki heyet dönemin Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan’la görüştükten sonra Kantor, Başbakan Erdoğan’a, “Türkiye’nin ‘ılımlı bir İslam ülkesi’ olarak, diğer ülkeler için ‘Yahudi-İslam diyalogu’ konusunda model teşkil ettiğini”söylediğini açıkladı.

Sultan Abdülhamit tartışmalarının hızlandırılma sebebi bir yana, BOP ve “ılımlı İslâm”projelerinin tam gaz sürdüğü, Gülen ve Erdoğan üzerinden “farklı yollardan aynı menzile”yüründüğü ortada.

Sultan Abdülhamit ile Erdoğan’ı kıyaslayanlara ufak bir hatırlatmayla bitirelim.

AKP yönetiminin, HAMAS Lideri Halid Meşal’e yakınlığı malum. Meşal, Aralık 2008’de Osmanlı armasıyla süslü odasında Vakit Gazetesi’ne şunları söylemişti:

“Sultan Abdülhamid Han’ın Siyonistlere karşı olan o onurlu duruşu çok önemli. Bunu unutamayız. Türk halkı, Osmanlı’ya yakışanı yapmaya devam etsin. Türkiye’deki tüm İslâmi hareketler bizim için çok kıymetlidir. Özellikle Üstad Erbakan, bizim için çok önemlidir. O, Siyonizmi Ümmete anlatan çağımızın Abdülhamidi’dir.”

Müyesser Yıldız – Odatv.com