Orhan Pamuk kurnazlığı

Soner Yalçın: Ülkeyi terk etmek

Kızıyorum… Neymiş; Türkiye yaşanmaz ülke olmuş, yurt dışına gidip orada yaşayacaklarmış!

Bir anı paylaşmama izin veriniz:
Öğretmenim saydığım Ahmet Say, “İnsanoğlu İnsanlar” adlı anı kitabı çıkardı.
1954-60 yılları arasında müzikoloji öğrenimi için Almanya’dadır.
“Alman Sosyalist Öğrenciler Birliği” üyesidir.
Ateşlidir, uçarıdır, yüreği kanatlıdır. Dünyanın neresinde devrimci mücadele varsa oraya gitmek istemektedir. Hedefi, Fransa’ya karşı bağımsızlık mücadelesi veren Cezayir Kurtuluş Savaşı’na katılmaktır. Niye mi? Anlatır:
“Almanya’da rastlantı sonucu tanıdığım Cezayir Ulusal Kuruluş Cephesi’nden kaçak bir militan, cebinden çıkardığı Atatürk fotoğrafını bana gösterip, ‘İşte bizim gerçek önderimiz’ dediği zaman, antiemperyalist savaşımızın 20’nci yüzyılın ikinci yarısına da damgasını vurduğu kafama dank etti. Kökleri bizim Kurtuluş Savaşımızdan beslenen bağımsızlıkçı savaşta, Cezayir’de bulunmam işten değildi.”
Bir gün…
Türkiye’den gitmek zorunda bırakılan Nazım Hikmet’in Doğu Almanya’ya geldiğini öğrenir. Alman sosyalist arkadaşlarından misafir kaldığı evi öğrenir.
Heyecanla kapısını çalar. Kapıyı büyük şair Nazım açar.
Otururlar sohbet ederler. Nazım sorar:
– “Önümüzdeki yıllarda ne yapacaksın; planın ne?”
Ahmet Say, “Cezayir’e gitmek istiyorum” der!
– “Evet bağımsızlık savaşı veriyorlar…” diye söylerken Nazım, duraklayıp birden patlar:
– “Olmaz! Yanlış! Senin mücadele yerin yurdundur. Görmüyor musun yurdun halini? Emperyalizmi kapıdan kovduk, bacadan girdi. Gitmelisin. Cephenin ön saflarında bulunmalısın.”
Nazım Hikmet misafirini yolcu ederken, “Anladın değil mi meseleyi?” diye tekrarlar.
Ahmet Say anlamıştır; aradan on yıllar geçse de
asıl meseleyi hiç unutma- yacaktır…

CIA faaliyetleri

Peki… Emperyalistler bacadan nasıl girdi?
Yollardan biri CIA destekli ideolojik yayınlardı:
1) Said Nursi’nin talebesi ve avukatı Bekir Berk, “Hakkın Zaferi İçin” adlı kitabında, yayınladıkları Komünizme Karşı Mücadele dergisini Amerikan hükümetinin katkılarıyla çıkardıklarını itiraf eder!
2) 1944’te “Irkçılık ve Turancılık Davası”ndan yargılanan Nejdet Sancar, “Türkçülük Üzerine Makaleler” adlı kitabında “kültürel etkilemeyi” şöyle anlatır:
“Amerikalılar, komünizm ile mücadele yapacak bir kuruluş meydana getirmişler ve Moskof düşmanı Türk dünyasının mensuplarına yer ve vazife vermişlerdir. Üç ayda bir Türkçe çıkan ‘Dergi’ de çok faydalı yayınlar arasında idi.”
3) Türk Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı başkanlığı ve MHP milletvekilliği yapan Nevzat Köseoğlu, “Hatıralar Yahut Bir Vatan Kurtarma Hikayesi” adlı kitabında, “Amerika’nın desteğiyle çıkan dergiyi takip ediyordum” diye yazar.
4) Türkiye Komünizmle Mücadele Derneği kurucusu Zübeyr Yetik, “Geçmişten Notlar” kitabında ABD ile ilişkilerini saklamaz:
“Yönetim kurulu toplantılarının birinde mali kaynak bulma konusu tartışılırken, arkadaşlardan (MHP’li Burhanettin Semerkantlı), Amerikan Konsolosluğu ile görüşülmesini önerdi. Bu öneri kabul gördü ve neler talep edileceği konusuna geçildi. (…) Bizimkiler Amerikan konsolosluğu ile görüşmüşler, taleplerimizi iletmişler. Konsolostakiler, ‘Bunların sözü mü olur’ dercesine matbaa makinesi, ses cihazları ve daha bilmem neler vereceklerini söylemişler…”
Hani bugün FETÖ diyorsunuz ya!
Hani bugün “üst akıl” diyorsunuz ya!
Ertuğrul Meşe’nin yeni çıkan “Komünizmle Mücadele Dernekleri” adlı kitabını okumanızı tavsiye ederim. Emperyalizmin bacadan girmek için kimleri nasıl kullandığını yazıyor…

Orhan Pamuk kurnazlığı

Demek… Türkiye yaşanmayacak hale geldiğinden kimileri yurt dışına gidecekmiş!
Demek… Türkiye’nin bu hale gelmesinin başlıca sorumlusu emperyalizm merkezlerinde yaşayacaklarmış!
Yazık… Kimlerle aynı safa düşecekler anlamıyorlar!
Gazeteci Mine Söğüt’ün, yazar Pınar Kür ile yaptığı uzun sohbetin ürünü “Aşkın Sonu Cinayettir” kitabının yeni baskısı geçen ay çıktı.
Yıl, 1986…
Pınar Kür, “Asılacak Kadın” kitabını çıkarır. Muzır Kurulu kitabı yasaklar. Kitap toplatılır. Pınar Kür yargılanır.
O günlere dair anısını şöyle anlatıyor Pınar Kür:
“O sırada Orhan Pamuk da Can Yayınları’ndaydı ve bana, ‘Ne kadar şanslısın, yasaklandıkça daha meşhur oluyorsun’ dedi. Kendisi o zaman henüz benim kadar meşhur değildi! Sonra da, ‘Keşke benim kitaplarım da yasaklansa’ dedi! Neyse o işi de kıvırdı. Yasaklanacak nitelikte bir kitap yazmadı ama verdiği demeçlerle mahkemeye verilmeyi başardı. Ve dünya çapında patırtı kopardı…”
Orhan Pamuk’un meşhur olmak, ödüller almak için neler yaptığını biliyoruz. (B. Sadık Albayrak’ın yeni çıkan “Bestseller Okuma Kılavuzu” kitabını mutlaka alınız.)
Ne diyordu Kuvayi Milliye Destanı şiirinde Nazım Hikmet; “Ateşi ve ihaneti gördük!”…
Evet, “Pamuklaşmaya” ne gerek var arkadaş? Emperyalizmin koynuna gideceğinize, Türkiye’de kalıp emperyalizme karşı mücadele verin…
Bu topraklara şu mücadeleden başka hangi değerli mirası bırakabilirsiniz ki:
“Ateşi ve ihaneti gördük.
Dayandık,
dayandık her yanda,
dayandık İzmir’de, Aydın’da, Adana’da dayandık,
dayandık, Urfa’da, Maraş’ta, Antep’te…”
Bak! Gelecek hafta sonu İstanbul’da…

Ahmet Say’ın oğlu Fazıl Say bestelediği, Nazım Hikmet’in Kuvayi Milliye Destanı eserinin konserini verecek. Sen! Sahiden Nazım’ın dediği meseleyi anlamadın mı kardeşim? Gitme.

sozcu.com.tr