Öldürülen suçsuzları diriltecektir bir gün gerçeğin gücü… “Burası dingonun ahırı değil!”

Yoksul mahallelerinin çocukları Dilek ablalarını artık göremeyecek ancak daha iyi tanıyacaklar alçakları, haysiyetsizleri, bir kaç fazla beğeni için, bir kaç iyi kare için vicdanlarını köreltenleri…

Dilek Doğan! Bir Kürt, bir Alevi, bir emekçi, bir dergi dağıtımcısı…

25 yaşında, çakmak çakmak bakan gözüyle, siyah saçlarıyla Küçük Armutlu‘nun, yoksul mahallelerin çocuklarının Dilek ablası..

18 Ekim sabahı, sabah ezanından bir süre önce kar maskeli devletin maaşlı, silahlı elemanlarının evini basmasına karşı çıktığını için vuruldu.

Polis kirli ayakkabılarıyla içeri girdiğinde “Burası dingonun ahırı değil” demişti vurulmadan hemen önce…

Sabahın ilk saatlerinde bütün mahallelere yayıldı haber, Dilek ablalarının vurulduğunu duyan herkes hastaneye akın etmeye başladı. Yüreklerinden bir parça kopmuş, ailelerinden biri daha vurulmuştu. Canları yanıyordu, öfkeleri büyüyor, katlanıyor, kinleri daha da artıyordu.

Sonra bir hafta Dilek yatakta, yoldaşları, arkadaşları, kardeşleri, ailesi sokaklarda Dilek için direndiler. Dilek’in hesabını sormak için direndiler, herkese açıklamak istediler. Herkes duysun istediler.

Dilek’in ilk vurulduğu gün hastane önünde yapılan açıklamada annesi konuşamadı bile. Ağzından sözcükler döküldü ama sesi çıkacak kadar güçlü değildi.

Bir kızı annesinin gözü önünde vurdular.

Öpmeye kıyamadığı, dokunmaya kıyamadığı, eline diken batsa yüreğinden kan akacak bir ananın gözü önünde kıymetlisini vurdular. Çok rahattılar, yüreklerinde tek gram sıkıntı yoktu.

Sonra kendine gazeteci diyen biri çıktı, vuran kadar vicdansız, vuran kadar alçak bir şekilde aslında Dilek Doğan’ın canlı bomba olduğunu, abisinin polisin silahıyla vurduğunu yazdı. Bunu kanıtlamak için dergi dağıtımı sırasında çekilmiş fotoğraflarını yayınladı.

Bir dergi dağıtımı anının fotoğrafı suçlu olmak için yetiyordu çünkü. Buna inananlar oldu tabi.

Peki ya normal şartlarda devletin karşısında olduğunu söyleyenler?

Onlar bu süreçte neredeydi? Ne yaptılar? Neler yaptılar?

Kürdistan’da sokağa çıkma yasakları, katliamlar, ev baskınları, mahalle baskınları olduğu süreçte sosyal paylaşım ağlarında bir empati cümlesi dolanıyordu;

“Peki Kadıköy’de sokağa çıkma yasağı olsa ne yapardınız?”

“Komşunuzun evini bassalar, sizi vursalar ne hissedersiniz?” diye..

Oldu…

Gözümüzün önünde bir kadın polis tarafından vuruldu. Hiçbir suçu yoktu, hiçbir şeyle suçlanmıyordu. Devletin yasal mevzuatlarında olan bir şeyi istiyordu. Ama devletin maaşlı silahlı elemanları hem kendi devletlerinin çıkarttığı kanuna uymadı hem de bir kadını bunu hatırlattı diye vurdu.

Devrimciler dışında herkes sustu!

Kadın cinayetlerini durdurmaktan bahseden bir platform Dilek Doğan için tek bir satır yazmadı. Tek bir eylem düzenlemedi. Kendilerine Kadın örgütü diyen birçok kurum tek bir satır bahsetmedi. Oysa Dilek bir erkek tarafından vurulmuştu. Tamam kocası, sevgilisi, arkadaşı, akrabası değildi ama bir erkekti ve erkek egemen sistemin silahlı savunucuydu.

Ama sustular…

Konuşmadılar…

Tıpkı Ekin Wan, Günay Özarslan, Elif Sultan, Sakine Cansız‘da olduğu gibi..

Sonra Alevi kurumları…

Bir kaç tanesi dışında çoğundan tek bir satır çıkmadı Dilek Doğan için. Oysa Dilek Maraşlı bir Kürt Alevi ailenin kızıydı. Büyük ihtimal ailesinde Maraş Katliamı’nı görmüş, saldırıya uğramış olanlarda vardı. Ama sustular..

Konuşmadılar…

Muş‘ta, Dersim‘de Cemevleri bombalandığında, Gazi Mahallesi’nde, Küçük Armutlu‘da Cemevleri basıldığında sustukları gibi..

Ama nedense bir Alevi gazeteci Dilek Doğan’ın yaşamını yitirdiği haberini duyup ailesine vermek yerine twitter üzerinden paylaşmayı kendine bir hak olarak görmüştü. Bir kaç takipçi, biraz fazla beğeni için…

Dilek Doğan’ın ölüm haberi dolaşmaya başladığında ailesi böyle bir durum yok diyordu ama kendine gazeteci diyen kişi öldüğünü, cenazenin Adli Tıp’a götürüldüğünü söylüyordu. Polis tarafından kaçırılacağını bildiği halde ailesine söyleme gereği duymadan herkese duyurma çabası içinde olabiliyordu.

Yoksul mahalleler, devrimciler Dilek’in ölümü ile sarsılırken kendine gazeteci diyen biri daha bu sefer haber sitesinin reklamını yaparken Dilek için açılmış tagı kullandı.

Evet Dilek bir hafta süren direnme savaşında yaşamını yitirdi ama vicdanları kurumuş, bencillikler içinde yüzen birçok kişinin, kurumunda gerçek yüzlerini bize gösterdi. Kimin halkın yanında, kimin kendi çıkarları için halkın duygularını kullandığını gösterdi.

Dilek Doğan’ı halka karşı suçlu gösteremeyen devletin basını ise cenazesine yığınak yaparak bir olay çıkması için pusuda yattı. O da olmayınca Alevilerde yas için bağlanan kırmızı bandı annesi taktı diye onun üzerinden örgüt üyesi göstermeye çalıştı.

Dilek Doğan artık yok!

Olmayacak!

Birden sosyal paylaşım sitelerinde yeniden duygusal sözler dolaşmaya, acının popülaritesi kullanılmaya başlandı. Bu gibi durumlarda en çok ortaya çıkan ise Tezer Özlü‘nün sözü üzerinden yapılan durumlardı. “Burası bizim değil, bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi” sözüne atıfta bulunarak katillere lanetler getirildiği sanıldı. Oysa gerçek olanı, devrimci olanı Dilek vurulmadan önce katillere söylemişti;

“Burası dingonun ahırı değil”

İhtiyarların bir sözü vardır; “Sabah ezanını bir müminler bir de uğursuzlar bilir” diye. Sabah ezanından önce eli silahlı, maaşlı, çirkin, korkak, yüzsüz bir grup uğursuz bir devrimciyi daha katletmek için vurdu ancak daha da belli oldu artık saflar. Kim nerede, nasıl duruyor daha da belli oldu. Yoksul mahallelerinin çocukları Dilek ablalarını artık göremeyecek ancak daha iyi tanıyacaklar alçakları, haysiyetsizleri, bir kaç fazla beğeni için, bir kaç iyi kare için vicdanlarını köreltenleri

Kaynak: http://gezite.org/burasi-dingonun-ahiri-degil/