Okumasaydım Ben de Bilirdim Her șeyi

Daha önceleri yine okuyordum, ama belli bir düzen içinde değil. Son bir yıldır disiplinli olarak okumaya bașladım. Genellikle tablet bilgisayarda okuyorum, ya da e-kitap okuyucuda. Bir yıldır günde en az 80 kitap sayfası okudum, son bir aydır ise bunu günde 100 sayfaya çıkardım. Bir gün okuyamazsam, diğer gün telafi ediyorum okuyamadığım kısmı. Böylece son bir yılda okuduğum kitap sayfası yaklașık 30.000 sayfaya ulașmıș. Gelecek yıl için hedefim 35-40 bin sayfa. Makaleleri, okuduğum yazıları saymıyorum bu rakamın içinde, yalnızca kitap sayfası olarak ölçüyorum.

Genellikle üç-dört kitabı bir arada okuyorum. Bunlar sosyoloji, psikoloji, astrofizik, tarih, ideoloji, sanat, edebiyat ve felsefe kitapları genelde.

Peki bir yıl önceye göre kendini nasıl hissediyorsun diye sorarsanız, onu da söyleyeyim: kendimi daha cahil hissediyorum. Paradoksal bir durum bu, öğrendikçe Sokrates’in dediği gibi aslında hiçbir șey bilmediğinizi ve de bilemeyeceğinizi anlıyorsunuz.

Yani öğrendikçe cahilliğimiz de buna paralel olarak artıyor. Şöyle bir düșünelim. Giderek karmașıklașan sonsuz bir ağ üzerinde yürüyoruz ve yürüdükçe daha içinden çıkılmaz bir karmașaya düșüyoruz. Ağın iplikleri bizi sarıyor. Her gün okuyan bir insan bile ömrü boyunca 3-4 bin kitap civarında okumuș olur azami. Peki milyonlarca kitap, dergi, yazı, gazete ve yazılı diğer ürünler? Buna rağmen ne kadar bilgili olduğumuzu düșünürüz değil mi? Toplasan bir avuç bilgimiz yok aslında. İște bu nedenle cahil insanlar her șeyi bildiklerinden son derece eminlerdir.

Diğer yandan, her okuma eylemi, cahilliğin azalmasını sağlamaz. Örneğin gazete okumak cahilliği azaltmaz, aksine çoğaltır.

Düșünür Bertrand Russell șöyle der: “Dünyanın sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır.” [1]

Russell’in bu sözü ile așağıdaki Cornell Üniversitesi’nde yapılan test, birçok yazıda alıntılanmıștır. Ben de bu alıntılardan yola çıkarak kendi özgün görüșlerimi açıklamaya çalıșacağım.

 

“Dunning-Kruger etkisi”

Türkçe’de “cahil cesareti” diye bir deyim var, bu bilimsel olarak “Dunning-Kruger etkisi” diye de bilinir. Bu görüș, “Yetkin olmayan insanlar, vardıkları yanlış sonuçlar ve talihsiz seçimlerin yanlışlığını anlayabilecek kapasiteye sahip değillerdir.” görüşünü savunmaktadır.

Bu teori 1999 yılında Cornell Üniversitesi Psikoloji bölümü öğretmenlerinden by Dr. David Dunning ve  Dr. Justin Kruger tarafından yaratılmıș.[2]

‘Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.

Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.

Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.
Nitelikleri, eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.’

Cornell Üniversitesi’ndeki öğrenciler arasında bir test yapıldı ve klasik ‘Nasıl geçti?’ sorusuna öğrencilerden yanıtlar istendi… Soruların yüzde 10’una bile yanıt veremeyenlerin ‘kendilerine güvenleri’ müthişti. Onların ‘testin yüzde 60’ına doğru yanıt verdiklerini’ düşündükleri; hatta ‘iyi günlerinde olmaları halinde yüzde 70 başarıya bile ulaşabileceklerine inandıkları’ ortaya çıktı. Soruların yüzde 90’ından fazlasını doğru yanıtlayanlar ise ‘en alçakgönüllü’ deneklerdi; soruların yüzde 70’ine doğru yanıt verdiklerini düşünüyorlardı.”[3]

Anlatmak istediğim tam da buydu. İnsan öğrendikçe ve araștırdıkça bilmediğini düșünüyor. İște Dunning-Kruger Etkisi, çağımızın anti-entelektüel kimliginin de neden ve nasıl olduğunu açıklıyor bence. Bilim sürekli bir arayıș üzerine kurulu diyalektik olarak gelișen bir organizmadır. Dünün birikimiyle bugünü açıklar ve buradan geleceğe uzanır. Bilimsel olarak bugün herhangi bir konuda sunulan gerçek, yarın değișebilir. Çünkü bilimde dogmalara yer yoktur.  Bilim, bilmediğini düșünebilmektir özünde. İște bunun için, araștırma, öğrenme ve algılama sonsuzdur. Bilim gerçekliği arar, gerçeklik de sonsuzdur.

dfdfdf  Okumasaydım Ben de Bilirdim Her șeyi dfdfdf

 

Cahil insan, cahil olduğunu bilmeyen insandır

Hepimiz çok akıllı olduğumuzu ve çok șey bildiğimizi düșünürüz. Bilmediğimiz șeyler varsa bile, yine de akıllıyızdır kendimize göre. Oysa gerçekte hiçbirimiz en azından düșündüğümüz kadar akıllı değiliz ve düșündüğümüz kadar da çok șey bilmiyoruz.

Yașayan en büyük bilim insanlarından birisi olan Stephen Hawking șöyle der: “Bilginin en büyük düşmanı cehalet değil, bildiğini zannetmektir.”

İște insanın tarihsel paradoksu, bildiğini sanma yanılsamasıdır. İkili ilișkilerimizde de karșıdaki insandan daha akıllı olduğumuzu, onun tüm davranıșlarının nedenini bildiğimizi düșünür ve çoğu zaman empati yapmaktan kaçınırız. Bu nedenle ikili ilișkilerimiz karmașık bir yün yumağına dönüșür ve bașarısız oluruz. İlișkinin öznelerinden birisinin diğerini, ya da her ikisinin  birbirini küçümsediği bir ilișkinin bașarılı olma olasılığı yoktur.

Cahil insan, cahil olduğunu bilmeyen insandır ve iște bu nedenle her șeyi bildiğinden emindir. Ancak okuyan, araștıran, bilime inanan bir insan ise cahil olduğunu bilir ve bu yüzden öğrenmeye çalıșır, öğrenme sürecinin sonsuz olduğunun ve hiçbir zaman her șeyi bilemeyeceğinin farkındadır.

Bilgi öyle bir șey ki, öğrendikçe onunla ilișkili olan sınırsız sayıda diğer bilgileri de öğrenmeniz gerekiyor.

Keske yüz yıl daha ömrüm olsaydı da okusaydım. En azından ölene kadar okuyacağım. Ama geriye baktığımda, yine de sonsuz uzunluktaki bir kumsalda tek bir kum tanesi kadar bilgiye sahip olamayacağım. Ama bunu bilerek okumak daha da güzel ve anlamlı.

Hayatımızda en az kullandığımız kelime, ‘bilmiyorum’ kelimesidir. Bu kelimeyi daha sık kullanmaya bașladığımızda ise, o muhteșem kibrimizden ve kemiklerimize kadar ișlemiș cehaletimizi görmeye bașlayacağız demektir.

Bana herhangi bir șey sorarsanız, size yanıtım ‘bilmiyorum, ama öğrenmeye çalıșıyorum.’ olacaktır.

Ve son söz: Okumasaydım, ben de bilirdim her șeyi… 

Erol Anar