Nihat Genç: Atatürk’e küfretme seansına bir gün ara verin

Atatürk’e küfrettirme seanslarına insan hiç değilse 30 Ağustos’un yüzü suyu hürmetine bir gün ara verir..

Bir…

Habertürk’ün sahibi Turgay Ciner!

Balyoz Ergenekon operasyonları sonucu yedi yıl aralıksız Atatürk’e küfür edenleri ekranlara çıkarttınız, doymamış olmalısınız, iktidarın dahi ‘aldatıldık’ dediği ve küfredenlerin bir yarısının Fetö çıktığı bugünlerde Atatürk’e küfür ettirmeyi hala bir marifet sanıyorsunuz.

Galiba duymadınız kendilerine Atatürkçü dedikleri için ordudan altı yüzün üstünde üst subay general amiral atıldı ve Türk ordusu ekranlarınız eşliğinde tasfiye edildi. Rütbesi sökülenler, emekli maaşları ellerinden alınanlar, kıdemleri sona erdirilenler, emekliye sevk edilenler, çocuğu öldürülenler, intihar edilenler, ağır hastalığa rağmen hastaneye sevk edilmeyenler, gırla gitti. Bütün bu tasfiye zulüm gaddarlıkların sebebi subayların Atatürkçü olmasıydı.

Tarihin şahit olmadığı bu şerefsiz utanç dolu sahneler yaşanırken sizler ekranlarda Atatürk’e küfür ettirme seansları düzenliyordunuz ve 15 Temmuz’da başınızdan aşağı bombalar yağmaya başlayınca bizler de bir nebze nihayet akıllanmış olabileceğinizi sandık, yanılmışız.

Atatürk’e küfrettirme seanslarına insan hiç değilse 30 Ağustos’un yüzü suyu hürmetine bir gün ara verir.

Atatürk’e küfrettirerek Cumhuriyet’in kurucu değerleri ve atalarına ağza alınmaz lafları saydırarak Türk Ordusu’nun tasfiyesine nezaret eden Habertürk Kanalı’nız sayesinde, soralım, servetinize kaç milyar dolar eklediniz?

Hala yaşanan felaketlerden hiç ders çıkartmayarak ve hala alışmış kudurmuştan beter Atatürk düşmanlarına ekranlarınızda yer açarak ne yapmaya çalışıyorsunuz?

Sevgili okuyucu, saçma sapan programlarla bakın memleketi ne hale getirdiler?

Sam Haris, Ahlakın Coğrafyası adlı kitabında çok tuhaf bir yerli halkı anlatır: Dobular!

Dobular ilkel bir halk, antropologlar üşenmemiş Dobular’ın dünyada eşine rastlanmayan ‘ahlak’ yapılarını ele almış.

Dobular birbirlerine hiç güvenmeyen ve sürekli büyüyle uğraşan yerli bir halk.

Komşusu patates üretmişse, büyü yapıp, patatesleri elinden alıyorlar.  Dobular üretmiyor, Dobular çalışmıyor, Dobular sabah akşam büyüyle uğraşıyor.

Öyle ki Dobular tabiat kanunları bile büyüyle ayakta tuttuğuna inanıyor. Şöyle, yerçekimi kanunu özelliğini kaybetmesin diye Dobular büyü yapıyor.

Tabii kabul edersiniz ki Dobular’ın çarşı pazarı yiyecek ve ürettikleriyle dolu değil, Dobular’ın Pazar yerleri binlerce çeşit büyü aletlerinin satıldığı yerler.

Büyü odaklı düşünme Dobular’ı ‘gizlilik saplantılı’ bir toplum haline getirdi.

Öyle ki bir adam öldüğünde herkes en yakınındaki karısı öldürdü demeye başlıyor.

Yaşadıkları her olayda ‘gizlilik’ ve ‘büyü’ arayan Dobular gerçek dışı insanlık dışı, üretmeyen çalışmayan eşyayı ve ürünü anlamayan manyak tuhaf kimsenin kimseye güvenmediği bir yere sürükleniyor!

Sonra şöyle sorar yazar, Dobular gerçekten arkadaşlarını ve ailelerini sevmişler midir?

Kendilerine sorarsan, evet, ama yaşadıkları ve inandıkları büyü ve gizemli güçlerin manzarasına bakarsak, hayır!

Habertürk Kanalı, öteden beri Dobular’ın kanalı!

Sosyolojik bilimsel izahı ve mantığı olmayan saçma fikirler ve manyak sözcülerini ekrana çıkartmayı bir marifet sanıyorlar!

Her şeyin altında gizli bir güç her olayın altında bir büyü dünyada olup biten şeyleri gizli tarikatların yönettiğini söyleyen şarlatanlar!

Ve bu şarlatan büyücü adamlara ekranlar öylesine açılıyor ki şarlatanlar kudurdukça kuduruyor, yetmiyor, aynı saçma sapan büyücülere bir de akıllara seza Atatürk yorumları yaptırtıyorlar.

ÖDÜLLENDİRDİKÇE ÖDÜLLENDİRİYOR

Kanıtsız belgesiz gerçek dışı tam bir zırvalama bu yorumları üstelik bu ülkenin iki yüz üniversitesi okumuş yazmış güngörmüş milyonlarca insanın gözü önünde yaptırıyorlar!

Bilimden tarihten belgeden akıldan nasibini almamış bu şarlatanlar Habertürk kanalında ağırlandıkça ağırlanıyor ödüllendirildikçe ödüllendiriyor!

Sonuç, işte bu şarlatanlar konuşturulup halk gizli örgütler büyücüler diye uyutulurken Türk Ordusu tasfiye ediliyor, ikinci sonuç, bütün bu felaketlere sebep olan yine Atatürk ve cumhuriyet oluyor, pes doğrusu.

Dobular’ın patronu, sahibi hamisi, Turgay Ciner!

Sayenizde ülke Dobustan’a dönüştü, birbirine güvenen iki kişi kalmadı, ordu, emniyet, hukuk kalmadı, hala ekranlarında büyücülere yorum yaptırıyorsun!

Sabah programlarınız başlıyor büyü gizli tarikat, akşam programınız başlıyor Atatürk’e Cumhuriyet’e akıl almaz gırla küfür.

Dobular’ın sayesinde ortada memleket kalmamış ordu hukuk emniyet delik deşik hak getire, olsun, servetin sağolsun!

Dobular da senin gibi servetini büyücüleri yanına alarak yaptı!

İki…

Taksiye bindim, yaşlı taksici amca, ülkede olup bitenleri hayıflanarak anlatırken sadece tek bir cümle kurdu:

‘Bizim komşunun oğlu, askeri okulda sekiz sene okudu, Fetöcü deyip atmışlar, odasına kapanmış günde iki paket sigara içiyor! Annesi ağlıyor kendisi ağlıyor, bir çocuğun sekiz senesi gitti gençliği gitti, herkes vatan haini diyor sokağa çıkamıyor!’

Taksici amcanın bu konuşmasına kulak verelim.

Vatan hainliği travmasını sekiz yıllık eğitimi ve istikballeri helak olan bu genç adamların üstünden atabilmesi mümkün değildir.

(Altmış ihtilalinde darbeye karışıp ordudan atılanları istihdam edebilmek için Sağlık İdaresi diye bir okul kurdular, bu tür bir çözüm bulunamaz mı?)

Odasına kapanmış günde iki paket sigara içen bu çocuğa yakından bakalım.

Kamerayı tek bir kişinin acıları ve travmasına odakladığımızda yaşadığımız yoğun acıları daha iyi görmeye başlarız.

‘Fetö yüzünden okulundan atılan on bin kişi.’ diye kurulan bir cümle ‘odasına kapanmış günde iki paket sigara içiyor’ cümlesi kadar bizi etkilemez.

Savaşlar, iç savaşlar, depremler, büyük felaketler insanları sayılara döker. Sayılar çoğalır ancak tek bir insanın acısından uzaklaşırız.

Yazarlar ve edebiyatçılara düşen görev,  ‘odasına kapanmış günde iki paket sigara içen’ bu çocuğa odaklanıp, ayrıntılı duygu ve davranış dökümünü edebi dile dökmeli.

Hem Fetö’nün ve cemaatin hem de AKP iktidarının işleri ‘darbeden’ sonra bir şekilde yolunda, ama ya bu çocuklar!

Bu çocukları kim kandırdı?

Bu kadar genç yaşta bu kadar ağır ‘vatan haini’ travmasını kaldırabilirler mi?

Oysa ‘kandırıldık’, ‘aldatıldık’ cümleleri en çok bu çocuklara uygun düşerdi.

Bu çocukların kendilerini kurtarabilecekleri tek kurtuluş yolları ‘kandırıldık’ı bile siyasiler önce davranıp ellerinden aldı.

Bu çocukları rehabilite edecek kültürel ve sosyal mekanizmalarımız yoksa hiç kimse kusura bakmasın, hepimiz vatan haini canilerin oyununa geldik, demektir.

Fetö’nün vatan hainliği ve AKP’nin aldanarak öldürdüğü ve yok ettikleri bu gencecik hayatlara ya kayıtsız kalıyoruz ya susuyoruz, demektir.

En azından bu çocukların kaçının akli dengesi bozuldu, kaçının yaşamını sürdürebilir imkanları var, kaçı bu büyük travmayla baş edebilir, psikologlar ve röportajlar ve ayrıntılı haberlerle hiç değilse merak edebilmeliyiz, yüz binlerce çocuğumuzu bir gecede çöpe atıyoruz ve üstüne tek kelime konuşmuyoruz, insanlık mı bu, toplum muyuz şimdi biz?

Tabii ki bir zamanlar bu çocukları ‘kandıran’ süreci destekleyen Nazlı Ilıcak, Elif Şafak, Nagehan Alçı ablalarının karakterlerine yeniden odaklanabilmeliyiz.

Elif Şafak, Nagehan alçı ablaları ‘odalarına kapanmış günde iki paket sigara içiyor’ bir durumda hiç değiller, böyle bir dert ve sorunları hiç yok!

Şimdi Elif Şafak’ın kitap satışları, şimdi Nagehan Alçı’nın şöhreti ‘odasına kapanıp günde iki paket sigara içen’ bu çocuğun acısını bastırmaya yetecek mi?

Elif Şafakların ve nicesi rezil liberallerin şimdiki ‘ruh hallerini’ de merak ediyor insan.

Vejeteryanlık tartışmasında bolca kurulan bir cümledir: ‘hayvanları bir şekilde kesiyorlarsa ben de onları yerim…’

Cemaatler çocukları kesti, liberal aydınlar da bu kesilmiş hayvanları afiyetle yedi.

Sam Harris, Ahlakın Coğrafyası kitabında ‘piskopatlık’ tarifi yaparken en çok şu özellikleri üzerinde durur: İnsanlık huzuru yerine tek kişinin huzuru.

Bu yazarlar tek kişinin, yani kendilerinin huzuru yerine insanlığın huzurunu hiçe saydılar.

Belki de kişisel hırsları vardı, rakip yazarlardan daha fazla okunmak için cemaati seçtiler, kim bilir rakiplerini alt etmek için iktidara yakın ekranları seçtiler, ev yalı servet sahibi olup, rakiplerini kıskançlıktan çatlatıp ün ve servetleriyle üste çıktılar.

Piskopatlık böyle bir şeydir, kendi için ahlak.

Dikkat edin, yazar çizer aydın insanlar dünyanın her sokağında yoksullara muhtaçlara yaralıya elini uzatır.

Dikkat edin, bu piskopat yazarlar, yaralıya muhtaca değil, iktidar sahiplerine ve şöhret tedarikçilerine ‘yardım edip desteklediler’.

Bazı insanların bu denli bencil çıkarcı olmaları da normaldir, ancak medya bu denli çıkarcıları şöhret tacıyla önlerini açmamalı.

Oysa medya, aralıksız otuz yıl, panik atak hızıyla, yedi kesintisiz yıl ise, tam bir ‘yalan rüzgarıyla’ bu insanları ağırladı.

Eser Karataşları, Cengiz Çandarları, Taha Akyolları, Mehmet Altanları, Orhan Pamukları, tam bir yalan rüzgarı festivali.

YALAN RÜZGARI

Bu yalanlar karşısında bütün ülkeden bizler gibi ultra zekalı, üstün kültürlü, külyutmaz, cin zekalı olmasını bekleyemeyiz ve milyonlarca genç çocuk, bu abileri bu ablaları okuyup dinledikçe akılları kaydı, fikirleri algıları değişti, yolları şaştı.

Üstelik Fetö cemaati cinsel açıdan hiç seçici olmayan kart zamparalar gibi önüne gelen her aydınla yatağa girdi, her aydınla mıncıklaştı, bir milletin gözleri önünde oynaştı.

Bu yalan rüzgarı yirmi yılı aşkın ekranlarda esmedi mi? Odasına kapanmış günde iki paket sigara içen bu çocuklar zaten yirmi-yirmi üç yaşında, doğdukları günden beri ‘yalan rüzgarının’ ortasında doğup büyümüşler.

Kardeşlerim, yirmi beş yıl öncesinden beri defalarca bu piskopatları teşhir etmeye çalıştım, o gün bugün bu piskopatları şu cümlelerle deşifre ettim.

Psikopatlığın ‘duygusal öğrenme’ eksikliğinden çıktığı bilimsel bir gerçektir.

Elif Şafak’ından Orhan Pamuk’una Nagehan Alçı’sına Mehmet Altan’ına, vs. bu yazarların metinlerinde neden bir cümlecik bir kelimecik duygusallık göremezsiniz?

Bir edebiyatçının duygusal bir cümle kuramaması tesadüf müdür?

Bir fırıncı düşünün ekmek yapıyor ancak buğday yok ekmek sadece maya ya da kabartma tozu.

Devam edelim, günde iki paket sigara içen bu çocuk artık başkalarının üzüntü ve korkularına ebediyen duyarsız kalır.

Çünkü bu aydın abileri ablaları da otuz yıl önce hayatlarında ne olmuşsa onlar da bir ömür insanların üzüntü ve korkularına duyarsız kaldılar.

Başkalarının üzüntü ve korkularına bu denli uzak ve kapalı insanlar bu topraklarda nasıl yazar olmuş, hiç sormadınız?

Bu yazarların yazılarına dönüp bir daha bakın, başkalarını hiç önemsemediklerini göreceksiniz, önemsedikleri tek şey, para ve şöhret getirici, kendileri odaklı metinler!

Unutmayın, medya profesyonel psikopatların sığınağıdır.

Medya insana ‘kendi şöhreti ve servetine’ odaklanmasını sağlayarak bu piskopatlığa zemin hazırlar, tatmin sağlar.

Biz izleyiciler, kendimize dönelim, can alıcı sorumluluk sorusunu kendimize soralım.

Bütün toplum, çoluk çocuk, anne baba, laz kürt, İzmirli Fenerli, herkes, hepimiz ‘camdan ekranlar’ ‘camdan kafesleriyle’ bu piskopat canavarlarla aynı oda içinde yirmi yıl geçirmedik mi?

Cam ekranlar vasıtasıyla bu canavarla aynı oda içinde en az yirmi sene güle oynaya oturmadık mı?

Hem bu canavarla aynı oda içinde yirmi yılımızı geçireceğiz ve izlenme rekorları kırdıracağız ve ekran şenlikleri karnavalları düzenleyeceğiz hem de bu yirmi yılı unutup onlar ‘başkalarını düşünmeyen’ kendi servetleri ve şöhretlerini düşünen, duygusuz ‘canavarlar’dır diyeceğiz, bizler ise aman sormayın ‘çok sağlıklı’ normal insanlarız deyip böbürleneceğiz?

Bu mümkün değildir, bu canavarların duygusuzluğu başkasını düşünmeyişi toplumun üzüntü ve korkularını hiç ciddiye almayışları, tüm bu görüşleri, hepimizin derisini ısırmış beynimize girmiş, canavarlar çoktan bedenimizi ruhumuzu çizmiş, ısırmış, kopartmış.

Yirmi yıl oturduğumuz kanepenin rahatlığıyla bu canavarlar cam ekrandan ellerini uzatıp bir sırtımızı kaşımadıkları kalmış.

Ve şimdi soralım, odasına kapanıp günde iki paket sigara içip vatan hainliği travmasıyla baş etmesi gereken, o çocuk mu? Yoksa, yirmi yıl otuz yıl süren bu canavarları izleyen, destekleyen, sorgulamayan bizler miyiz?

Odasına kapanmış günde iki paket sigara içen çocuğu rehabilite etmenin tek yolu, bu çocuğa karşı hepimiz dürüst olmalıyız, ‘hepimiz bu canavarlarca’ kandırıldık diyebilmektir.

Kardeşlerim!

Bu çocuk bu suçu tek başına işlemedi.

Bu topraklarda kolektif bir suç işlendi.

Sen, ben, o, hepimiz işledik bu suçu.

Açın Twitter hesaplarına bakın, hala kaç milyon takipçisi var diye böbürleniyor bu canavarlar!

Biraz da bizler odamıza kapanıp günde iki paket sigara içip kendi sorumluluklarımızı acımasız vicdanın neşterine yatıralım.

Ya da siz bilirsiniz, yüz binlerce çocuğunuzu atın çöpe bitsin gitsin, Nagehan ve Elif  Şafak ve niceleri ‘nerde kalmıştık’ deyip konuşmalarını bir otuz yıl daha sürdürsünler!

Nihat Genç – Odatv.com