Kadınların Fısıltılarını Yazan Adam; “Oğlak Kadını; Tek küpe, tek gece”..

Onunla gittiğim eğitimde tanışmıştım. O eğitim verenlerden biriydi. Yakışıklığı ile iç geçirten biri olmasa da biz kadınların “eli yüzü düzgün” dediği türden bir adamdı. Öğretim görevlisi olduğu için mi yoksa doğasından gelen bir enerjiden mi bilinmez konuşması, ses tonu mimikleri oldukça etkileyici ve karizmatikti. Karizması kendini uzak tutan, mesafe koyan, sadece konuşan bir tarzdan değil tam tersi sıcak davranan, içten bir ilgili ile dinleyip, konuşmaya teşvik eden ve söylediğin şeyler üzerine kısa cevaplar ile seni teşvik eden tarzındaydı. Katılımcı olduğum için beni muhtemelen yaşça kendinden genç görüyor konuşurken de buna göre hafif bir abilik sosunu fark etmeden konuşma ve tavırlarına yansıtıyordu.

Akşam yemeği katılımcılar ile yerken ve sonrasında masa da biraz kendinden ve kızı ile ilişkisinden bahsetmiş, bizleri de sohbete katarak belli bir süre sonra masadan arkasından beğeni bakışları bırakarak kalmıştı. Benimle de özel olarak ilgilendiğini belli etmeyen ama sohbete katılmamı sağlayacak sorular ile gönlümü kazanmıştı.

Daha birkaç kere iş ile ilgili tavsiyeleri için yazıştık. O sohbette söylediğim geçmişimle ilgili bir kaç cümle ile ilgili daha detay sorular sorup kendi görüşlerini paylaştı. Uzunca sayılacak bir sessiz dönemden sonra bir gün, konferans vermek için benim şehrime geleceğini, bir kahve veya yemek için görüşmek imkânımızın olup olmadığını sordu. Tabi ki vardı en azından uzun bir kahve sohbeti hiç fena olmazdı.

Uzun süreli, düzgün ve beni tatmin eden bir ilişkim vardı ama bu teklif beni heyecanlandırmış içindeki flört etmeyi seven kadını uyandırmıştı.

Beklediğim tarih gelmiş uçağı inince bana haber vermiş ve otele geçeceğini ve hala uygunsam görüşme saati için benden haber beklediğini söylemişti. Onun geliş saati akşamüzeriydi. Ancak benim misafirlerimin gidişinin uzaması, onları yolcu ettikten sonra hazırlanmamın uzun sürmesi ve belki de bilinçaltı çabalarım ile buluşma saati bir kahve sohbetinden çok akşam yemeğine uygun bir saat haline gelmişti.

Onunla buluşacağımız alışveriş merkezine geldiğimde hali hazırda beni bekliyordu.

“-Aç mısın sorusuna”

“-Evet” diye yanıt verince artık yemek yiyebileceğimiz bir yere gitmek şart olmuştu.

Şöyle bir uzaktan süzme imkânım olduğunda belki bu sefer daha sportif giyindiğinden düzenli spor yapanlara has atletik bir vücudu olduğunu fark ettim. Uzun boylu sayılmasa da topuklularım ile hala ondan kısaydım.

Balık yeme önerimi gece ekstradan araba kullanmam gerekeceği için ret etti.

Sadece “-Bir şeyler yerken yanında hafif alkol alabileceğim ve birbirilerimizi duyacak sakinlikte ve yakında bir yer olsun yeter” dedi.

Yakında ki kendine has yemek isimleri olan zincir sayılabilecek kafe-bar arası bir yere gittik.

Masa seçerken bir tarafında rahatça yayılabileceğim kadar geniş bir arkası olan 2 kişilik kanepe karşısında berjer bir koltuk olan masayı tercih etti. Beni kanepenin olduğu tarafa yönlendirdi, adeta psikanalizdeki divandaymışçasına rahatlamamı ve anlatmamı, kendisi ile arkasına yaslanarak sabırla beni dinleyeceğini anlatmaya çalışıyordu.

İşteki şefimin şerefine kadeh kaldırarak başlayan yemek, daha sonra iş ile ilgili anılar ve tavsiyeler bölümüne geçmişti.

“- Artık işten konuşmamız yeter” dedikten sonra konular bana ve benim özel hayatımda yaşadıklarıma gelmişti. Seçimim ve beklentilerim arasındaki farkın yarattığı mutsuzluk nedeni ile biten evliliğim. Bana huzur ve mutluluk veren ama heyecanın kum saatindeki gibi yukarıdan aşağıya yavaşça akarak azalan uzun süreli ilişkilerimi anlattım. Anlattıklarımı pasif bir şekilde dinlemiyor yorumlar yapıyordu.

Benim geçmişim ile ilgili konulardan, konu zevklerimize kaymıştı. Edebiyat ve müzikte benzer şeylerden hoşlanıyorduk. Dans etmeyi seviyorduk. Latin danslarda geçmişte kısa süre kursa vs. gitmiştik ikimiz.  Araba kullanacağım için bir kadeh içmiştim ama sohbet beni çakır keyif yapmıştı. Teklif etse orada onca kişinin önünde dans edebilecek kadar gevşemiştim.  Gelmeden önce benle linkini paylaştığı kadın-erkek ilişkileri üzerine konuları yazan biraz da cinsel konulara değinen bloğa gülüyorduk. Kadınlar erkeklerden daha fazla zevk alıyor ama fetih peşinde koşan biz erkekler oluyoruz, ben artık kadınlardan bekliyorum diye konuyu kapattı.

Saat gece yarısına yaklaşıyordu onun yarın vereceği bir konferans, benimse dönüş yolum vardı. Onu oteline bırakırken yolda benle favori salsa parçalarını paylaşıyordu. Son gönderdiği parçaya ayaklarım ile eşlik etmemek için zor duruyordum. Erkek arkadaşım beni aradı tam o sırada. Dönüş yolunda olduğumu söyleyip acele ile kapattım. Oteline gelmiş, gece resmen bitmişti. Arabadan inip vedalaşırken ondan hiç beklemediğim bir şekilde “-Son parçayı baya beğendin gibi, gel lobide dans edelim öyle git “ dedi.

Teklif ederken klasik son bir şansını deneme olan size-bana çıkalım bir kahve içelim gibi gizli bir hedeften çok gerçekten dans etmeyi isteyen bir adamın bakışları ve tonlaması vardı. İşin kötüsü çişim de gelmişti.  Lobi deki tuvalete gidip, sonra da insanları bahane edip gidebilirdim ya da çakır keyif halim el verirse 1-2 figür yapıp giderim diye düşündüm.

Lobi-bar İngiltere’den gelmiş, ülkeleri liginden biri maçı, ülkelerindeki bir mekândaymışçasına gürültülü ve hoyratça seyreden kalabalık bir İngiliz turist grubunun işgali altındaydı. Değil dans etmek için müziği duyup, ritmi hissetmek birbirimizi duymamız bile imkânsızdı.

İzin isteyip hızlıca tuvalete gittim. Dans etmemek için isteğim bahane gerçekleşmiş ama ben için için dans edemediğimize üzülür hale gelmişti. Kadınlara has öğrenilmiş ama otomatikleşmiş bir hareketle rujumu tazeleyip, üstümü başımı kontrol edip dışarı çıkar çıkmaz kapı da onu buldum. Cem Yılmaz’ın dalga geçtiği gibi kalabalık mekânlarda tuvalete erkek arkadaşlarının götürmesini isteyen ve buna alışık bir kadın olmadığım için şaşırdım. Daha şaşkınlığım geçmeden elimi nazikçe yakaladı ve tutmakla çekmek arası bir güçle beni kapısı yarı açık asansöre yönlendirdi.

Garip bir şekilde ne itiraz ediyor ne de yaptığımızı sorma gereği duydum. Odasının katının olduğu düğmeye bastıktan sonra elimi yavaşça bıraktı.

“-Lobi çok kalabalık ve İngilizlere eğlence malzemesi olmak istemem. Sakıncası yoksa odamda dans edelim” dedi. Bir yandan tedirginlikle, acaba beni asansörde mi öpmeye çalışacak? Diye bekliyor diğer yandan da dans edeceğimizin sevincini mazurca taşıyan bir sesle

“–Hayır, neden sakıncası olsun” cevap veriyordum.

Asansörde bir yandan aynada saçımı düzeltirmiş gibi yapıp, diğer yandan aynadan gelmesini isteyip, istemediğini kestiremediğim öpme teşebbüsünü kolluyordum. Herhangi bir teşebbüs için hareket etmediği gibi saçımı düzeltirken rahat edeyim diye başını çevirmişti.

Odası masa üzerindeki bir lamba ile hafifçe aydınlanmış, havadaki klasik oda kokusuna çıkarken sıktığı hafif ve enerjik parfümün kokusu sinmişti. Diğer ışıkları da açtı. Montumu alıp, beni oturma grubundaki berger koltuğa yönlendirdi. Telefonunda dans edeceğimiz parçayı ayarlayıp, reverans vari bir hareket yaparak beni dansa kaldırdı.

Odanın duvarlarına çarparak tekrar yankılanıp adeta hızlanan salsa müziği ile dans etmeye başladık. Figürleri eskiden aldığı derslerden hatırladığı kadarıyla yapıyordu ama kıvraklığı ayak ve kalça hareketlerinde belli oluyordu Azda olsa yaptığı dönüşler sonrasında yaptığı sarma figürlerinde, biçimli sporcu kollarını daha fazla hissediyor, ten kokusu ile bütünleşmiş parfümünü kokluyordum. Bir dönüş sırasında hafifçe elime değen sıkı kalçasını bir sonraki dönüşte tekrar dokunmamak için kendimi zor tuttum.

İlk parça bitip ikinci parça başlamıştı. İlk parçaya göre daha yavaş bu parçada adımları karıştırmadan yetiştirmek endişesi azalınca daha fazla dönüş ve sarma hareketini dansına katmıştı. Bu sayede beni etkileyen kokusunu ve vücudunu daha sık duyar hale gelmiştim. Dans ne zaman bitecek? Sonrasında ne gelecek? Nasıl davranmalıyım diye düşünürken ikinci parça da bitmişti.

Yeni başlayan parçanın ritmini duymayı diye beklerken, tek el tutuş pozisyonu bozmadan masanın üzerine koyduğu telefonuna erişip, müziği kapattı.  “- Komşu odaları daha fazla rahatsız etmeyelim, odaya kadar dans etmeye geldiğin için teşekkürler”  Odanın ortasında ayakta kala kalmış, söyleyeceği yeni cümleyi veya ondan gelecek sonraki hamleyi bekliyordum. Telefonun saatine baktığını görünce fırsattan istifade

“Ooo geç olmuş, hem yarın işe gideceğim” deyi verdim. Hafif muzip bir ses tonuyla

“-İyi de saati söylemedim ki, saatin kaç olduğunu nasıl anladın?” diye sordu. Kendimi ele verdiğim komik durumdan kurtarmak için hızlıca bir saat tahmini yayıp

“-Herhâlde saat 1 olmuştur” dedim. Fena bir tahmin değildi, saat 1’e 10 varmış.

“-Peki, o zaman ben yolcu edeyim, arabana kadar eşlik edeyim” diyerek hızlı ama nazik bir montumu alıp, giymem için tutmaya başlamıştı. Sık karşılaşmadığım, centilmenlik kokan bu hareket hem hoşuma gitmiş hem de artık gitmemi istiyor diye düşündürmüştü. Biz kadınlara özgü çelişkili ruh hallerimiz devreye girmişti; 15-20 dakika önce odadan nasıl çıkarım diye düşünürken şimdi nazik bir hareketten, “beni kovuyor galiba” ya yakın bir anlam çıkarmıştım. Üstelik geç oldu diyen de bendim. Daha ilginci öpme vb gibi bir teşebbüsü olursa nasıl savuştururum diye düşünürken şimdi bir dans sonrasında böyle teşebbüste bulunmadığı ya da en azından biraz daha kalmamı istemediği için kadınlık gurumu hafiften incinmiş hissediyordum. Galiba kokusu ve dans sırasındaki temaslar kafamı karıştırmıştı.

Bu karışık hisler içinde asansöre giden koridorda yan yana, uyumlu adımlarla yürüyorduk. Asansör çağırıp, gelen asansöre benle beraber binecekken. Hafiften ukala bir ses tonu ile

“-Gerçekten aşağıya gelmene gerek yok, arabamda zaten kapının önünde” deyiverdim. Tekrar bir asansörde ne yapacak düşüncesine girmek istemiyordum. Klasik olur mu vs. gibi nezaket itirazlarında bulunurken, beklemekten kızan asansörün uyarı sesi beni desteklemeye başlamıştı. Kapı yavaşça kapanırken el sallayarak bana veda ediyordu.

Herhangi bir şey yapmadığı, biraz kal demediği için gizliden kırılan kadınlık gururumu onarmak için aynaya dönüp, ne kadar güzel bir kadın olduğumu hatırlamak istedim. Saçlarımı düzeltirken mırıldar bile gibi bir sesle

”-Ne kadarda çekingenmiş” diye söylendim.

Kadın erkeği beğenmese de, istemese de, bir erkeğin onu beğendiğini ve istediğini göstermesi, taciz boyutuna ulaşmadığı sürece hoşa giderdi elbet. Üstelik onu istemesem de beğeniyordum. Yoksa bu yemeğe çıkıp, odasına kadar dans etmeye gitmezdim Yoksa gizliden gizliye istiyor muydum? Ama öyle olsa saati hatırlayıp gitmek istemez, kesin karşındaki erkeğe harekete geçirecek bir hamle yapardım.

Bu karışık düşünceler arasında aynada saçımı düzeltirken, o gece için hazırlanırken taktığım inci kolyenin takımı olan inci küpelerimden tekinin düştüğünü fark ettim. Maddi değerinden çok manevi değeri yüksek bir inci setin parçası olan küpeyi nerede düşürmüş olabileceğimi tahmin etmeye çalıştım. Otele ilk geldiğimde tuvalete girdiğimde küpelerin olduğunu hatırlıyor gibiydim. Ama asansörde çıkarken var mıydı, pek emin olamadım. Bu durumda küpe ya otelin lavabosunda üstümü düzelttikten sonra düşmüştü ya da onun odasında dans ederken. Hızlı ve tedirgin hareketlerle lavaboyu kontrol ettim. Odasında aramasını rica etmek için cebinden onu aramaya başladım. Çalıyordu ama açmıyordu. Bir an, resepsiyondan geri aramayı düşündüm ama resepsiyonist önünde garip bir içeriği yanlış yorumlanacak bir diyaloga girmek istemedim. Gerisin geri asansöre dönüp, odasının olduğu katın düğmesine bastım. Asansör yukarı çıkarken ne diyeceğimi düşünmeye başladım.

“Merhaba küpemin tekini düşürmüşüm, belki odada düşmüştür, bir bakalım mı? gibi bir şeyler söylemek aklıma geldi. Odasının kapısına kadar tedirgin adımlarla yürüyor bir yandan da telefonla arıyordum. Tam odanın kapısına yaklaşmıştık ki telefonun açtı. Şaşkınlıkla

“-Odanın kapısının önündeyim, küpemi düşürmüşüm, müsait misin? Gibi yarım yamalak bir cümle ağzımdan çıkıverdi. Konuyu anlamıştı

“-Tabii müsaittim, gel beraber arayalım, kapıyı açıyorum” dedi. Bir kaç saniye sonra odasının kapısında yeni yıkadığı yüzü ile belirdi. Hafif bir el hareketi ile beni içeriye buyur etti. Gömleğimi ıslamasın diye çıkarmış, pantolonunun üzerinden şekilli kolları ve omuzlarını belli eden atlet ile kalmıştı.

“-Dişleri fırçalayıp, yüzümü yıkıyordum, su sesinden telefonun sesini duymamışım kusura bakma”  

“-Önemli değil, sanırım küpemi dans ederken düşürdüm, benim için manevi anlamı olan bir setin parçası arayabilir miyiz?

Beraber arayama başladık. Klasik otel odaları gibi oda en aydınlık halinde bile loştu. İşimi çabuk bitirmek için kalın çorabıma güvenip, eteğimin açılmasına aldırmadan dizlerim üstüne çökerek ellerimle zemini yoklamaya başladım. O ise yatağın başucunda duran puf gibi şeyin kaldırarak altına bakmayla işe başladı. Ben yerde dizlerimin üzerinde zeminin farklı yerlerini yoklarken bir süre sonra onun durup beni izlediğini, görüntünün tadını çık farkında değildim.

Arkamdan yaklaşıp belimle kalçam arası bir yerden sarılarak, beni ayağa kaldıracak şekilde kendine çekti. Şimdi tam arkamda tüm vücudunu, ensemde ise nefesini hissediyordum. Kulağıma iyice yaklaşarak

“-Bu görüntüye daha fazla izlersem kendi tutamam, bana diğer küpeni göster, gündüz ışığıyla ararım, bulursam sana getiririm” dedi. Bu sözleri nefesi boynumu adeta okşarcasına ve kulağımın dibinde tüylerimi diken diken edecek bir şekilde söylemişti ki ne dediğini tam anlamadan, ona iyice yaslanıp, küpenin olduğu kulağımız üstündeki saçlarımı elimle toplayıp yukarı kaldırdım. Şimdi boynum gergin ve uyarılmış bir halde tüm çıplaklığıyla önündeydi. Hala beli sardığı kollarını çözmemiş ama adeta içinde dönebileyim diye gevşetmişti. Kulağıma küpeyi daha iyi görmek istiyormuş gibi biraz daha yaklaşıp

“-Çok güzel inci bir küpeymiş, mutlaka bulmam lazım” deyip boynumla kulak mememin birleştiği noktaya öpücükle hafif bir emme arası bir öpüş kondurdu. Biraz önce böyle bir teşebbüs olursa nasıl kurtulurum diye düşünen ben öpüşün ektisi ile elimi başının arkasına atıp, vücudumu yay gibi gererek bu harekete kontrolsüzce karşılık verdim. Öpme ile emme arasındaki öpüşler nazik ama kararlı bir tempo ile devam ederek boynumdan omuzlarıma doğru yaklaşırken, bir yandan artık durması söylemek için kendimde gücü arıyor, diğer yandan devam etmesi, daha aşağılara gitmesi için kafasını tuttuğum elimle saçlarını okşayarak cesaretlendiriyordum.

Direnişimin son kalesi de beni kollarının arasında 180 derece çevirip dudaklarıma ilk kelebekvari hafif öpücüğü kondurduğunda düştü. Hafif birkaç öpüşü, daha ateşli bir şekilde dudaklarını dudaklarıma bastırdığı öpüşler izledi. Her öpüş bir öncekinden daha ateşli hale geliyor, alt dudağımı her seferinde biraz daha onun dudakları arasına çekiliyordu.

Öpüşmenin ateşleneceği anlarda onun kafasını aşağıya, bluzumun dekoltesine doğru itmeye başladım. Zira kadınlık çelişkilerim devreye girmiş arka plandan “-tabii küpe için gelip, yerlerde sürünürsen adamın niyeti yoksa bile senin üstüne böyle atlar” diye söylenmeye başlamıştı. Bu ses nedeniyle artık yüzüne bakamadığım için onu aşağılara itiyor, öpüşleriyle göğüslerimde hatta daha aşağılarda bu sesi kapatacak sihirli düğmeyi bulmasını istiyordum.

Hızlı ama narin bir hareketle sutyenimin askıların aşağıya kaydırdı. Askının kayması ile ortaya çıkan göğüs uçlarımın çevresindeki halkalardan başlayarak kondurduğu birkaç öpücükle ile göğüs ucuma ulaştı. Göğüs ucumu dudaklarının arasına alıp öpücükle emme arası bir şekilde tuttu. İşte o sihirli düğmeyi bulmuştu. Bir göğüs ucumdan ötekini öpmeye geçip,  bıraktığını elliyle tutarken, direnişimin ve endişelerimin son kalesi düşüyor, heyecanımla kadınlığım kol kola girmiş kutlama yapıyordu.

Aynı anda sırtımdaki eliyle sutyenimin kopçalarını açmasıyla düşün sutyenim aramızda kaldı. Bir eli kalçalarımdayken bu işi tek eliyle yapabildiğine göre ustalaşacak kadar sık yapmış diye düşündüm. Kızgınlık ya da kıskançlıktan değil, bunu yaptığı diğer kadınlarla yaptığı şeyleri benle de yapması arzulamaktan doğan bir düşünceydi bu. Bu düşünceyle bir yandan saçlarını okşayarak kafasına bastırıyor, diğer yanda da ayna da yansıyan görüntümüze bakıyorum.

“-Sanırım iki inci buldum ama bunlar küpen değil” dedi, kafasına göğüslerimden kaldırıp bana doğru kaldırım gülümseyerek bakarken. Göğüs uçlarım gerçekten de inci gibi sertleşmiş ve onun öpücüklerinden kalan ıslaklıkla parlıyordu. Ama ıslak olan sadece göğüslerim değildi. Aynadaki yansıma ben iyice tahrik etmiş, içimde saklanan o “edepsiz” kadın kontrolü ele almaktaydı. Yine de erkek olarak onun biraz daha yönetmesine izin verebilirdim. Yine tek eliyle eteğimin fermuarını açıp, eteğin yere düşmesin izin verdikten sonra kalın çorabım üzerinden bacaklarımı okşamaya başladı.

Keşke kalın çoraplarımın yerine ince parlak çoraplarından birini giyseymişim diye düşündüm. Hatta keşke filmlerdeki seksi jartiyer çoraplardan olsaydı üzerimde de hem elleri çıplak kalçalarıma dokunsa ve ben de onu bu görüntü ile baştan çıkarsaydım.

Önümde hafifçe diz çökerek, dokunuşları bacaklarımın dışlarından içine doğru, öpüşlerini de göbeğime doğru taşımıştı. Artık bundan sonra ne geleceğini tahmin edebiliyordum.

Üstümdeki kalın kilotlu çorabı baldırlarımın ortasına kadar sıyırıp, g-string külotumun açıkta bıraktığı çıplak kalçalarıma elleri ile sıkma ile okşama arası bir kuvvetle dokunmaya başladı. Bir yanda da dudaklarını hafifçe bacaklarımın iç kısmında gezdiriyor, burnundan verdiği nefes ile adeta cinsel organımı okşuyordu.

Beni hafifçe yatağa doğru yönlendirdi ve önce ayakkabılarımı çıkarttı ve sonra nazik bir hareket ile kalın kilotlu çorabımı indirdiği yerden çıkarmaya başladı. İçimden şimdi o klasik erkekler gibi üstüme çullanacak diye düşünmeye başlamıştım. Oysa dizlerimi kıvırarak bacaklarımın içini gitgide yukarı çıkarak öpmeye başladı. Birkaç on saniye sonra dudakları külotumun önündeki dantelli kenarlardaydı. Yoksa birazdan düşündüğümü yapıp, kadınlığımla dudaklarını mı buluşturacaktı. Bir yandan arzu ile doluyor diğer yandan utanıyordum.

“Işıkları kapatır mısın?” diyebildim derinden gelen bir ses ile. Pembeleşen yanaklarıma ve hafiften titreyen göbeğime bakarak, “Işıkları kaparım ama seni görmek istiyorum” diyerek, yerinden doğruldu. Işıkları düğmeden kapadıktan sonra ayarlanabilir ayaklı lambadaki kısık ışığı biraz daha açtı.

“Lütfen onu da kapat” dedim. “Hayır, dediğin gibi ışıkları kapattım ama seni görmek istediğim için bu lambayı açık bırakacağım” diye buyurgan bir ses tonu ile cevap verdi.

Bu sürede kendimi biraz toparlamış, heyecanımı ve utangaçlığımı bastırmıştım. Gövdemi yukarı çekerek de bacaklarımı yatağın kenarından içeri almıştım. Yatağın kenarına döner dönmez, kitapta kaldığı yeri bir ayraçla kolayca bulmuşçasına külotumun üzerinden öpmeye devam etti. Bense ona belli etmeden külotumun kenarlarını sıyırarak, dudakları cinsel organımın dudakları ile buluşturmaya çalışıyordum. Ya artık dantelle boğuşmak istemediğinden ya da bunu fark ettiğinden

“İzninle kilotlunu çıkartabilir miyim? Diye sordu. İçim “Tabii ki çıkartabilirsin hatta yırtabilirsin” derken, içim de bilmediğim bir taraf her şeye rağmen. “Bilmem ki, hoş zaten çıkarmadan da her şeyi gördün” gibi nazlı bir cümle kuruyordu.

Nazikçe külotumu çıkarttı. Biraz önce öpüşleri ve benim kendi sıvılarım ile ıslanmış cinsel organımın dudaklarını parmakları ile aralayarak klit*risimi dili ile ufak bir öpücük kondurdu. Devamı dudaklarında eşlik ettiği bir emişe dönüştü. Artık aldığım zevk gitgide artıyor, son kaleler yıkılıyor ve ellerim başını orama bastırıyordu. Uyarılmaktan aldığı zevk ile iyice büyümüş klitorisime bir öpücük daha vererek başını kaldırıp. “Sanırım burada gerçek bir inci buldum, acaba küpenden mi düştü” diye gülerek bana takılmayı ihmal etmedi.

Bu sırada üstündeki atleti çıkarttı. Kolları kadar göğüs kaslarımda biçimliydi. Abartılı olmasa da karın kasları belli oluyordu. O öpüşlerle, dil darbeleri ve emmeleri ile beni iyice azdırıp, ıslattıkça ben kafasına bastırıyor, diğer elimle kaslı omuzlarını sıkıyordum. Böyle bir-iki dakika geçtikten iyice org*zma yaklaşmış ve deli gibi onu içimde istiyordum. Onun ise hiç acelesi yok gibiydi.

Yattığım yerden kalkarak pantolonu çıkarmak için düğmelerini ve fermuarını açtım. Çabuk bir el hareketi ile pantolonu aşağıya ittim. Külotunun üzerinden p*nisi okşamaya başladım. Onu istediğimi ve hazır olduğumu sözlerimle olmasa bile hareketlerim ile açıkça belli etmek istiyordum.

O da bunu hissetmiş olacak ki, külotunu kendi çıkartıp, kollarından güç alarak kalçasının ve p*nisi bana yasladı. Nihayet p*nisiyle, cinsel organım buluşmuştu. Kalçamı kıvırarak p*nisinin, cinsel organımın dışına ve klit*risime sürtmesini sağlarken ıslaklığımla onu içime almak için sabırsızlanıyordum.

Öyle ıslak hale gelmiştim ki bir anda onu içimde hissetmeye başladım. Biraz önceki vücutlarımızım o ahenkli aşağı yukarı hareketi yerini onu kontrolünde her seferinde biraz daha derine inen bir itişe bırakmıştı. Benim onu va*inamda tamamen hissetmek isteme karşın onu hiç acelesi yoktu. Topraktan hassas bir taşı çıkartır gibi yavaş ama her seferinde daha derine giden darbeler ile ilerliyordu. Bir anda kalçalarımı kaldırarak kendimi ona doğru iterek onu tamamen içime aldım. Va*inamdan artarak yayılan zevkin tadını çıkartıp, klit*risimden gelen baş döndürücü titreşimler ile birleştirip kendimi org*zmın kollarına doğru bırakmaya hazırlanıyordum.

Tam bu anda biraz önceki naziklik ve acelesizliğe tezat olarak hızla içimden çıktı ve buyurgan bir tonla “-Arkanı dön” dedi. Bir yanda o buyurganlığa eşlik edecek şekilde bacaklarımı tutarak beni çevirip, kalçalarımı kendisine göre hazırlıyordu. Direnebilirdim ama direnmedim. İstediği ve beni çektiği pozisyonu aldım. Çaktırmadan pre*ervatifini takıp, hızla tekrar içime girdi ve biraz önceki o yavaş darbelere inat, hızlı bir şekilde gidip gelmeye, kalçalarımı sıkmaya başladı.

Org*zm yolunun yarısından dönmeni hayal kırıklığı ve onu böyle azdırmış olmanın kadınsı gururu ile içimden “-Şimdi bo*alacak” dedim. Onu daha coşturmak için ama düşünmeden “hadi, hadi” diye sayıklamaya başladım. Boşalmıyordu, ilk andaki kadar hızlı olmasa da daha derin darbeler ile devam ediyordu. Klit*risimdeki sürtünmeden gelen baş döndürücü titreşimler, pozisyon değiştirmem nedeniyle kaybolmuş, yerini va*inamdan dalgalanarak gelen bir zevke bırakmıştı. Klit*risimde kaybolan ve beni hızla org*zma taşıyacak o hisleri yakalamak için kalçamdaki elini klit*risime doğru çektim ve kendi elimle buluşturdum. Klit*risim ikimizin parmakları arasında ıslaklığım ile kayıyor, beni zirveye taşıyordu. Tam o anda elini çekip kalçama okşamak ile tokat arası bir şaplak attı. Diğer elilyle de klit*risimi okşayan elimi yakalayıp kalçamın üstünde sabitledi.

“-Klit*risini okşarsam hemen org*zm olacaksın, bunu istemiyorum” diyerek biraz önceki vuruşun bir benzerini öbür kalçam ile buluşturdu.

Gerçekten de klit*risimi beraber okşarken org*zma iyice yaklaşmıştım ama bunu nasıl hissetmişti. Öyle çok fazla ses çıkaran bir kadın değildim ve zevkin denizinde olsam tedirginlikten hala kendimi dalgalara tam bırakamamıştım. Öte yandan bu yumuşak başlayan ve tatlı sert devam eden ilişki beni hoşuma giden bir kontrolsüzlüğe taşımıştı.

Bacaklarımı biraz açıp beni alçaltarak pozisyonumuzu biraz değiştirmiş ve yukarıdan daha derin bir pozisyonda içime girmeye başlamıştı. Pe*isinin her giriş çıkışta klit*risimin arkasındaki o meşhur noktaya değiyor, her temas boyna konan bir öpücük gibi içimi zevkle gıcıklıyordu. Bir yandan da eliyle sırtımı ve boynumu okşuyordu.

Artık o dönülmez noktaya pekte alışık olmadığım bir yoldan gelmiştim. Org*zm olurken va*inam ve tüm vücudum kasılmaya başlamıştı. Dalga dalga kasılan va*inam onun pe*isini içime hapsetmiş, o da bunu hissederek gel-git hareketlerini bırak ağırlığını vermeye başlamıştı. Kasılma ve titreme arası bir hisle artık org*zmın doruklarındaydım. Bu seferki gerçekten nadir yakaladığım, tartışmalara da konu olan  derinlerde gelen “va*inal” org*zmdı. Her org*zm candı ama bu daha fazlasıydı. Üstelik diğer org*zmlarımın tersine klit*risim aşırı duyarlı hale gelmediği için  hala isteğim devam ediyordu.

Artık kontrolü almalı, onunda baştan çıkıp zevkte kaybolduğunu görmeliydim. Önümü dönerek onu tekrar içime aldım ve kucak kucağa bir hale gelecek şekilde bacaklarımı ona sardım. Kendimin ve onun kalça hareketlerini senkronize ederek beraber aynı ritimde dalgalanmaya başladık. Klit*risim onun pubik kıllarına sürtükçe çok iyi tanıdığım bir şekilde tekrar org*zma yaklaşıyordum. Onu neredeyse kıpırdayamayacak hale getirmiş, kontrolü ben devir aldıkça gözlerindeki zevkin büyüdüğünü görmeye başlamıştım. Artık kendini tutamayacak noktalara yaklaştıkça her şeye rağmen kendi geri atıyor ve içgüdüsel olarak kalçasını itiyordu.

İçimde org*zm oluyor ve pre*ervatif üzerinde de olsa m*nisinin çıkışışını ve pe*isinin kasılmalarını hissediyordum. İçimden tam çıkmadan elini yakalayıp, kendini geri attığı için oluşan aralıktan klit*risimin üstünde diğer elimle buluşturdum. Buluşan parmaklarımız arasında klit*risim kayıyor, hangimizim parmağından geldiğini çözemediğim hazlarla beni org*zma taşıyordu.

Zaten fazlası ile ıslak ve hazırdım İkinci org*zmımı, tüm çekingenliğimin gitmesinin de etkisi ile bu sefer daha gürültülü bir şekilde yaşayıp kendimi onun üstüne bıraktım.

Yavaş yavaş sertliğini kaybeden pe*isinin içimde daha az yer kapladığını hissediyordum. Bu şekilde yaklaşık iki-üç dakika kaldıktan sonra kendimi yana bıraktım. Tatmin olmuş olmanın getirdiği yumuşaklıkla bir an göğsüne yatmayı düşümdüm ama bu çok fazla yakın özel anlam içeren bir hareket olurdu. Bir yanda da göz ucuyla arkasını mı dönecek yoksa hızla yıkanmaya mı kalkacak diye bakıyordum. Bunca yaşanan ve alınan zevkten sonra yine kadınlığın o garip soruları kafamı işgal etmeye başlamıştı. Tam bu sırada o elimi tuttu. Bana dönüp küçük bir gülümseme attı.

Biraz el ele yan yana yattıktan sonra, duşa gitmek istediğini söyledi hatta beni de davet etti. Onla duş almak cazipti ama biran ıslanınca sıçan kuyruğu gibi kalacak saçlarımı, gözümden akacak rimelleri, yüzümden çıkacak fondötenler ile oluşacak  manzarayı düşündüm ve ret ettim.

Odada yalnız kalmak ve makyajımı düşünmek tekrar ayaklarımın yere veya gündelik meselelere değmesini sağladı. Yarın iş vardı, ne giyecek giysilerim yanımdaydı ne de makyajımı silecek bir şeyler. Üstelik nasıl olduğunu anlamadan erkek arkadaşımı aldatmıştım.

Bu aldatma duygusu beni gitgide esir alıyor yaşanan büyülü anların tozpembe etkisini dağıtıyordu. Erkek arkadaşımın beni aldatmıştır düşüncesi bile bir nebze teselli etmiyordu. O duştan çıkmadan hızlıca giyinmeli ve emrivaki yaparak evime gitmeliydim. Hızla giyinmeye başladım, içimde ki düzen takıntısı nedeniyle kıyafetlerimi böyle spontane gelişen olaylara rağmen oraya buraya fırlatmamıştım ama içini dışına çevirmesi ve giymek vakit alıyordu. Banyoda çıkıp odaya girince beni giyinmeye çalışırken yakaladı.

“-Kalabilirdin ama gidiyorsun galiba” dedi.

Adam gibi bir kal” bile demedi diye içten içe kızarken “-Evet, gitmem gerek, yarın iş var ve kıyafetim yok ayrıca kedime mama vermem lazım” diye bahanelerimi art arda sıralım.

“-Sabah erkenden kalkıp tüm bunları yapabilirsin ama anlıyorum” diye yarı itiraz vari bir son tonuyla yanıt verdi. “-Hayır, yapamam yetiştiremem” deyip alabildiğince hızlı hareketler ile odadan çıkmaya çalıştım.

Hızlı adımlarla benden önce kapıya ulaştı, koluma doladığım montumu alarak giymem için tutmaya başladı. Bu kibar hareket hoşuma gitmişti ama bir yandan beni kibarca yolluyor hissine kapılmıştım.

Biz kadınlar gerçekten garip yaratıklardık aynı anda hem kendimizi suçlu hissedip o ortamdan kaçmaya çalışırken, suç ortağımızın gitmemize izin vermesi bize dokunuyordu.

Kapıyı açık bırakarak bana asansör hölüne kadar belinde havlu ile eşlik etti. Hatta biraz beklersem hızlıca giyinip arabama kadar gelebileceğini söyledi. İstemiyordum. İstediğim asansörde kendime uzun uzun bakıp, çeki düzen vermekti.

Asansörde kendime uzun uzun baktım, sanki aldatmış bir kadın olmanın yüzündeki bir izden belli oluyormuş ta, ben onu görmeye ve gizlemeye çalışıyordum. Aynı hissi bek*retimi kaybettiğimde yaşamıştım. Sokakta yürüyenlerin, eve girince ablamım ve annemin yüzüme bakıp artık bu bakire değil diyeceklerini sanmıştım. Bu sanrının önüne geçmek için o gece ders çalışma bahanesi ile bir arkadaşımda kalıp gece kızın başını baya ağrıtmıştım.

Resepsiyondan hızla geçip, dışarıda yüzüme vuran serin esintinin eşliği ile arabama ulaştım. Kontağı açmam ile favori salsa parçam kaldığı yerden çalmaya devam etti. İçimdeki suçluluğa rağmen dansımız ve sonrası aklıma geliyor ve yüzüme bir gülümseme yayılıyordu. Gözüme dolunay çarptı. Demem ki dolunayın kadınların istekleri üzerinde etkisi varmış diye içimden geçirdim.

Eve varır varmaz kediye mamasını verip, bir dubleden daha fazla bir viski doldurup, hızla içtim. İçimdeki anaç ve düzenli benle, dişil ve çılgın benlerin kavgası tekrar başlamadan sızmak istiyordum. Aldığım zevk ve org*zmların ektisi ve yorgunlukla sızıp kalmışım.

Sabah saat çaldığında önce gördüğüm karışık er*tik rüya bölünerek uyandım. İçimdeki istek öyle yoğundu ki yanımda olsa bu sefer ben üstüne atlayıp sevişmeyi başlatırdım. Gece uzun uzun sevişmiş olmaya rağmen, sabah uyanıp tekrar sevişmeyi istemenin böyle bir şey olduğunu hatırladım

Şaşırmıştım. Uykunun ve rüyanın etkisi ile suçluğumu azalmış, adeta bilinçaltım duruma el koymuş ve benlerin tartışmasında galibi dişil ve çılgın ben olarak ilan etmişti.

İşte yoğunluktan öğlene kadar dün geceyi pek düşünmeye fırsatım olmamış, öğlen arasında yemek yerken aklıma geldiğindeyse suçluktan çok yüzüme bir gülümseme yayılmıştı.

Öğlenden sonra resepsiyondan arayarak, bana gelen paketi almak için çağırdılar. Şehirde ki butik çikolatacıdan küçük ama şık bir paket gelmişti. Getiren çocuk yüzünde garip bir gülümseme ile bahşişini bekliyordu. Bahşişi aldım, kutuyu yukarı çıkardım. Meraklı bakışlardan kurtulmak için kutuyu açıp, kendime bir tane alıp kattaki arkadaşlarıma dağıtmaya hazırlanırken kutunun içinde kuyumcuların çeyrek altınları koydukları kutulara benzer bir kutu ve altına iliştirilmiş not kâğıdını gördüm. Hızla kutu ve kâğıdı cebime atıp, çikolataları ikram ettim.

Tuvalete kendimi sabırsızlıkla atıp kutuyu açtım. İçinde dün düşürdüğüm küpenin teki vardı. Bir kaç kere katlanmış ve güzel bir el yazısı ile yazılmış notu okumaya başladım.

İtiraf ediyorum; dün gece sen dans edip gittikten hemen sonra küpenin tekini ayağıma batınca bulmuştum. Geri dönünce önce biraz daha kalman sonra da ararken ki çekici görüntün nedeniyle söylemek istemedim. Sonrasında da vücudundaki en az inci küpe kadar güzel ve çarpıcı doğal incileri için derinlere daldım

Doğru –yanlış diye düşünmeden damaklarımda kalan tada en yakın bu çikolataları buldum. Bazen diyeti bozan gizli kaçamaklara”.

Bir dans, bir gece ve tek küpe İmza; Latin Lover…

Whatsapp dan ona yanıt yazdım; düzeltme-son dans, tek gece ve tek küpe.. imza; oğlak kadını…

Kadınların Fısıltılarını Yazan Adam

Not: Yazıda ki sansürleme hakkında, sitemizin tek gelir kaynağı google reklamlardır. Sansürlediğimiz kelimeleri de google yasaklı kabul edip, yayımlanması halinde reklam gösterimlerine izin vermemektedir. Bunun için sizlerden özür dileriz.