Okulsuz eğitim mümkün mü?

Ezber bozan insanları ve hayatları sever misiniz? Cevabınız evetse bu yazı tam size göre. Dış dünya okula hazırlık diye almış başını giderken çocuklarını bilerek ve isteyerek okul sisteminden çıkarmış bir ailenin babasıyla konuştum. Çocuklardan biri 8, diğeri ise 11 yaşında. Tam bir senedir okula gitmiyorlar. Anneleri Türk, babaları Alman… Aile isimlerinin açıklanmasını istemedi.

İstanbul’dan Bodrum’a taşındınız ve bu sırada çocuklarınızı okuldan aldınız. Bir senedir okula gitmiyorlar. Bu kararı nasıl verdiniz?

Çocuklarımızı okuldan alma fikri üzerine altı ay düşünmemiz gerekti. Kızımızı 2011 yılında İstanbul’daki bir özel okula yazdırmıştık. O okulda sadece 1. sınıfı okudu. Okul beklentilerimizi karşılamamıştı; fazla karışık, fazla pazarlamaya yönelik bir yerdi. İkinci okulu da maalesef daha iyi değildi. Sürekli değişen öğretmenler ve faydasız bilgilerden oluşuyordu. Kızımız sürekli stres içinde, sinirli ve aşırı yorgundu. Bir sonraki güne dair korkular yaşıyordu. 2014 yılında oğlumuzun da okula başlamasıyla beraber çocuklarımızın mutlu olmadıklarını ve daha önce tanımadıkları korkularla mücadele etmek zorunda kaldıklarını fark ettik. Okula gitme fikrine sevinçle yaklaşan oğlumuz sistemin içine girdikten sonra kısa zamanda hayal kırıklığına uğradı. Tam bir şey ilgisini çektiğinde dersin bitmesinden ya da diğer çocuklar tarafından rahatsız edildiğinden şikayet ediyordu. Okulların para kazanmak ve velilere tutulamayan sözler verilmek üzere kurulmuş oldukları kanısına vardık. Bunun bedelini ödeyenler de çocuklar oluyor…

Eşim ve benim çocuklardan iyi notlar almalarını, ödevlerini eksiksiz yapmalarını filan beklemiyorduk. Onlarla okulla ilgili dilekleri, problemleri ve hayal kırıklıklarıyla ilgili konuşuyorduk. Problemler gittikçe sıklaşmaya başladı. Özellikle de kızımız çok mutsuzdu. Bu da aile hayatımızı etkiliyordu. Okul zamanla rahatsız edici bir unsura dönüştü.

Aslına bakarsanız iki çocuğumuzda okulda gayet iyi performansa sahiptiler. Bu şekilde mezuniyete kadar devam edebilirdi. Lakin sürekli tekrarlayan problemlerle uğraşmak istemeyerek bir çözüm arayışına girdik. Birçok kitap okuduk, pedagoji ve nöroloji öğrendik. Özellikle de beynimizin nasıl çalıştığı ve öğrenmenin hangi şartlar altında gerçekleştiği ve de hangi koşulların öğrenmeyi olumsuz etkilediği sorusuna odaklandık.

Cevaplar bizi okul sistemiyle vedalaşmaya götürdü. Anladık ki alternatif bir okul yerine okula alternatif bir yaşam arayışına geçmemiz gerekiyordu. Bir konuyla detaylı olarak ilgilenildiğinde algıda seçicilik başlıyor. Daha önce farkına varmadığımız bağlantıları gördük ve bu da kararımızı hayata geçirmemizi kolaylaştırdı. Çocukları (aynı zamanda Alman vatandaşı oldukları için) Almanya’daki serbest eğitim okulu denen bir kuruma yazdırdık. Böylece bürokratik sorunlardan kurtulmuş olduk.

İstanbul’da yaşamaya devam etseydiniz yine böyle bir karar alabilir miydiniz?

Eğer 6 yıl önce Türkiye’ye yerleşmeye karar vermiş olmasaydık çocukları okuldan almak aklımıza gelmezdi. İstanbul’da yaşamanın zorlukları bu kararda büyük rol oynadı. İstanbul dünyanın en büyük şehirlerinden biri; dipsiz bir kuyu gibi ve gün geçtikçe kendisini tüketiyor. İstanbul içinde yaşayanların enerjisini bir daha geri vermemek üzere tüketen bir makineye benziyor. Yeni yaşantımız için şehri terk etmemiz gerektiğine çok çabuk ikna olduk; özellikle de çocuklarımız için.

Başka bir ülkeye de taşınabilirdik ama aynı anda birçok değişiklikle uğraşmak istemedik. Türkiye’nin dilini, kültürünü, insanlarını tanıyoruz. Havanın, denizin, çevrenin güzel olduğu büyük şehir olmayan ama belli olanakları sahip bir yer arayınca Bodrum’da karar kıldık. Çılgın kalabalıktan uzakta, ucuz, trafiksiz küçük ve bahçeli bir evde yaşıyoruz.

Okulsuz geçen 1 senenin sonunda geri dönüp bakınca aldığınız kararla aranız nasıl? Memnun musunuz ya da pişman olduğunuz yönler var mı? Çocuklar memnunlar mı? Günleriniz nasıl geçti?

Bitmeyen bir tatilde gibiyiz. Benim evden çalıştığım esnek bir ajandam var. Sabahları 9 civarı uyanıyoruz, birlikte kahvaltı edip o gün neler yapacağımızı planlıyoruz. Çocuklar neredeyse her gün dışarıdalar; genellikle plajda, bolca hareket ediyorlar. Gezintiler yapıyoruz, arkadaşlarla buluşuyoruz. Önceden belirlenmiş bir programımız yok. O gün canımız ne isterse onu yapıyoruz.  Bir senenin ardından kararımızdan pişman olduğum tek bir an bile yok diyebilirim. Okul konusunu kapattık. Çocuklar eskisine göre çok daha rahat, mutlu, sakin ve odaklılar. Zaten okulsuzluk kararını çocuklarla beraber almıştık.

Bir yıl 7/24 hep bir arada olmaktan sıkılmadınız mı?

Devamlı bir arada olmak kolay bir şey değil. Herkesin kendine ait alana ihtiyacı var. Bu yüzden arada bir çocukları bırakabileceğimiz bir yer olunca sevindiğimiz bir gerçek.

Okula gitmeyen çocuk öğrenemez diye düşünülür ya; sosyalleşmeyi ya da matematiği veya kurallara uymayı diyelim… Deneyiminizden yola çıkarak bunun hakkında biraz yorum yapar mısınız?

İnsanlar okul dışında bir yerde öğrenemezler mi, sosyalleşemezler mi gerçekten? Ötekilerin bizim için uygun gördüğü yıpratıcı bir sistem içinde yaşıyoruz. Hayatla ilgili birçok konuyu sorgulamıyor, olduğu gibi kabul ediyoruz. Okul da bunlardan biri. Öğrenmek, birinin bana anlattığı şeyi aklımda tutup, sonra bu bilgileri kağıda yazarak tekrarlamaktan ibaret bir şey değil. Çok daha komplike bir süreç. Öğrenme beyinde nöronların bağlantı kurmasıyla oluşuyor. Beyin bu bağlantıları kurmak için belli koşullara ihtiyaç duyuyor. Bu koşullar da kendimizi iyi hissettiğimizde, bundan keyif alırken ve öğrenmeyi istediğimizde oluşuyor. Çocukların baskı ve korku dolu bir ortamda öğrenebildiklerine inanmıyorum. Öğrenmiş gibi yapıyorlarsa da kısa sürede unutuyorlar. Geriye “bunu bir kere duymuş olabilirim” hissi kalıyor. Eğitim bu değil.

Çocuklar bir senede neler öğrendiler?

Tam olarak ne öğrendiklerini size söyleyemem. Okula giden bir çocuğa sorsanız o da söyleyemez. Emin olduğum şu ki onları gerçekten ilgilendiren ne varsa öğrendiler. Onlara keyif veren ve kendi seçtikleri birçok şey yaptılar. Koroya katılmak, rüzgar sörfü yapmak, yüzmek, dalmak, karatede turuncu kuşağa geçmek bunlardan bazıları…

Okul ve onun getirdiği sistemler çocukların mizaçlarını ortaya mı çıkarıyor yoksa kalıba mı sokuyor?

Okul itaatkar ve çalışkan olan aynı zamanda hiyerarşik yapıya sadık ve söylenileni zorluk çıkartmadan uygulayan insanlar yetiştirir. Okul mücbir olarak kabul edildiği için kendi faydasını her daim ispatlaması gerekmiyor. Bir ticari yapı gibi verimliliği ve faydası sürekli ölçülseydi eğer ortada okul diye bir şey kalmazdı.

Okul, öğrenmeyi destekleyen değil engelleyen bir yapı. Okullar dış dünyaya yabancılar ve dünyayı tecrübe etmeye dair herhangi bir faydaları yok. Özellikle ayrıcalıklı olmayan kimselerin kendi öğrenmeleri (öğrenme biçimleri/süreçleri kastediliyor olmalı) konusunda seçim yapma olanağını ellerinden alıyor. Hizaya getirmeye yönelik, ödül ve ceza prensibiyle işliyor. Okulla ilgili tek problem sistemin işleyişi değil. Ebeveynler çocuklarının işe yaramaz olacağına inanıyorlar ve bu korkularını bilinçsizce çocuklarına geçiriyorlar. Ya da çocukları hırslarının nesnesi haline getiriyor; kendi tamamlanmamış hayallerini onlar üzerinden tatmin etmeye çalışıyorlar.

İleride tekrar örgün eğitime geri dönmek isterlerse bunu yapabilecekler mi?

İstedikleri takdirde her daim okula geri dönebileceklerini biliyorlar. Lakin döndükleri okul artık özel okul olamaz; gereksiz bulduğumuz bir sistem için tekrar para vermeyi düşünmüyoruz; devlet okulu seçeneği önlerinde açık.

Üniversiteye gitmek isterlerse ne olacak?

Üniversiteye giriş için gerekli koşulları hem AB hem de ABD üniversiteleri için diledikleri takdirde dışarıdan tamamlamaları mümkün. Hatta ABD’deki en iyi üniversitelerden bazıları eğitimde farklı yollardan gelmiş öğrencileri özellikle istiyorlar.

 Çevrenizdeki insanlardan nasıl tepkiler aldınız?

Arkadaşlarımız ve tanıdıklarımızdan beklemediğimiz kadar çok destek gördük. Çoğu bizim gittiğimiz yolu seçmek isterdi lakin değişim herkes için çok kolay değil. Arkadaşlarımızın çocukları ise “Biz niye evde kalamıyoruz, biz niye okula gitmek zorundayız?” tadında kıskançlıklar yapabiliyorlar. Umarım bu sorular aileleri düşünmeye sevk eder.

Nasıl bir gelecek planlıyorsunuz?

Uzun dönemli bir planımız yok. Bağımsızlık halimizi korumak istiyoruz. Uzun seyahatler yapmak ve bu güzel dünyanın başka neresinde yaşayabiliriz diye bakmak istiyoruz. Bu istekleri maddi olarak karşılayabilmek üzere de çalışıyoruz. Çocuklarımız için de belirgin bir planımız yok. Okulsuz eğitim, çocukların yaşamlarını kendileri kurmalarıyla yakından ilgili. Biz de bu sırada onlara iyi ebeveynler olmak, yeteneklerini ve ilgilerini desteklemek için uğraşıyoruz.

Bu zamanda ve bu mekanda iyi/doyurucu bir hayat sürebilmek için ne gibi özelliklere ihtiyaç var? Çocuklarınız nasıl yetişkinler olsunlar istiyorsunuz?

Bu zor bir soru. Biliyoruz ki çocuklar ebeveynleriyle güçlü bir bağ kurmuşlarsa, koşulsuz sevgi alabildilerse daha iyi ve daha mutlu bir şekilde büyüyorlar. Çocukların rol modellere ihtiyaçları var. Eğer ebeveynler doğru rol model olamazlarsa çocuklar yanlış rol modeller seçebiliyorlar. İnsanın hayatındaki en önemli zaman çocukluğu. Kim olduğumuz ve olacağımızı belirleyen şey çocukluk. Mutlu ve doyurucu bir yaşamı zaman ve mekana bağlamamayı tercih ederim. İnsan her yerde yaşayabilir. İnsan hayatını istediği gibi değiştirebilir; genellikle bunun farkında değildir ya da cesaret edemez…

Çocuklarımın ilk etapta sağlıklı kalmalarını istiyorum. Bundan başka onlara yönelik bir dileğim ya da beklentim yok. Eşim de ben de ideolojilerden uzak bir hayat sürüyoruz. Sağcı ya da solcu değiliz, milliyetçi ya da liberal değiliz; kendimizi herhangi bir partiye ya da kulübe ait hissetmiyoruz, dindar değiliz. İnsanların nereden geldikleri, ten renkleri, cinsel eğilimleri ya da başka ilgi alanları olmasını önemsemiyoruz. Bize göre insan insandır. Herkesin, diğer insanlara ve tabiata dikkat ederek kendi istediği şekilde yaşamaya hakkı var. Çocuklar bizim hayatımızı bizle beraber yaşadıkları için bu halimizden etkileniyorlar. Eğer çocuklarımız bizi rol model olarak kabul ederlerse, görevimizi yerine getirdik demektir. Onların mutlu, doyurucu ve kendi karar verdikleri şekilde bir hayatları olacağına eminim.

Röportaj: Damla Çeliktaban